>Sayılı günler ne kadar çabuk geçiyor. İşte tatilin son gününe geldik. Her seferindeki gibi neye niyet neye kısmet derken yine de niyet ettiklerimizin bir kısmını başardık. Bu bayram hafta sonuna geldiğinden midir nedir İstanbul çok kalabalıktı. İstanbul’un Darıca Hayvanat Bahçesi’ndeki küçük ama sevimli akvaryumundan , hala duruyor mu bilmiyorum, sonra gelen tek ve yeni açılan akvaryumu Turkuazoo‘daydık. Baştan belirteyim bizim için hayal kırıklığı oldu. Hele bir de internet sitesinin güzelliğine aldanarak gittiğimiz için beklentilerimiz oldukça büyüktü. Kızkardeşim ve Kiki bu konuda dünya çapında uzmanlardan sayılabilirler, yapılan bunca yatırımın yazık olmuş olduğuna kanaat getirdiler. Bana gelince çok yazık olduğunu düşünmüyorum. Bu bir ilk. Daha güzeli de olabilirdi, tartışmasız. Umarım sonu, kapanan Tatilya gibi olmaz. Tatilya’da güzel bir başlangıçtı. Daha iyileri takip edeceğine, iyice kötüleşip ortadan kalkmakla son buldu. Belki de kültürel olarak hazır değiliz. Belki de maddi açıdan hazır değiliz. Gerçi akvaryumdaki kalabalık göz önüne alındığında maddi açıdan hazır değiliz savunmasının biraz geçersiz olduğunu düşünüyorum.

Turkuazoo bilet fiyatları 18 ytl öğrenci 25 ytl yetişkin. 4 kişilik bir aileden itibaren az da olsa bir indirim var. Biz 5 kişiydik, 90 ytl verdik. Gişe’de indirimli bilet sormakta fayda var. Daha fazla anlatmadan önce bu akvaryum için seçilen yerin bir alışveriş merkezi olduğunu belirteyim. Forum İstanbul. Dolayısıyla inanılmaz kalabalık. Hem de Bayrampaşa’da. Gözlemlerime dayanarak Avrupa yakasının Asya yakasından çok daha kalabalık olduğunu söyleyebilirim. Hatta ispatlarım.

Biz gişelere erişebilmek için 1 saate yakın kuyruk bekledik. Sonra içerdeki izdihamı kelimelere dökerek anlatamam. Her bir akvaryumun önü seyircilerle kapanmış. Bu arada hem çocuklarını getirmiş hem de “ne var bu balıklarda bu kadar seyredecek anlamıyorum” tarzından yüksek sesle kalabalığa laf atanlar, hatta daha ileri gidip “bizim millete de akıl sır ermiyor, kardeşim bak şöyle bir sonra da geç, ne seyrediyorsun o kadar, allahın balığı işte ya” ve hatta daha küfürlü söylemlere vardıranlara kadar eğlenmeye gelmiş ama öfkesi burnunda (nasıl eğlenecekse artık, farklı bir anlayış) bir sürü kişi vardı. Benim de aklımın ermediği mantık şu. Madem balıkları seyretmeyecektik neden onca parayı bayıldık ki. Balıkların donmuş an’larını görmek istesek kitap alır bakardık. Hem de kuşe kağıda basılı, birinci kalite renkler, baskı. Yok mu sanki? Demekki akvaryuma gelmemizin nedeni başkaymış. Bak sen şu işe? Oldukça kızdım ama bir iki atışmanın dışında baktım olmayacak, kulak asmadım bu tarz yüksek sesten ortalığa laf atanlara. Bu da kültürel bir özellik. Ulu orta yüksek sesle söylenmek. Neyse yani sizin anlayacağınız akvaryumların içinde balıklar istif istif, biz insanlar da dışında istif istif, o 8000 metre kare dedikleri yeri oksijensiz kalma ve ezilme tehlikesi altında bir kaç saatte gezdik. Çıktığımızda hepimizin başı ağrıyor ve midesi bulanıyordu.

İçeride anlatmaya değer ilginç şeyler var. Hatta gidip görülmeli. Fotografların çoğu bulanık. Makinem çok iyi olmadığından loş ortamlarda çok net fotograflar çekemiyoruz. Kayda değer olan bazılarını çok yakında paylaşacağım. To be continued.

Reklamlar