> En sonunda Turkuazoo fotograflarının bir kısmını düzenleyebildim. İçerisi loş olduğundan ve ben de flaşlı çekim yapmayı sevmediğimden sonuçlar pek harika değil. İçlerinden en idare edenleri seçmeye çalıştım. Fotograflar çıkıştan girişe doğru dizili. Kronik acemilik işte… Hem nazar değmez! Turkuazoo’da en beğendiklerimden biri yukarıdaki anemon. Cep telefonumun kamerasından daha güzel bir fotografını çektim ama bilgisayara aktarmayı bilmediğimden şimdilik sadece kendim bakabiliyorum.


Çıkışın nadide parçalarından bir tanesi bu Yalnız Ahtapot. Valla tek başına içim acıdı. Gerçi ahtapotlar denizin dibinde de aile kurmuyorlar değil mi? O kadar belgesel seyrettim neden şu bilgileri bişr türlü aklımda tutamam? Gözleri çok etkiledi beni. Yatay yılan gözlü olduklarını bilmiyordum.


Aynı ahtapotun iç yüzü. Gel de sana bir sarılayım der gibi. Aman eksik olsun. Bir seferinde Foça’daydık motorla civarı gezmeye çıkarıldık. Siren kayalıkları muhteşem. Küçüktüm ama beyazlıkları gözlerimi kamaştırmıştı. Kaptanımız, yerli bir balıkçı. Size öğlene ahtapot yapayım dedi. İhtimal vermedik. Daha doğrusu annem ve babam inanmadılar. Ben o aralar söz sahibi olamayacak kadar küçüktüm. Kız kardeşim, benden de miniminnacık. Olur, dedik. Çünkü kayıktan bozma bir motordayız. Ve bizim kaptanın, dümeni tutan ellerinden başka hiç bir teşkilatı yok. Ayağındaki plastik terlikleri çıkarttı. Kayıktan bozma motorun kenarına oturdu. Paçalarını sıvadı. Bembeyaz ayağının topuğunu suya daldırarak kayaların altına doğru içiye soktu. Bacağını yukarı çektiğinde topuğuna kocaman bir ahtopat sarılmıştı. Eliyle kopardı. Başladı kayalara çarpmaya. Çarptıkça ahtapot köpürdü. İyice köpük köpük oldu. Sonra o köpükler eriyene kadar hayvanı taşlara sürttü. Sonra yine çarptı, köpürttü. Köpükler geçene kadar sürttü. Bu işlemi aşağı yukarı yarım saat kadar yaptı. Sonra yine iptidai bir şekilde bir yerlerden limonlu bir şeyler hazırladı. Pişirdi mi, karpaçio usulü mü oldu hiç hatırlamıyorum ama yumuşacık olmuşlardı. Ahtapot sevmesine severim ve yerim ama yerken hep bu, bana göre hunharca hazırlanış gelir aklıma hüzünlenirim.


Fenerbahçeli balık. Galatasaraylı’sı malesef yoktu . Beşiktaş’lılar vardı ama onları da ben çekmedim işte.


Bunun surat ifadesine ve şaşkınlığına bittim. Uzun uzun seyrettim. Gözümü alamadım. Arkamda kuyruklar birikti. Sonunda kavga çıktı. Önünden ayrılmak zorunda kaldık. Siz siz olun kesinlikle kalabalık bir hafta sonu gitmeyin. Doya doya seyrettirmiyorlar.

Meşhur köpek balığı. Ancak arkadan yakalayabildim dürzüyü. O kadar hızlı gidip geliyor ki. Jet motoru yutturmuşlar sanırsınız. Besleme seanslarınına rastlamadık. Ancak onca balıkla bir arada olup da nasıl efendi efendi dalgıçların yemeğini getirmesini bekliyor pek aklım ermedi.


İşte dalgıçların tünelde balıkları besleme saati. Dalgıç nereye, tüm balıklar oraya. Adamın elinde sefertası gibi bir şey var. Mamaları içinden çıkartıyor. Çok kalabalık olduğu için detaylı göremedik.


Altından geçilen ünlenmiş tünel akvaryum. Kalabalığa dikkatinizi çekerim. Nefessiz kaldık. Ayrıca tünel çok uzun. Temkinli girin. Sonu gelmek bilmiyor.


Sazan dedikleri bu olsa gerek. Kelimelerle anlatmaya gerek yok.

Minik Nemo balıkları. Bunlardan bir sürü var. Palyaço’larından diğer lacivertlerinden. Hepsini çekmedim artık. Bu bebek sürüsü çok hoşuma gitti.


Bu benekli de favorim. Tüm puantiyeli şeylere bayılırım. Akvaryumda tek başına salına salına geziyor. Eşsizliğin tüm farkındalığıyla…


Bu kerataya bakabilmek için 15 dakika kadar akvaryumun önünde boşu boşuna bekledikten sonra, kavga çıkarmak yerine diğerlerini iterek ve kakarak en öne geçebildik. Tabii sıra bize gelince ya da cebren ve hile ile de olsa ön safhalara ileryeyince biz de bir on beş dakika cama yapışıp kaldık. Benden söylemesi köpek balığından fazla ilgi çekti bunlar.


Bu garip şeyin adını bilmiyorum. Kuyruğu itibariyle vatoz’a benziyor ama değil. Bacakları istakoz cinsi kabuklu hayvan bacakları gibi. Dalgıç elbiseleri giymiş bir bayan havuzun içine girip bir tanesini yakalıyor ve ters çeviriyor. Hayvan hiç memnun değil tabii, düzelebilmek için debelenip duruyor. Bayan aman kuyruğuna dokunmamak lazım, omurgası kırılmış gibi olur zavallıcığın sonra şeklinde anlatmaya başlıyor. Biz de aval aval bakıyoruz.


Sonra bir de düzünden gösteriyor. Hatta uzatıp dokunun hadi dokunun şeklinde bizi teşvik ediyor. Kimisi çekine çekine, kimisi patdadanak elliyor. Şüphelendiğimiz gibi aynen bir kabuklu olduğunu onaylıyoruz. Dışı kaplumbağa gibi. Değişik bir deniz tosbağası bozması olabilir. İsmini bilmiyorum.


Deniz yıldızları gani gani havuzun duvarına sıralanmışlar.

Bazı yıldızlar ve yengeçler birarada. Birbirlerini yemekle meşguller. Canlı canlı kıyım var.


Bu da benekli vatoz. Çok şık buldum. Hem de mavi benekleri var. Ne kadar şeker değil mi? Florida’daki akvaryumda ziyaretçiler vatozları elle besleyebiliyorlarmış. Kız kardeşim anlattı.


Bu da vatozların iç yüzü. Şu kolye gibi dizili delikler ne işe yarar bilemiyorum. Tüm bu bilgileri öğrenecek kadar vakit geçiremedik içerde. Zaten pek fazla da bilgi yoktu. En iyi kaynak National Geografic kanal. Dizilerden, filmlerden gözümü alabilirsem arada seyredeyim bari diyorum.


Vatozlar topluca havuzun kenarında beslenme saatini bekliyorlar.


Taş balık. Hiç kıpırdamadan öylece dalın üstünde yatıp duruyor. Önceleri gerçekten heykel zannettim, ama değilmiş. 15 dakikaya yakın bekledik. Kıpırdamadı. Sonra yine kavga çıktı. Önünden ayrılmak zorunda kaldık.
Benden bu kadar. Yolunuz Bayrampaşa’ya düşerse, tekrar belirtiyorum hafta içi olsun, uğramadan geçmeyin.
Reklamlar