>Fotograf seçmeye çalışırken köşedeki ağacın altına der top olmuş yuvalanmış şu yılan çok ilgimi çekti. Bir an kendimle özdeşleştim. Ben de şu anda böyle toplanıp büzüşüp kış uykusuna yatmak istiyorum.

Sonra da şöyle düşündüm. Neden yılan? Evde kedi de var. Onlar da der top olup yatıp uyurlar. Ama kedilerin imajı sevimlidir. Ay ne şeker şey derim. Sevim, öperim, koklarım, ısırırım, oyun oynarım. Kendimden biri gibi davranırım. Kediler pasif yaratıklardır. Dürtmezsen yerlerinden kıpırdamazlar. Ya da bir koltuktan diğerine geçer yine aynı pozisyonda yatar uyurlar. Tabii tok (ev kedisi olunca her konuda tok oluyorlar) kedilerden bahsediyorum.

Halbuki yılandan korkarım. Korkmaktan da öte saygı duyarım. Çünkü örümcekten de korkarım ama o korkunun yanı başında bir tiksinti de vardır. Yılana saygı duyarıım dedim ya. Hızlı davranıp zehirli dişiyle ısırarak beni öldürebilme gücü karşısında eğilirim. İktidarına teslim olurum. Hayranlık duyarım.

Belki de bir gün, ben de uykumdan uyanıp etrafımdakileri sokarak varlığımı ve üstünlüğümü kanıtlamak istiyorum. Şu da varki ben aynı zamanda da yufka yürekliyim. Yılan olup soksam bile sonrasında vicdan azabından ölürüm. Belki de kendimi sokarım. O zaman akrep miyim nedir? Akrepten de nefret ederim.

Aslında mesele şu: çok kızgınım ve kızgın olduğumdan dolayı yazıyorum. Çok düşündüm Orhan Pamuk’un sözlerinde gerçek payı yok değil. Peki kime bu kızgınlık? Topluma ya da düzene ya da doğa kanunlarına, hatta yüce güçlere karşı gibi görünse de değil. Yalan aslında. Kendime kızıyorum. Sadece kendime. İşte onun için yazıyorum, kızdıkça daha çok yazmak istiyorum.

Reklamlar