Param olmadığında bazen söylenir dururum. İstanbul gibi kültürel ve sanatsal etkinlikleri bol bir şehirde yaşıyorum ve ne etinden ne de sütünden faydalanabiliyorum. İsyan bayrağını açarım. Bu dünyada herşey zenginler için derim. Ama bazen de param olmasa bile olumlu bir insan olurum. Bu durum neye bağlı henüz keşfedebilmiş değilim. Bugünlerde daima pozitif enerji doluyum. Sürebildiğince sürsün istiyorum. Bana faydası şu, çok ilginç ama olmayacağını sandığım hayallerim gerçek oluyor. Sanki hayat, bunca süre benden Polyanna olmamı beklemiş gibi… İş buna kaldıysa eğer kolay ki…

Neyse fazla kurcalamadan, dün akşam yine dışardaydım. Şeytanın bacağını bir kere kırınca ardı arkası kesilmiyor. Bir ilk yazısında da değinmiştim, bu da ikincisi oldu. Çırağan Kempinski ve Kalem Ajans’ın birlikte düzenledikleri Okuma Günlerinin konuğu şu sıralarda Can Yayınlarından yeni bir kitabı çıkmış olan Oya Baydar’dı. Etkinlik ücretsiz, saray muhteşem, ikramlar hoş. Beyaz, kırmızı şarap, meyve suları, sıcak soğuk bir takım kanepeler, peynir topları vs… Dün vaktim vardı, erken gitmişim, pastırma yazı, sarayın bahçesinde deniz kenarında şöyle bir dolandım. Tarihi de pek bilmem ya, işte yüzyıl başında o sarayda yaşamış prenseslerden biriymişim gibi düşündüm kendimi. Birazdan denizden gelecek yakışlıklı prensini bekleyen…

Oya Baydar çok şeker bir yazar. Sevimli, sıcak kanlı, esprili, düşünür yazar. Daha önceden de romanlarını okumayı sevdiğim bir yazar. Sıradan bir okuma yapmak yerine biraz kitap hakkında konuştu, nelerden bahsetmek istediğini kimlerden etkilendiğini anlattı. Zaman zaman da okudu. Saramago’nun Körlük romanı onu derinden etkilemiş. Baydar’a göre Çöplüğün Generali, benim henüz okuma fırsatım olmamıştı, kendi çizgisinden uzaklaşarak yazdığı neredeyse gerçeküstü, fantastik de sayılabilecek bir roman. Günümüzden yaklaşık 70 yıl sonrasında geçiyor. İnsanlar 3 Maymun virüsüne yakalanmışlar. Bu virüse aynı domuz gribi gibi, bir de gerçekçi kod adı vermiş. H2M3. Üç Maymun salgını yaklaşık olarak günümüzde başlamış, öldürmediğinden farkedilmemiş ve virüs giderek herkese bulaşmış. Üç maymun virüsü adı üstünde, görmüyorum, duymuyorum ve sesimi çıkarmıyorum. Çağımızın hastalığı. Baydar, farkına varılsın istedim diyor. Daha sonra ne düşünürseniz düşünün, ne isterseniz onu yapın.

Romanın baş kahramanı Çöplüğün Generali hepimize çok tanıdık gelen bir figür. Her gün sokakta çöpleri karıştırken gördüğümüz ve görmezden geldiğimiz, hatta kimilerimiz tarafından kinle bakılan, tekme tokat kovalanan bir çocuk. Çöpleri karıştırırken bir gün bir asker paltosu buluyor. Çocuk ya, ne de olsa oyun onun işi. Havaya giriyor. Çöplerden bulabildiği ne kadar parlak şey varsa toplayıp, paltoya yıldız olarak yapıştırıyor. 4 yıldızlı bir general oluyor. Çöpleri çok iyi karıştırdığı için de arkadaşları ona Çöplüğün Generali lakabını takıyor. Hem sağır, hem dilsiz, hem de bir bacağı yok. Çöpleri karıştırırken biriken metan gazının patlaması sırasında kaybetmiş.

Baydar’ın okuduğu sayfalarda bu çocuğun bu patlamadan yarı yanık bir şekilde hastaneye getirilişi ve oradaki kadın doktorla karşılaşmaları vardı. Herkesin bu kimsesiz çocuk yaşamaz, tedaviye gerek yok dediği bir vakada Baydar’ın doktoru bir an çocuğun yerinde kendi oğlunu görür gibi oluyor ve tüm itirazlara rağmen, masrafları kendi ödemek pahasına ameliyata alıp yanık tedavisine başlıyor.

Daha sonra soru-cevap kısmında dinleyicilerin birinden şu yorum geldi.

“Oya hanım” dedi, kadın. “Bize bu kitabın her zamanki çizginizin dışında olduğunu söylediniz. Ancak ben buna tam olarak katılmıyorum. Biraz önce okuduğunuz kadın doktor ve yanık çocuk sahnesinde diğer kitaplarınızda da çok sık rastlanan bir yerine koyma olgusu var. Kadın doktor bu kimsesiz çöpçü çocuğu oğluna benzeterek bir an kendini onun annesi yerine koyuyor. Aslında hepimiz, yargılamak yerine bunu yapabilsek, bu dünya çok daha güzel bir yer olurdu.”

Reklamlar