>Geceleri birbirinden garip rüyalar görmeye devam ediyorum. Garip dedimse gerçeküstü, bilim kurgu türünden değil. Günlük hayatımın bir parçasıymış gibi duran ama yine de olmayacak şeyler. Fakat zaman zaman o kadar inandırıcılar ki, çoğu zaman ertesi günlerde gerçekten oldu mu yoksa rüyamıydı ayırmakta zorluk çekiyorum.

Dün gece yine benzer bir rüya gördüm. Şu an bile sahiden olmuş gibi etkisindeyim. Dün Dubai’de oturan ve bayram için İstanbul’a gelen bir arkadaşımla buluştuk caddedeki Starbucks’lardan birinde oturup sohbet ettik. Dubai’yi ben maillerde dolaşan lüks binalarından, otellerinden, palmiyeli beldelerinden tanıyorum. Ne uygarlık tarihini, ne etnik yapısını ne de bitki ve hayvan türlerini bilirim. Bir de elektronik aletlerin çok ucuz ama garantisiz satıldığını, gidenlerin bavul bavul alışveriş yaparak döndüklerini duyarım. Alış verişle çok ilgim olmayınca doğal olarak Dubai’de hiç merak alanıma girmemişti. Ama dün arkadaşımın anlattıklarıyla ilk fırsatta gitmek istediğim yerlerden birine dönüştü.

Bu güzel saatlerden sonra hazır çıkmışken okuma listemin kitaplarını aramak üzere Remzi’ye kadar uzanayım dedim. Her gidişte, bir de yerli yabancı dergiler kısmında uzun zaman geçiririm. Neyse aradığım kitap Sevgi Soysal’ın Yürümek. İletişim Yayınlarından çıkmış. Huyum kurusun bazı yol sormayı sevmeyen erkekler gibi ben de bir şey sormasını hiç sevmem. İlla ki kendimin arayıp bulması gerekir. Belki de lüzumsuz vakit kaybederim ama muradına ermenin, aradığını kimsenin yardımı olmadan bulmanın bende yarattığı mutluluğun yanında o vakit kaybının lafı olmaz. Yalnız bulamaz ve sormak zorunda kalırsam hafif ve anlık bir yenilgi havasının hüznü baş gösterir. Az da olsa surat asarım.

Kitap raflarında kitap aramak bir baş belasıdır benim için. Adres aramaktan beter bir durum. Bir kere her kitapçıdaki sıralama değişiktir. Yazar ismine göre, soyadına göre. Önce yayınevi sonra alfabetik sıralamaya göre. Türlerine göre. Bir de tamamiyle karışık sıralama diye nitelendirdiğim ama kitapçıda çalışanların şıp diye elleriyle koymuş gibi buldukları bir düzenlemeleri de var ki hala daha mantığını çözemedim. Her neyse Remzi’deki sıralama soyadına göredir. Bazıları için kolay olabilir. Ama alfabedeki harflerin hangisinin hangisinden önce ya da sonra geldiğini bir türlü aklımda tutamayan benim için bir kabustur. Sözlükte kelime aramayı da bu yüzden hiç sevmem. Ayrıca da evde alay konusu, çoluğun çocuğun eğlencesi olurum. Eğlenmek istediklerinde bana sözlükten kelime aratırlar. Nasıl çevirmen oldun derseniz, vallahi bu internet sözlükleri beni kurtardı. Neysem dün başladım aramaya, “se”leri “so”ları bulayım derken bir ara “şe”lerde gezindiğimi ve garip bir şekilde Şensoy Ferhan’ın hiçbir kitabının bulunmadığını fark ettim.

Ferhan Şensoy beğendiğim birisi. Tarzını esprilerini, öykülerini, oyunlarını, zekâsını çok severim. Özellikle Kalemimin Sapını Gülle Donattım isimli kendi öyküsünü anlattığı anı kitabını yere göğe sığdıramam. Bu kitabın sonu, Kanada’dan Türkiye’ye geri dönüşüyle ve anılarının devamını da en kısa sürede yazacağına söz vermesiyle biter. O gün bugündür üzerinden kaç sene geçti bilmem bu kitabın devamını bekler dururum.

Dün gece rüyamda annemle birlikte Ferhan Şensoy’un yeni oyununa gittik. Orta Oyuncular Beyoğlu’ndaki Ses Tiyatrosu’ndan taşınmışlar. Yeni yerleri Harbiye’deki Kenter Tiyatrosu. Ancak tiyatronun içi ve girişi eskiden var olan ve şimdi yerinde yeller esen Konak Sinemasının içi. Sahne arkası dehlizleri Tepebaşı’ndaki yanan eski tiyatronun, sahnesiyse Bir Yaz Gecesi rüyasının modern temsilini izlediğim yuvarlak sahne. Oturma düzeni Beyoğlu’ndaki Küçük Sahne. Ama Ses Tiyatro’sundaki gibi yanda localar var. Annemle ben de o localardan birindeyiz. Annem öndeki iskemlede, ben de arkada divan gibi bir şey var, işte onun üzerine yan yatmışım. Kolumu üçgen yaparak elimi başıma dayamışım, önümde çekirdeksiz üzüm tabağı oyunun başlamasını bekliyorum. Pek fazla seyirci yok. Tek tük. Oyun başlayacak. Sahne kenarına yığılı duran açılmış kırmızı kadife perdenin içinden, hani sahne yuvarlaktı demeyin rüya bu, Ferhan Şensoy çıkarak yanımıza geliyor. Annemle bir iki konuştuktan sonra bana doğru yaklaşıyor. Ben de ona neden anı kitabının devamını yazmadığını, senelerdir hevesle beklediğimi geveleyip duruyorum. Tamam diyor, ilk fırsatta yazacağım söz.

Sonra uyandım. İçimde kalanları en nihayetinde söyleyip yükünden kurtulmuş olmanın getirdiği dinginlik içinde ezelden beri sevmediğim pazar gününe artık başlayabilirim. Hem belki de Şensoy telepati yoluyla beni duymuştur ve rüyamda vermiş olduğu sözü en kısa zamanda tutar.

Reklamlar