>İstanbul’da hayat tam hızıyla devam ediyor. Dün akşam kendimi ayağımın tozuyla film atölyesinde buldum. Rus yönetmen Andrei Zvyagintsev’in Venedik Film Festivali dahil olmak üzere bir çok ödül kazanmış ve bir çoğuna aday gösterilmiş 2003 yapımı Dönüş filmini seyrettik. Türkiye’de 2005 yılında gösterime girmiş. O yıllarda kaçırmış olmam büyük yazık! Farklı kararkterlere sahip iki erkek kardeşin 12 yıldır görmedikleri bir babayla çıktıkları yolculuk sırasında hesaplaşmaları üzerine. Psikolojik olduğu kadar evrensel insanlık tarihine de bir gönderme var. İktidar konusu farklı bir şekilde işlenmiş. Öykü basit ama çarpıcı. Merak unsuru filme baştan sona hakim. Sürükleyici. Hatta bazı kutular açılmadan kalıyor. Sırlar gömülüyor:)

15 gündür unuttuğum metrobüse binmek müthişti. Ben görmeyeli bir çok jeton alma makinesi eklemişler. Akbil doldurma makineleri gelişmiş modellerle değiştirilmiş. Belediyenin hızına yetişmekte zorlanıyorum.

Unuttuğum ikinci şey de İstanbul yaya trafiğinin TERSO’luğu. Danimarka’da yayalarınki de aynı araç trafiği gibi sağdan işliyor. Çocukluğumda da bize böyle belletmişlerdi. Sağdan inip sağdan çıkacaksın. Yılların verdiği bu alışkanlık Londra ve Kıbrıs’ta bulunmadıkça pek sarsılmıyor. Gerçi oralarda da bir müddet sonra alışılıyor. Tecrübeyle sabittir.

Ancak, metrobüslerin İstanbul yaşamına katılmasıyla ülkemizin durumunda biraz değişiklik oldu. TERSO’luk da burada zaten. Metrobüslerde yaya trafiği İstanbul araç trafiğinin aksine soldan işliyor. Gişeler, çıkış turnikeleri, vs. hep o düzende yapılmış. Sun Tzu’nun Savaş Stratejilerinden aklıma Saşırt, Saldır ve Kazan geldi. Bu durumda kime ve neden savaş açıldıysa bilemiyorum tabii? Özellikle de en kalabalık istasyon Mecidiyeköy’ün durumu bu düzenin en hakim olduğu mekanlardan birisi. İş çıkış saatlerinde bu durağın üzerinden helikopterle bir video çekimi yapılmalı. Yok ben kendim tecrübe edeceğim diyenler içinse jetonlar 1,5 ytl.

Bir zamanlar bir kitap okumuştum. Mutluluğun 15 kuralını (uydurmuş olabilirim yaklaşık diyelim) ülke ülke gezerek ve yaşadıklarıyla listelemiş, hastalarını mutlu etme derdinde olan bir psikiyatrın öyküsüydü. Kurallardan biri “Kıyaslamalar Mutsuzluk Getirir” gibi bir şeydi. O zamanlar kendisine çok hak vermiştim. Şimdi ise dolaylı yoldan şu kanıya vardım: “kıyaslamalar edebiyatı körükler, edebiyattan da mutluluk doğar”. Yani yaşasın farklılıklar.

Mutlu olmak için farklılıkların, tezatlıkların, garipliklerin farkında olmak yeterli. Zaten Cennet’i de bu yüzden terketmedik mi? Ama niye hep Cennet’e geri dönmek istiyoruz. Bu da ikinci bir bilmece?

Fotograf : imdb.com

Reklamlar