>Domuz gribi korunma yöntemlerimiz yanda görüldüğü gibidir. Korkmadığımı söylemiştim ama yine de işi tesadüflere bırakmanın pek hayırlı olmayacağını düşünerek en yakındaki GNC ve eczaneden gerekli gördüklerimi eve depoladım. Bu şişedekileri her sabah evdekilere ve kendime yuttururken bizi uzay yolu filminin kahramanlarıymış falan gibi hissediyorum. Beslenme işlevinin de bu yöntemle çeşitli haplar içerek yapılacağı ya da mesela akşamları yatarken yataklarımızın şarja konulan pil yuvası gibi bir şekil alacağı ve günlük beslenmelerin biz uyurken yapılacağı günleri heyecan ve merakla bekliyorum. Bir yandan da ömrümün bunu görmeye yetmeyeceğini düşünüp zaman zaman tarifi imkansız hüzünlere kapılıyorum.

Bu arada domuz giribinden pek kimsenin ölmediğine şahit oluyorum. Sürekli etrafımda “Biz geçen hafta domuz gribiydik, ailecek yattık” laflarını duyuyorum. “Peki ailede fire var mı?” diye soruyorum. Cevap negatif. Ne düşüneceğimi bilmiyorum. iyice aklım karıştı.

Dünkü gönderiyi hazırlarken çok bunaldım. Dolayısıyla Bienal’den bahsetmeyi durduruyorum. Daha diğer mekanlar sıradaydı ama içimdeki ses yapma, ruh sağlığın için bunu yapmamalısın diyor. Ben de onu dinlemeyi tercih ettim. Zaten her deneyim yaşandığı anda yaşayan için güzel değil mi?

Tüyap’tan aldıklarımı hala kaldıramadım. Ortalarda dolanıp duruyorlar. Baktıkça içim açılıyor. Bu sabah Erdal Öz’ün anı üzerine bir makalesini okudum. Anılar yaşandıkları gibi anlatılamaz diyor, beyin onları dönüştürür. Ancak işin güzel tarafı beyin bunları dönüştürdükten sonra kendini de, yani beynin sahibi kişiyi de yaşanmışlıkların o şekilde olduğuna inandırır. Bu satırları okurken bir an çok mutlu oldum. Benimle aynı fikirde birini daha bulduğum için. Dolayısıyla anı ve tarih kitabı okurken daima bu durumun bilincinde okurum . Anıların yazılma tarzı, birinci tekil şahıs olması hoşuma gider. Bir de sevdiğim ünlülerin başlarından geçenleri anlatma tarzından onların kişiliklerini daha net tanıma fırsatı bulur ya daha çok severim ya da gözümden düşer.

Öff. Öff. Bugün iş çok. Okul taksidi yatacak. Kiki’ye ve bir arkadaşıma doğum günü hediyesi alınacak. Kiki plastik çizme istiyor. O alınacak. İstanbul bu sene yağmurdan kırılıyor. Çok yakında İstanbul’u sel aldı olacak. Şu an çok güzel bir güneş var. Beyaz peynir ve yumurta alınacak. Akşama taze fasulye ve balık yapılacak. Bir kaç sayfa çevirim var bitirilecek. Bir iş için telefon görüşmesi yapılacak. İki adet öykü taslağı çıkarılacak. Akşama Rumeli Hisarı’nda arkadaş toplantısı var, ona yetişilecek. Bir Armağanım Var yazısından sonra gönderilecek kitaplar için uygun zarf alınacak. Dün yol üstündeki kırtasiyeden bulamadım. Yarın postaya verilecek. Ayfer Tunç’un yeni kitabı bitirilecek. Pazartesi tartışma var. Salı gününe ise Suat Derviş’in Kara Kitap’ı bitirilecek. Gerçi o incecik bir şey, çabuk biter. Yarın öğleden sonra arkadaş toplantısına gidilecek. Pazar günü bana kaldı. Yaşasın Pazar. Hiç bir programım yok. Yani şimdilik.

Reklamlar