>Bienal’in en geniş açıklaması ve başlangıç noktası Tophane’deki İstanbul Modern’in yanında yeralan Antrepo No:3 mekanındaydı. Salondan içeri girer girmez sağ tarafta çin malı minik ışıklarla yapılmış “Don’t Complain” yazısı şuna gönderme yapıyor: Birazdan içeride görecekleriniz içinde yaşadığımız dünyanın biz Bienal’e katılan sanatçılarca algılanan bir temsilidir. Bir çok sorunu olan bir dünyada yaşıyoruz. Ve bu sorunlar eklenerek, katlanarak yüzyıllardır süregeliyor. Bu dünyayı tamamiyle biz insanlar yarattık. O halde “Şikayet Etmeyin.”

Küçük bir parantez açarsak, bu seneki Bienal’in bir öncekilerinin aksine Zagrep’li 4 kadın küratörü var. 40 ülkeden gelen 70 sanatçı. 30 kadın. 32 erkek sanatçı. 6000 m2 genişliğinde 3 mekan. 141 yapıt. En genç sanatçı 27, en yaşlı sanatçı 76 yaşında.

Brecht’in 1928’de yazdığı Üç Kuruşluk Opera’nın zamanındaki şartların, fakirlik, katlimalar, ki şu anda etnik temizlik olarak adı yenilendi, ekonomik kriz ortamı, ataerkil bir toplumdaki kadının yeri ve koşulları sorunları aynen günümüzde de tüm hızıyla devam ediyor. Bir de fazlası var. Çevre sorunları.

Sergiye kavramsal çerçeveyi oturtan mülkiyet ve zenginlik paylaşımı çok çarpıcı iki yapıt ile gözler önüne serilmiş. Girişte şikayet etmeyin yazısının hemen yanı başında bulunan bir ekranda sanatçının ucundan düzgün zaman aralıklarıyla süt akan memeleri var. Fotografı çekerken sütün damlama anını yakalayamadım. Bize şunu söylemek istiyor. Anne sütüyle gelen, canlının beslenme ihtiyacının giderilmesi işlemi doğaldır. Yeryüzündeki tüm canlıların ve insanların beslenme hakkı doğuştandır ve kendilerine verilmelidir.
Ancak kapitalist dünyada bireylerin ekmek hakkı ellerinden alınmış ve kendilerine para karşılığı satılmaktadır. Üstelik de içi boş olarak. Serginin son yapıtı beyaz ve yüksek bir stand üzerine yerleştirilmiş içi boş ekmek dilimi.
Doğal ortamda her bir canlının doğum ve ölüm koşulları aynıdır. Aynı yeryüzüne, aynı şekilde doğarlar. Yeryüzü ise evrene aittir. Bugünün dünyasında ise yeryüzünün toprakları dolayısıyla canlıların hayatta kalmasına temel teşkil eden yeryüzünün evrene yani hepimize ait nimetleri üç beş kişi ve ülkenin elindedir. Kapitalist dünyada insanların en doğal yaşamlarını sürdürebilme hakları ellerinden alınmış ve paraya bağlanmıştır. Benim anladığım en kısa yollu açıklama bu. Zaten sanatçılarda bunu söylüyor.
Ekledikleri bir de şu var: Ve bu haksız düzeni korumak için biz hepimiz farkında olmadan canla başla çalışıyor, elimizden geleni ardımıza koymuyoruz. Burada da Brecht’in metinlerine bir gönderme var. Burjuva toplumunda mülkiyetin yeniden dağıtım sürecini konu edinen Üç Kuruşluk Opera’da şu saptama yer alır: “her suçlu bir burjuva, her burjuva bir suçludur.” Günümüzdeki paralellik son derece çarpıcı.
Bienal’in konusunun oldukça politik olmasına rağmen başka bir özelliği de propanda yapmayarak tarafsız bir şekilde dünyanın sanatçılar tarafından algılanışını temsil etmesi. Var olan tüm politika, sistem ve ideolojilere eleştirel bir gözle bakmamızı istiyor sanki. Düşünen varlıklar olarak bizde farkındalık yaratmak birincil amacı bu enstallasyonun. Her türden “izm”ler mercek altında.
Bienal’in geri kalanını başka gönderilere saklıyorum. Fotografları önceden yüklemediğim için her seferinde sayfa düzeni yapmaktan yoruldum. Yarın daha başka bir sistem kullanacağım. Söz.
Reklamlar