>

Daha önce bahsetmediğim ama Bienal’de çok ilgimi çeken yapıtlardan bir tanesi de Taşkent’te yaşayan sanatçı Vyacheslav Akhunov’un şu 1 metre karelik alanda kibrit kutularıyla yapmış olduğu enstallasyondu. Her bir kutunun içinde sanatçının 1976-1991 yılları arasında tuttuğu çok sayıdaki günlükten ve albümlerden alınmış küçük boy röprodüksiyonlar, desenler ve planlar var. İşin ilginç tarafı kibrit kutularının arka tarafları tek düze. Sadece iki çeşit. Sarı ve beyaz. Arkadan bakıldıklarında her birinin içinde saklı olan cevher görülmediğinden sıkıcı bir izlenim vaadediyorlar. Aynı insanlar gibi, biri erkek biri dişi. Başkaca da bir fark yok. Ancak biraz ilgilenir ve ön tarafa geçip bakarsanız her bir kibrit kutusunun içinde saklı olan birbirinden güzel çizgi desenlerin keyfine varmak mümkün.
Beni şu yönden çok etkiledi bu enstallasyon. Farkında olmasam da dış görünüşe önem verenlerden biriyim. Bazılarının içindeki cevheri çok geç farkediyorum. Bazılarınınkiniyse hiç farketmiyorum bile. Öööle bir de komik ön yargılarım var. Bir türlü beceremedim kurtulmayı.
Mesela, Oğuz Atay’ı bana tavsiye eden çok oldu. Hem de beğenilerine güvendiğim insanlar. Hep bir kenarda bir köşede satın alıp okumayı istedim. Geçen gün bir bankaya işim düşecek oldu. Kapıdan baktım çok kuyruk var. O anda evden çıkarken aceleden çantama okunacak bir şey almadığımı farkettim. Yazmak da içimden gelmedi. Öyle tepemden okuyan olursa kızarım kendi kendime hiç manası yokken diye düşündüm. Hemen bir koşu yan kitapçıdan Oğuz Atay’ın öykü kitabı “Korkuyu Beklerken”i aldım. İlk iki hikayeyi soluğum kesilerek okudum. Oğuz Atay Beyaz Mantolu Kadın’da benim bir kaç öykümde yaratmak istediğim etkiyi bir iki kelime ile şak diye oturtmuş. İkinci öykü Unutulan ise konu itibariyle tam bana göre bir şey. Okurken bir an ruh ikizimi bulmuş gibi oldum.
Gelgelelim Oğuz Atay’ın fotografına. Tamam geçmişte kalmış. O zamanlar hemen hemen herkes öyleydi, falan filan. Kendimi ne kadar zorlasam da Atay’ı görünce aklıma Orhan Gencebay geliyor. Ben Gencebay’ı Batsın Bu Dünya ile tanırım. İçini bilmem. Kitap yazdığını ve bu kitabında tam bana göre olduğunu söyleseler. Valla bir kulağımdan girer diğerinden çıkar. Çok bir kitapsız kalırsam ancak, ya da kafama taş falan düşerse okurum. Gerçi benim kafama çok taş düşer. Artık burcum itibariyle midir yoksa bana özel bir durum mu bilemem. Bugün ak dediğime yarın kara diyebilirim. Hem de hiç utanmadan:) Pişmanlık duymadan:) Bu sözleri biraz süzgeçten geçirerek depolamakta fayda var. Yine abarttım.
Neysem aniden çok sıkıldım. Aklıma akşama öykü yazmak zorunda olduğum geldi. Ben işime dönüyorum. Bugün bu kadar.
Reklamlar