>

Önceden haber vereyim oldukça uzun bir gönderi olacak. Biran evvel yazıp kurtulmak istedim. Hem konu güncelliğini yitiriyor, laçkası çıkacak. Bienal demek istiyorum yoksa Bienal’in kavramsal çerçevesi öyle pek kolay kolay güncelliğini yitirecek gibi değil. Bir de üstünden zaman geçtikçe benim bir türlü elim varmayacak.

Zıvanasız, geçen gün iyi bir konuya parmak bastı. Bu Bienal’in hedef kitlesi kimdir? e benzer bir şeyler söyledi. Geniş anlamda hepimiziz. Zaten farkında olsak da, olmasak da toplumsal bir unutma, bakıp da görmeme hali var üstümüzde. Daha dar anlamda benim gözlemlediğim hedef kitle ise gençler. Yarının yöneticileri, dünyanın bu gidişatını düzeltmeleri anlamında kendilerinden çok şey beklediğimiz gençler. Ve Bienal’i bu çerçeve içerisinde hedef kitlesine ulaşmış olarak değerlendirdim.

İlk olarak Bienal gerek sergiyi gezdiren rehberleri, gerek diğer çalışanları açısından tamamiyle genç bir kadroya sahip. Üniversite mezunu olup, henüz iş bulamamış olanlardan seçilmişler. Bienal’in konusu ve sanatçılar üzerine 4 ay süren uzun bir eğitim almışlar. Zehir gibiler. Dolayısıyla sadece sanat konusunda değil, tarih, coğrafya, güncel olaylar, belirli ideolojiler, etnik sorunlar, çevresel sorunlar, feminizim, ayrımcılık, sınıfsal çatışmalar gibi bir çok konuyu da tarihiyle ve geleceğiyle hatim etnişler. İkinci olarak, kimliklerini gösteren öğrencilere Bienal bedava. Ve etrafta öğrenciden başka kişi görmedi gözüm. Aslında bir parça yalan. Bienal’in ziyaretçilerinin büyük çoğunluğu üniversite öğrencisi gençler, diğer gençler, sonra yabancılar, inanılmaz derecede çoktular ve emekliler. Orta yaş insanı malesef nadide pırlanta misali tek tük görülüyordu.
Bienal’in hepsini fotograflamama ve burada yer vermeme imkan yok. Çünkü çok zengin. Sadece bana ilginç gelenlerden kısaca bahsedeyim. İkinci önemli nokta da sadece kapitalist düzen değil her türlü düzen eleştirilmiş.

Şirinler mantarına benzeyen yukarıdaki ilk fotograf Tahran’lı Sanatçı Shahab Fotouhi’nin Nükleer Bomba Sığınağı Taslağı. İçinde gökkuşağı renklerinde neonlarla ışıklandırılmış bir merdiven var. Hem koruma amaçlı, hem de tehtidkar bir yerleştirme.
Bize en sonda anlatıldı ama ben en baştan belirteceğim, sergiyi gezerken yerler de buruşturularak atılmış bir sürü kırmızı kağıt var. Üstlerine basılıyor. Bu kağıtlarda Kadına Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi (CEDAW) Türkiye Gölge Raporu Özeti var. 3 sayfadan oluşan bu özetin her bir sayfası ayrı bir Bienal mekanında yer alıyor. Bienal’i gezdikçe her birini toplayarak tüm raporu elde etmek mümkün.

Peki neden yerlerde? Çünkü bu rapora gereken önem verilmemiş. Bu önemli rapğorun bir şekilde görmüş olduğu muameleyi gözler önüne seriyor. Ayaklar altında.

Buradaki çocuk kitaplarının içerisine ise Yugoslavya’daki etnik çatışma ve parçalanma sırasında şifreli mesajlar saklanmış. Biraz ayıp olacak ama sanatçının ismini bulamadım.

Jumana Emil Abboud’un yapıtlarından bir tanesi bir Nar’ı konu alan bir video. Bir avuç içinde taneleri boşaltılmış bir nar kabuğu. Bir el durmaksızın nar tanelerini bir yerlerden alıp bu kabuğun içine sıkıştırarak, ezerek yeniden yerleştirmeye çalışıyor. Tanelerin suyu çıkıyor, şekilleri bozuluyor. Ancak o el ısrarla yerleştirmeyi sürdürüyor. Tüm kabuk dolunca video boş bir kabukla yeniden başlıyor. Anlamı şu: Yüzyıllar boyu gerek savaşlar gerek etnik temizlikler gerekse de mübadele sonucu yerinden yurdundan edilip başka yerlere zorla yerleştirilmeye çalışılan insanları temsil ediyor. Bu videoda bana göre en çarpıcı yapıtlardan bir tanesiydi.

Zagrep’te yaşayan sanatçı Mladen Stilinovic’in enstallasyonu bana çok ilginç geldi. Bir duvarda şerit halinde uzaktan bakınca gri gözüken yakınına gelince aslında o grilerin bitişik nizam daktilo edilmiş 3 sayısından oluştuğunu gördüğüm A2 boyutundaki kağıtlar duvardaki şeritin altında balyalar halinde yığılmış.

Tam karşısındaki duvarda ise yine A2 boyutunda ancak bu sefer tek bir sayfa kağıt ve tam ortasında tek bir 3 sayısı var. Rehber gelmeden pek de bir anlam veremedim. Ama rehberimiz şunu açıkladı. Bir duvarda fakirler diğerinde zenginlerin bulunduğu bir eşitlik.
Çalışmanın ismi “Kimse Görmek İstemez”. Dünyanın en zengin 3 kişisinin, en fakir 600.000.000 kişininkine eşit mal varlığına sahip olduğu gerçeğini yansıtıyor. 600 milyon kişi (3 x 200.000.000) şeklinde bulunmuş. Çarpıcı değil mi? Yapıtın yinelemeci yapısı bu eşitsizliği Bienal kapsamında ortaya koyan çok sayıda baskıdan oluşmuş.
Sanatçılar Etcetera. Bir grup görsel sanatçı, şair, kuklacı ve oyuncu tarafından 1997’de Buenos Aires’te kurulmuş. Tuhaf ve adı çıkmış jestlerle ve söylemlerle performatif anlamda oynayarak komik ve rahatsız edici durumlar yaratıyorlar. 2004’te yazılmış olan Hepimiz Erroristiz manifestosu tüm dünyada hatayı, karışıklığı ve sürprizi, yaşamın üretken niteliklerini olumlayan siyasi ve felsefi bir hareketin modeli haline gelmiş.

Errorist Kabare adlı enstallasyon’da bir tiyatro sahnesi, “Uluslararası Errorista” hareketinin çeşitli üyelerini temsil eden,

“silahlı” ve “yapılandırılmış insanlar” anlamına gelen “gente armada” adlı insan boyunda karakterler ve imgelerle çevrili. Bu karakterler arasında Yılmaz Güney, Che Guevera ve Deniz Gezmiş de vardı. Entellektüeller, sanatçılar, devrimciler ve sıradan insanlar arzu nesneleriyle konuşuyor ve umutlarla, arzularla ilgili gerçeküstü bir tartışma var. Bir şarap şişesi, çay fincanı ya da palyaço bir konuşma balonu içerisinde düşüncelerini aktarmış. Gerçeklik komedisi.
Bir Fincan Çay: “Kırıldım. Aşk bir hataya dönüştü ve hareketin etkin olduğu yer burası… Şimdi niye böyle kırılgan olduğumu anlıyorum.”

Yüksel Arslan. Kapital dizisi. Defterlerden çizimler. Çizimlerini çok beğendim. Her biri birer şaheser. 1969-1975.

Sanatçının retrospektifi halen Santral İstanbul’da yer alıyor. Gezilebilir.
Nam June Paik (1932 Seoul – 2006 Miami). 1937-1972 yılları arasından seçilmiş 44 Life dergisi kapağı, ki bayıldığım bir dergidir, ve 1983’ten bir özel sayı kronolojik olarak sıralanmış. Sanatçının özgeçmişine benzer bir şekilde, bu dergilerin üzerine konuşma balonları içerisinde bir takım “yaşam öyküsü” alıntıları yerleştirilmiş. Ayrıca kapaklardan çok şey çıkarmak mümkün. Mesela savaş yıllarındaki kapaklar, savaşı gayet estetik ve imrendirici bir uğraşmış gibi fotograflamış!!

Hrair Sarkissian’dan ürükütücü bir fotograf serisi. İnfaz Meydanları. Suriye’deki 3 şehirde, Halep, Lazkiye ve Şam, bulunan bu boş karelenmiş meydanlar bir zamanlar sivil suçluların halka açık biçimde idam edildiği meydanlar. Şu andaki görüntüleri çok masum.

Sanatçı Anna Boghiguian. Yunan şairi Konstantinos Kavafis’in (1863-1933) yaşamı ve yapıtını konu alan desen ve suluboyalardan oluşuyor.

Tanrının Antonius’u Yüzüstü Bırakışı
Geceyarısı ansızın duyduğunda
nefis müziklerle, çığlıklarla
görünmez bir topluluğun geçtiğini-
boşuna ağlama talihin döndü,
yaptıkların boşa çıktı diye,
tüm tasarıların hayal oldu.
Bunu çoktan bekliyormuş gibi, bir yiğit gibi,
veda et ona, giden İskenderiye’ye.
Hele, kendini kandırıp geçirme içinden
yalnızca bir düştü bu, belki de yanlış işittim, diye
alçalma böyle boş umutlar içinde.

Bunu çoktan bekliyormuş gibi, bir yiğit gibi,
böyle bir kente yaraşan sana yakışırcasına;
yaklaş pencereye kararlı adımlarla,
ve dinle heyecanla, bir korkağın
yalvarıp yakarışlarıyla değil,
son kez için titreyerek dinle o sesleri,
o gizemli topluluğun nefis çalgılarını,
sonra veda et yitirdiğin İskenderiye’ye.

Konstantinos Kavafis
Barbarları Beklerken
Çeviri: Erdal Alova
Fransız Sanatçı Michel Journiac (1935-1995) “Sıradan Bir Kadının Hayatında 24 Saat”adlı yapıtta cinsel rolleri kendi amaçları için kullanma ve düzenini bozma stratejisini fotograf döngüsünde sergilemiş.
Orta yaşlı, evli, alt orta sınıftan bir kadının yaşamı. Manken sanatçının kendisi. Alt başlıklar şöyle: Koca Uyanıyor, Ev İşleri, İşe Geliş, Düşler, Beklemek, Sevgili, Annelik, Erdemli Genç Bakire, Fahişe, Feminist gibi… Journiac’ın kadın dergilerindeki kalıplara uygun kılıklara girmiş bu portreleri sınıf, toplumsal cinsiyet ve genel anlamda kimlik odaklı egemen söylemi rahatsız etme becerisini korumuş.
Sanatçı Cengiz Çekil. 1976 yılında bir günce tutmuş. Eve dönebildiği her gün için sayfaya “BUGÜN DE YAŞIYORUM” damgasını vurmuş.
İçim acıdı. Bazılarımız için halen geçerli. Ve bu tüm dünyada böyle. Neredeyse ulusu yok.

Aydan Murtezaoğlu ve Bülent Şangar tarafından İşsiz İşçiler – sana yeni bir iş buldum! konulu bir ortak çalışma. Odanın girişinde bir genç ziyaretçilere parfüm koklamak ister misiniz diyerek küçük bir kağıda istediğiniz parfümü sıkıp veriyor. Tek işi bunu yapmak. Katılımcılar genç ve işsiz üniversite mezunları. İçerisi bir atölye ya da fabrikayı andırıyor. Buradaki gençlerse anlamsız edinimlerde bulunuyorlar. Şöyleki yukarıdaki iki gençten biri katlı tişörtleri açıp dağıtıyor, diğeri ise tekrar katlıyor. Tüm gün ve Bienal boyunca yaptıkları bu. Projenin amacı kapitalizmin “proleteryadan prekaryaya geçiş süreci”yle yarattığı toplumsal adaletin yenilgilerini ve azalışını sorgulamak. Ayrıca çok komiklerdi.
Yalnız bu gençler kısa bir süre için bile olsa, saçma bile olsa, yine de iş bulabildikleri için çok memnundular. Parfüm sıkan genç kız, işsizlik boyunca yok olmakta olan kendine güvenini bir parça bile olsa toparladığını ve bu Bienal’de bir çok kişiyle tanıştığını, konuştuğunu ve ilerisi için umutlu olduğunu anlattı.

1934 Şam doğumlu, Berlin’de yaşayan Marwan, Soyut Dışavurumculuk’a alternatif olan Yeni Figürasyon savunucularından. Yağlıboyalarında yoğun renkli zeminlerde yüzler ve bedenler var. İnsan başı başlıca konusu. Varoluşçu unsurlar, korkunç biçimde kesilip biçilmiş insan bedenleri ve insan başı motifinin saplantılı bir biçimde yinelenmesi “humanist” yaklaşımla pek bağdaşmıyor. İnsanların paranoyası ve yabancılaşması olgularının altını çizmek istemiş.

Zanny Beggy’den Şeker mi Şaka mı? Adam Smith’in Görünmez Eller teorisinden. Kapitalist düzene getirilen bir eleştiri. Sihirbaz şapkasndan tavşan çıkıyor. Ama her şey bir kandırmaca, aldatmaca. Sihirli eller sonunda tavşanı yok ediyor.

Reklamlar