>

Aralığın yirmi altısı olmuş. Türkiye saati ile gece yarısı iki kırkdokuz , burası için ise henüz bir kırkdokuz. Üç gün önce yazmaya başlamışım ve iki fotograf seçiminden öteye gidememişim. Dolayısıyla tarih yirmi üçü görünecek.

Artık Copenhag’da değiliz. Aalborg’a geldik ve iki gündür durmadan kar yağıyor. Dün gece Noel’i
kutladık. Bu sabah köyde yürüyüş yaptık.
Dönüşte Kiki ile kızkardeş karda yuvarlandılar. Bahçeye kardan adamı diktiler. Fotograflar henüz makinede.

Biraz önce bugüne kadar çoğunu benim çektiğim 4.000 kadar fotografı büyük ekran televizyonda izledik. İyiler, kötüler, çirkinler, bulanıklar hepsi bir arada. Hepsi hoş. Hangi birini koyayım bilemiyorum. Seçim yapmak, düzenlemek zor. Feng Shui’ci arkadaşım yanımda değil.
Yolculuğun başından başlayarak anlatmak en büyük arzumdu. Malesef konuya ortasından girdim. Baştaki fotograflar uçak yolculuğundan kalma. 10.000 metrenin üzerindeki görüntüler bunlar. Bulutlar pamuk balyaları gibi. Güneşin batışı, daha doğrusu güneşin yeryüzüne inişi muhteşemdi. Uzun müddet türbülans içinde kemerler bağlı, İstanbul’un otobanlarını aratmayaak şekilde tangır tungur yol aldık. Bana ninni gibi geldi. Yarım saat kadar dalmışım. Yemek servisinin kaldığı yerden devam etmesiyle uyandım.

THY ben görmeyeli epey değişmiş. Bayan hostesler gitmiş yerini çok hoş ve çıtır bay hostesler almış. Biraz da biz kadınların gözü gönlü açılsın diye düşünen yöneticilere buradan teşekkürlerimi bildirmekte sakınca görmüyorum. Yemekler ayrıca mükemmel. Somon füme ve sarımsaklı börülce salatası ikilisi favorim oldu. Check-in yaptırırkenki can sıkıntısını ancak bu şekilde giderebildim. Check-in sırasında az kaldı uçamıyorduk. Yavuz hırsız ev sahibini bastırır misali yaklaşımım sayesinde havaalanında gecelemekten kurtulduk ve boarding kartlarımızı alabildik. Gerçi olayların geçtiği esnada yavuz hırsız olduğumun farkında değildim. Şimdi düşününce… ancak bu durumun inandırıcılık açısından benim lehime olduğu ortada.

Kız kardeşin acentası sağolsun bizim biletlere önceden check-in yaptırmış ve yer numaralarını almış. Sonra hafta başında kız kardeş de kontrol etti. Hatta bazılarının koltuk numaralarını değiştirdi. Ancak 24 saat evvelden konfirmasyonunu yapmadık. Aklımıza gelmedi. Güvenli ve kendinden emin bir şekilde kontuara yaklaşıp uçuşta yedek listede yer aldığımızı, uçuşun kalabalık olduğunu ve büyük ihtimalle uçamayacağımızı öğrendiğimizde uzun zamandır bu kadar sinirlendiğimi hatırlamıyorum. Kontuardaki check-in yapan o iki toy çocukla aramızda geçen konuşmaları anlatmak için henüz erken. Sadece canlarına okudum desem!!! Yeni işe başlayan bu iki densiz yer hostesini şiddetle kınıyorum. Ayrıca sinirlendiğim ve ileri geri konuştuğum için (gariptir ki başka türlü olsa uçamayacaktık), check-in’lerin konfirmasyonlarını uçuşun 24 saat öncesinden yaptırmayı akıl edemediğim için de kendimi şiddetle kınıyorum.
İşte böyle. Umarım yarın yine devam edecek vakti ve enerjiyi bulabilirim. Şimdi çok uykum geldi. Sevgili günlüğüm ve okuyanlar hala hayattayım ve yazmayı çok özledim. İstanbul seni çok özledim. Keşmekeşin bile burnumda tütüyor. Köprüden geçmek istiyorum. Trafik sıkışsın istiyorum. Boğazı doya doya seyredebileyim istiyorum. Burası çok ilginç. İnsanlar çok ilginç. Ben mutluyum.
Reklamlar