> Buranın saatiyle bizim saat arasında tam 60 dakika (saat kelimesini aynı cümle içinde 3 defa kullanmamak için dakika dedim. Yoksa başkaca bir nedeni yok) fark var. Havaalanına ayak basar basmaz ekipteki herkes saatini değiştirdi ya da değiştirmeyenlerin zaten saatle falan pek ilgisi yok. Ben tembelliğimden dedim ki, aman nasıl olsa 15 gün sonra geri döneceğiz ne gerek var. Tabii canım ne gerek var. İşte böyle kalkarsın sabahın kör karanlığında. Gerçi burası saat 9’a kadar sabahın kör karanlığı ya.

Dün Aalborg’un hayvanat bahçesine gittik. Yolda giderken kaybolduk. Buraya bir arkadaş ziyaretine geldiğimizden bahsetmiştim. O arkadaş beş senedir falan buralı. Dün hazırlandık giyindik, bebeği hazırladık, giydirdik, büyük ve konforlu pusetini yerleştirdik, bebeği maxicosi’sine koyduk. Zaten ekip kalabalık ancak iki araba gidebiliyoruz. Akabinde biz de arabalara bölüştük ve yola çıktık.

Bebekli olan kız arkadaş bir ara kaybolduk dedi. Hayvanat bahçesi buralarda bir yerde olmalı. Bakın işte şu modern müzenin paralelindeki sokakta olacaktı diyor. Modern müzenin oradan iki kere geçtik ama bir türlü hayvanat bahçesine varamadık. Etrafta ok cinsinden tabela falan da yok. Bu arada bizim keyfimiz yerinde Çünkü Aalborg’un mimarisi çok güzel ve yoldaki evlerin hepsini arabanın içinden fotograflama fırsatı buldum. Hem de çift sıra. Bir keresinde sağdakileri, diğer geçişte soldakileri. Kız arkadaş çareyi eşine telefon açmakta buldu. İşe bir erkeğin parmağı deyince biz bayanlar en nihayetinde yolumuzu bulabildik!

Bu olay ben de öyle bir rahatlama hissi yarattı ki anlatamam. Hani başınıza talihsiz bir şey geçer. Neden hep ben yaaa dersiniz ya. Sonra da aslında bu talihsiz şeyin başkalarının da başından geçtiğini öğrenince oh yaaa bir tek ben değilmişim olur ya işte aynı cinsten.

Daha önceden de anlatmıştım, doğma büyüme İstanbul’luyum ben. Zaman zaman uzak kaldığım oldu ama yine de İstanbul’dan başka şehir tanımam. Ümraniye’deki İkea ve Carrefour’a giderken hep kaybolurum. Üstelik oraları bilenler bilir, Tem yolunda bir kere kaybolunca taa Şile’lerden geri dönülür. Ben de her seferinde eşime telefon açar ve yolumu bulurum. Hatta bırakın Ümraniye’yi İstanbul’un neresinde olursam orayım eşimin telefon numarası “İmdat Kayboldum Hattı” gibidir. Neyse işte bilmem anlatabildim mi? Dün kaybolmaktan çok mutluydum.

Hayvanat Bahçesinin gişesinden içeri girdiğimizde saat öğleden sonra iki’ydi. Üçte ise tüm hayvanat bahçesi kapanıyormuş. Dolayısıyla içeri girmedik ve Modern müze’deki sergileri gezmek üzere kaybolduğumuzda önünden iki kere geçtiğimiz yere döndük. Akşam ise ertesi güne hayvanat bahçesini de sıkıştırabilmek için erkenden kalkar, bahçenin açılış saatinde içeri dalarız diye kararlaştırdık. Ben de yatmadan saati kurdum. Tabii Türkiye saati. Dolayısıyla kargalar daha yemeklerini yemeden ayaktayım. Yanımda kahvem oturmuş yazıyorum. O kadar özlemişim ki yazmayı çenem düştü.

Biraz evvel kız kardeş kapısını kapattığım salona daldı. Uyku mahmuru gözler, yatağın sıcağı burnuma kadar geldi. “Deminden beri 5 dakikada bir çalan alarm seninki mi?”
“Yok, canım olmaz öyle şey. Ben kalkınca benimkini kapattım” dedim ama içimde bir heyecan. Çıktım yukarı saati alacağım. Kiki’yle aynı odada yatıyoruz. Baktım yatakta yok. Duşa girmiş. Sonra annem aşağıdan fırladı. Derken diğerleri… Böylelikle bütün ev halkını uyandırmış oldum. Alarma gelince evet benim cep telefonun alarmıymış. Şu an hepimiz salondayız ve kalkma saatinin gelmesini bekliyoruz.

Reklamlar