> Hayatta pişmanlıkları olmayan biri olmakla övünen ben, dün ilk defa bu seneki Bienal’e gereken ilgiyi başından beri göstermediğim için gerçekten çok pişmanım. 12 eylül ve 8 kasım tarihleri arasında yapılan ve bitmeye yüz tutmuş bu muhteşem enstallasyonu hakkını vererek gezmek, tam mesai kapsamında günde 8 saatten hesaplansa bile en azından 1 hafta sürebilir. Ardındaki yoğun çalışma ağzımı açık bıraktı. Enstallasyonu gezdikten sonra, açılış tarihi için 12 eylül’ün seçilmesinin hoş bir tesadüften ibaret olmadığını söyleyebilirim.

Bugünkü programım çok yoğun olduğundan, kitap fuarındaki seminerlere gideceğim ve malesef İstanbul’da ben ve fuar arasında 1,5 saatlik bir mesafe var, Bienal anılarını başka bir gönderiye bırakıyorum. Ayrıca Bienal’in Feriköy Rum Okulu’ndaki enstallayonuna dün yetişemedim. Son gün alelacale bitirmek istiyorum.
Yandaki tablo Museum of America Art’tan. 2004 yılında Berlin’de açılan bu müze 20. yüzyıl modern sanatının hatıralarını biraraya getirmeyi, korumayı ve sergilemeyi amaçlayan bir eğitim kurumu. Soğuk savaş döneminde Batı Avrupa’yı dolaşan Amerikan modern sanat sergileri yer alıyor. Oldukça ilginç. İçinde en az görünür ideoloji taşıyan bölüm. Sanat tarihini öznel ve siyasi çıkarlara dayalı bir zemin karşısında yeniden anlatma yolunda bir çaba.

Belirtmek lazımki, Bienal’i rehbersiz gezmenin hiç bir anlamı yok. Tamamiyle kavramsal bir çerçeve etrafında hazırlanmış ve düzenlenmiş. Modern sanatın en büyük dezavantajlarından biri de bu olsa gerek, birisi anlatmadıkça anlayabilmek zor. Dolayısıyla “aman canım, ben de bir şey zannettimdi bu bienal’i” şeklinde çıkanların az olmadıklarını tahmin edebiliyorum.

Bienal aynı zamanda Bertolt Brecht’e yapılan bir yüceltme. Fuar’dan günlüklerini alırken bunu bilmiyordum. Sadece oyunlarını ve kendisini çok sevdiğimden, takdir ettiğimden günlüklerini almıştım. Hoş bir sürpriz oldu. Bu arada medyayı takip etmemenin de utancını hissettim. Tüm Bienal, Brecht’in üç kuruşluk opera oyununun ikinci perde finali üzerine kurulmuş:

İnsan Neyle Yaşar?

Sayın baylar, bize hep ders verirsiniz:
“Aman, günah, ayıp, kötü, yanlış.”
Aç karnına kuru öğüt çekilmez.
Önce doyur beni, ondan sonra konuş.
Sende göbek, bizde ahlak nedense.
Şimdi bizi iyice dinle bak;
İster şöyle düşün, istersen böyle:
Önce ekmek gelir, ardından ahlak.
Artık vermek gerek, unutmayın sakın,
Tüm nimetlerden, payını yoksulların.

İnsan Neyle Yaşar?

İnsan neyle yaşar: Ezip hiç durmadan,
Soyup, dövüp, yiyip yutarak insanları.
Yaşayabilmek için hemen unutmalı,
İnsanlığını unutmalı insan.

Katı gerçek budur, kaçınılmaz.
Kötülük yapmadan yaşanamaz.

Efendiler bize ahlaksız dersiniz
Kötü kadın, utanmaz fahişe
Aç karnına suçlanmak hiç çekilmez
Önce doyur beni, ondan sonra söyle
Sende şehvet, bizde edep nedense.
Şimdi bizi iyice dinle bak;
İster şöyle düşün, istersen böyle:
Önce ekmek gelir, ardından ahlak.
Artık vermek gerek, unutmayın sakın,
Tüm nimetlerden, payını yoksulların.

İnsan neyle yaşar?

İnsan neyle yaşar: Ezip hiç durmadan,
Soyup, dövüp, yiyip yutarak insanları.
Yaşayabilmek için hemen unutmalı,
İnsanlığını unutmalı insan.

Katı gerçek budur, kaçınılmaz.
Kötülük yapmadan yaşanamaz.

WEILL/BRECHT, 1928
Türkçeye çeviren: Tuncay Çavdar
Reklamlar