> Bugün durumda ne değişiklik oldu bilemiyorum ama fotografları bloga yüklemede hiç sorun yaşamadım ve çok çabuk hallettim. Dolayısıyla bugünkü gönderiyi abuk subuk fotografa boğmuş durumdayım. Sıraya göre birer birer gidiyorum. Hem de Power FM’de gevezeyi dinliyorum.

Yeni Yazı isimli yeni bir dergi keşfettim. Geçen ayki sayısı çok hoştu. Karar vermeden ve paylaşmadan önce bir sayı daha beklemeyi uygun görmüştüm. Bu sayıdaki dosyayı Ayfer Tunç’a ayırmış olması beni daha da memnun etti. Yazma sürecinden bahsettiği çok güzel bir röportaj yer alıyor. Ayrıca diğer dosyalar, öyküler ve şiirler de kayda değer.

Dün bahsettiğim ve gözüm kalan kitabın kapağı. Sağdaki adamın çirkinliğini gördünüz mü? Bu aralar çirkinlik ya moda ya da hep beni buluyor. Yeni Yazı’nın 2. sayısı “Kambur” konusuna ayrılmıştı. Edebiyat ayölyesinde okuduğum son kitap Suat Derviş’in Kara Kitabıydı ki onda da kambur bir Hasan var. Bu arada Suat Derviş oğlak yayınlarından çıkan bu ince romanı 16 yaşındayken yazmış. Ağzım açık kaldı.

Bu benim kediciklerden bir tanesi. Dün ben masa başında çalıştığım sürece onlarda dibimde yatıp durdular.

İşte tam bir uyum içindeler değil mi? Bir o tarafa bir bu tarafa döndüler durdular.

Burada da pozisyon değiştirmiş bulunuyorlar. Ben de kafamı onların içine gömmek istiyorum.

Bütün gün kıvrılıp memnun mesut uyuyabilme kapasitesine sahip olmak da güzel bir şey olsa gerek.

Bu fotograf yeni netbuk’um. Yeni çalışma aracım. Hala bir isim verebilmiş değilim. Henüz aramızda bir şefkat bağı kurulmadı galiba. İsim deyince Amargi Kitabevi’ne bir yavru kedi dadandı. Tekir mi tekir, çok şeker. Her hafta bizim tartışmaları kucakta dinliyor. Büyüyünce çok entellektüel olacak. Sosyal hayatı da düzenli. Yan sokakta kendine bir kaç arkadaş bulmuş bile şimdiden. Ama tek bir kusuru var, o da sürekli gaz çıkartıyor ve etrafı kokutuyor. İsmini de bu yüzden “Gazmo” koymuşlar. Duyunca koptum.

Doğal ürünler kullanma modasına uyarak saçlarımı doğal sabunla yıkamaya başladım. İşte yandaki korkunç hali. O benim lepiska gibi düz saçlarımın yerinde bu tiftik yumağı baş gösterdi. Yine de bir avantajı var. Aynaya bakmaz da ellerimle hissetmek istersem dolgun saçlara sahipmişim gibi bir hisse kapılıyorum. Bakalım ne kadar sürecek bu akım. Bu akşam sabunla yıkadıktan sonra üzerlerine limon sürmeye karar verdim. Gözleri parlatırmış ya, bakalım saçlara ne yapacak?

Son olarak bir şiirimi paylaşmak istiyorum. Bu şiir yazma işi de yeni moda. Dün akşam tren beklerken istasyonda aklıma geldi, ben de elimdeki yeşil kaplı deftere çiziktiriverdim:

Olmayan Sevgiliye Notlar
Bir hiç olsam da beni sever miydin?
Göğsümde hülyalara dalıp,
Tatlı tatlı demlenir miydin?
Evet demeni istiyorum,
Derinden.
Dönme bana sırtını,
İstesen de mantıken.
Güneş gibi tapılası kadın olmak istiyorum,
Bir hiç olsam da tepende parlamak istiyorum.
Sorma bana sakın,
Peki ben bir hiç olsam,
Sen beni sever miydin diye.
Biliyorsun cevabını derinden,
Söyletme bana yeniden,
Bende bu acımasızlık varken,
İstesem de sana evet der miydim?
Kedinin fareyle oynadığı gibi,
Bir ilişkim olsun isterdim, seninle.
Dar zamanlarda elimin altında,
Kendini bana yem edecek bir kalp olsun isterdim.
Tüm bunları bilsen de söyle bana ,
Yarınının meçhul olacağını idrak etsen de,
Benim bencil bir hiç olduğumu görsen de,
Yine de beni sever miydin?
Reklamlar