> Bugün bu kitap bitmeli. Akşama masaya yatırıp, enine boyuna kesip biçeceğiz. Şu an yarısındayım. İsminin Aile Mutluluğu olmasına rağmen içimden bir his, kitabın ana fikrinin bir kadın bir adamı nasıl mahveder olduğunu söylüyor. Yine de son sözümü kitap bitmeden söylemeyeceğim.

Bazı sayfalarda gözde büyütülen evliliğin aslında evlilik öncesi yaşanan heyecanı nasıl da sıfıra indirdiği o kadar net bir şekilde anlatılmış ki, hayran kaldım. Bana, biz insanlar ya da bazılarımız sadece Aşk’a aşık oluyoruz gerisi boş dermiş gibi geldi.

“Yarın sabah artık burada değil, Nikolsk’taki sütunlu, yabancı evde mi gözümü açacağım? Sergey Mihayloviç’in bize gelmesini bekleyip onu karşılamayacak mıyım bir daha? Katya’yla akşamları ondan söz etmeyecek miyiz? Pokrovsk’taki evimizin salonunda, piyanonun başında oturmayacak mıyız karşı karşıya? Karanlık gecelerde onu uğurlarken, başına bir şey gelmesinden korkmayacak mıyım?”

Aşkın en güzel anları o ilk zamanlar değil midir? Henüz tam keşfedilmemişken, en yakın kız arkadaşla yapılan konuşmalar, mantık yürütmeler. Sevilen hakkında dedikoduların en büyük eğlence kaynağı olduğu o büyülü anlar.

Her şey elde edene kadar, bir kere sahiplenildi mi tüm cazibesi ve heyecanı kaçıyor. Geriye beklentiler kalıyor. Birlikteliği sürdürmenin en güzel yanı günlük küçük heyecanlar yaratmak. Hatta hareket olsun diye huzursuzluk çıkartmak. Bunlar kitabın geri kalan bölümlerinde daha belirgin baş gösterecek sanırım. En azından benim beklentilerim böyle. Parantez içerisinde kitap okurken bile beklenti içindeyim tanrım! An’ı yaşamak bu kadar mı zor! Ama tüm kabahat yazarın beni beklenti içerisine o sokuyor:)

Maşa biraz daha aklı başında bir kız havasında, evleneceği günün sabahı şöyle soruyor kendine:

“Bugünden sonra Nadejda’sız, Katya’sız, Grigoriy’siz onların evinde kaynanamla birlikte mi oturacağım? Akşamleyin dadımı öpemeyecek, onun eski alışkanlığıyla beni kutsayarak, ‘İyi geceler hanım kızım!’ dediğini işitemeyecek miyim? Sonya’yı derslerine çalıştırıp onunla oynamayacak mıyım artık? Sabahleyin odalarımız arasındaki duvara vurunca onun çınlayan sesini duymayacak mıyım? Belki yadırgayacağım bu yeni hayat, bütün ümit ve beklentilerimi gerçekleştirecek mi? Sonra ne kadar uzun sürecek bu hayat?”

İşte bu son soru var ya beni çok etkiledi . Her şey sanki bir oyunmuş gibi. Belirli bir süre devam edecek sonra da, al misketlerini ver misketlerimi. Bugünün toplumunda aslında biraz da öyle gerçekler. Çabucak yapılan evlilikler akabinde ayrılmalar. Ortada kalan çocuklar ya da duruma çabucak ayak uyduranlar. Belki de bir geçiş dönemindeyiz. İleride aile kurumu diye bir şey kalmayacak. Aile Mutluluğu sadece insanların zihinlerinde var olan bir kavram olarak geçerliliğini yitirecek. Kimbilir?

Reklamlar