>Uzun zamandır Hamster’lardan bahsetmek istiyordum. Kısmet bugüneymiş. Neden derseniz, dün gece çok kötü fena bir şey yaptılar bunlar. Ev çok kalabalıktı. Kiki’nin kız arkadaşları salonda pijama partisi yapıyorlar biz de daracık, hani şu yedek su damacanasının bile yer bulamadığı, mutfağımızda Danimarka fotograflarını düzenlemeye çalışıyoruz. Aniden aklıma hamsterların akşam yemeklerinin geçiktiği geldi. Gerçi çok da geçikmiş sayılmazdı. Daha önceden, çok daha fazla aç kaldıkları bile olduydu.

Fırladım gittim kafesin yanına. Yem kutularına elimi uzatırken bir garip sessizlik ve sakinlik dikkatimi çekti. Sessiz sakin dediysem donmuş bir ortam gelmesin gözünüzün önüne. Yine her biri kendi köşesinde kimi talaşları deşiyor, kimi üst kattaki kulübenin içinde, bir tanesi tekerlekte dönmeden sağına soluna bakıyor. Son zamanlarda tekerlekte yatıp uyumayı alışkanlık ettiler. Hatta ikişer üçer içine sığışmaya uğraşıyorlar. Ama dedim ya bir gariplik hissettim. Dur bir sayayım şunları dedim. Ev kalabalık. Akşamın erken saatlerinde Kiki’nin arkadaşları tarafından epey ilgi gördüler. Hatta kafesten çıkarılıp sevildiler falan filan.

Alelacele gözle bir sayım yapıyorum. 4 çıkıyor. 5 olmalılar. Hangisinin eksik olduğunu bulmaya çalışıyorum. Yukarıda fotografta görülen minicik cüce erkeğimiz ortada yok. Diğerlerinden, kız hamsterlardan bile cüssece küçük olan bu mıncırık bazen öyle bir yere saklanıyor ki, ilk bakışta farketmek zorlaşıyor. Saklandığı yer bir diğerinin altı bile olabiliyor. Gözümle kafesi biraz daha araştırdım yine göremedim. Elimi içeri soktum, talaşları karıştırırken bir de baktım ki bizimkisi kafası yenmiş bir şekilde paramparça ve kaskatı yerde yatıyor.

Şimdi bu vahşilik değil de nedir? Ben günlüğüme anlatmadım ama geçenlerde Danimarka’ya gitmeden önce, uzun zamandır çoğalmamalarının sebebini bulmuştum. Eski Hamster Affair gönderilerinden birinde yeni yavru olmamasından dolayı endişelendiğimi, kısır kalıp kalmadıklarını, babanın iktidarsızlığını falan sorgulayıp durmuştum ya olay hiç de öyle masum cinsten değilmiş. İşi artık iyice abartmışlar, yavruları doğdukları gün yiyip bitiriyorlarmış. Onu da şöyle anladım. Doğum sancıları çekerken anne cik cik cik bağırıyor. Biz de görmüş geçirmiş olmanın doyumuyla epeydir umursamıyoruz. Bir ara kalkıp bakıyoruz ortada yavru falan yok. Heralde bunlar cik cik cik bağırmayı alışkanlık etti falan diye düşünüyorduk.

Sonra bir gün cik cik bağırdıklarında tesadüfen kafesin yanındaydım. Sırt üstü yatmış annenin belden aşağısı kan içinde, üzerine de diğer kız hamsterlardan biri çıkmış. Bastırıyor göbeğine. Bizim ebe tabir ettiklerimizden. O an hayretten donup kaldığım için an’ı fotograflamak malesef aklımın ucundan bile geçmedi. İçim de öyle bir rahatladı ki, anlatamam. Yeni torun sahibi olduğumuza çok sevindim. Gel görelim akşam olduğunda yavrulardan bir tanesi bile ortada yoktu. Sıcağı sıcağına yenmişler.

Dün akşam ilk defa ölümün katılığını ellerimde hissettim. Ahtapotları yumuşatmak için çarptıkları gibi ben de avucumda oğuşturarak hamsterın katılığını açmak istedim. Bir umut belki canlanır gibilerinden. İzin vermediler. At çabuk , at çabuk diyerek bir torbanın içine koydurdular. Ve ne oldu anlayamadım. Beklenmedik durumlarda işte böyle dumur oluyorum. Bugün bu yazıyı yazarken cenaze töreni yapamadığımız ve eski apartmanın bahçesindeki hayvan mezarlığımıza gömemediğimiz için üzülüyorum. Canım hamster’ım gözlerim seni arıyor. Yokluğuna henüz alışamadım. Yastayım.

Doğa kanunu bu. Üzülecek bir şey yok. Dünden beri duyduklarım. Hem cinsini canlı canlı yemek doğa kanunu mu? Öyleyse biz insanlar bunu yaptığımızda neden doğa kanunu deyip önünde saygıyla eğilmiyoruz? Neden insanların birbirini yemesini önlemeye çalışıyoruz. Madem doğa kanunu. Uygarlık doğaya aykırılık mı? Bütün bu “doğal ortama özlem” felsefeleri, içinde bu eylemleri de mi barındırıyor? Doğal’ın tanımı nedir? Nereye kadar?

Aslında hamsterlar doğal ortamlarında değillerdi ki doğal davransınlar. Bir kafesin içinde hapis yaşıyorlardı. Halen de öyleler. Daracık ve dört bir yanı kapalı bir mekanda, tüm özgürlüğü elinden alınmış hamsterların birbirlerini yemesi bana daha normal bir davranış gibi gözüktü. Koşup oynama istekleri bile onlar için yerleştirdiğimiz, kısır döngü tekerleklerin sonsuzluğu kadar. Birbirlerini yemesinler mi?

Bir de kendimize bakıyorum. Bugün bu şehirlerin, köylerin, kasabaların içine sıkışmış kalmış durumdayız. Kendi hayatlarımızın esiriyiz. Doğal ortamından arınan insan da birbirini yemesin de ne yapsın?

Reklamlar