Bu ayın ikinci kitabı Melih Cevdet Anday’dan Gizli Emir’di. Moderatörümüz Erdem’e beni bu kitapla tanıştırdığı için ne kadar teşekkür etsem azdır. Açıkcası Melih Cevdet Anday ismi bende sıkıcı bir takım ön yargılara sebep oluyordu. Nedenini bilmiyorum. Yanılmışım.

Gizli Emir, baştan sonra komedi. Yine bir bekleyiş romanı. Bu sefer biraz Kafka tarzı, Beckett tarzı. Bilmem daha önce söylemiş miydim. Beckett benim en sevgili yazarlarımdan biridir. Bizim ülkemizde de böyle bir yazar olduğunu bilmek beni çok sevindirdi, gururlandırdı. Diğer yandan da, neden daha önce keşfetmediğim için biraz utandım. Neyse şu an eşitlik sağlandı.

Çatışmalara, baskınlara, saldırılara sahne olan bir kent düşünün. AYOT / Asayişi Yerleştirme Olağanüstü Teşkilatı yönetimi ele almış. Kendince bir düzen yerleştirmeye çalışıyor. İşleri başlarından aşkın. Çok kalabalıklar. Raporlar, teftişler yine raporlar, raporların raporları, vs… Bürokrasi, umursamazlık, kanıksanmışlık had safhada. Öyleki olağanüstü teşkilatın bile olanüstülüğü tartışılıyor. Herkes kendi görevinden sorumlu. Onun dışında ne nedir, ne değildir kimse bilmiyor. Direktör dahil. AYOT, bir türlü birleşip resmin bütününü görünteleyemeyen 100.000 parçalı bir puzzle gibi. Sanatçılar, her toplumdaki gibi ön plandalar. Yönetim tarafından kullanılıyorlar ve baskı altındalar. Sanat yoluyla halka ulaşmanın kolaylığı gayet iyi anlaşılmış. Herkes fişlenmiş, gizli saklı bir şeyler yapmanın imkanı yok. AYOT her zaman her şeyden haberdar. Can güvenliği yok. Sağlanamıyor. Kimse bir şey bilmiyor. Tek bilinen şey, bir Gizli Emir’in geleceği ve bu emir geldikten sonra tüm dertlerin biteceği, sorunların çözüleceği. Ancak beklentiler farklı, farklı. Nasıl bir emirse bu, şeklinde bir soru da akla gelmiyor değil. Çıkmaz ayın son çarşambası tarzından bir şey. Bir de, bu emir gelmeden kimse bir şey yapmıyor, yapamıyor, yapmak istemiyor, cesaret edemiyor. Düğünler bile erteleniyor.

İşte böylesi bir ortamda kocası (Ressam Macit) yeni ölmüş, üniversite mezunu bir kadın (Nigar) AYOT Genel Direktörünün odasına çıkarak bir Genelev’e atanmak istediğini söylüyor. Direktör ve ben bu istekten sonra şok olduk. Ve kitabın sonuna kadar heyecanla olayın çözülmesini bekledik. Çözüldü mü? Evet. İnandım mı? Ona da evet.

Kitabın sürükleyici unsurlarından bir tanesi Nigar’ın öyküsü. Ancak onun yanında tüm kitap boyunca karakterler arasında geçen konuşmalar, yapılan toplantılar, kısacası insan ilişkileri, böylesine dışardan bakıldığında o kadar komik ve bir o kadar da gerçekçi ki kitabı baştan sona neşeyle okudum.

Hele kitabın, bir gazete binasında Gizli Emir’in öncelikle kendilerine bildirileceğini sanan ve bekleyen bir grup insanın 3 gün 3 gece boyunca yaptıkları gizli toplantıyı sahneleyen, ikinci bölümü bu kadar gerçekçi olabilir. Okuyun göreceksiniz. Konuşmalar, yürütülen mantıklar, çözüm üretememe, ne yapacağını bilememe, çıkan tartışmalar, bugün şirketlerin yönetim kurullarında geçen sahnelerle neredeyse bire bir. Canlı yayınlardan izlediğimiz kadarıyla meclislerde de durumun farklı olmadığı ortada.

Anday gerçek insanlık hallerini ütopik bir durumla anlatınca öyle komik olmuş ki, kopmamak elde değil. Her şeyle bu kadar mı iyi dalga geçilir. Yanlış anlaşılma olmasın kitap gayet ciddi bir ton da yazılmış. Buradan da şu çıkıyor, biz komiğiz çünkü boş işlerle uğraşıp duruyoruz, ve malesef komik olduğumuzun da farkında bile değiliz.

Benim tipim Ozan Kadri oldu. Kitaba dahil oluşu bile başlı başına bir olay. Zaten gidişi de gelişi gibi ani oldu. Keşke Anday, Ozan Kadri’yi konu alan bir roman daha yazsaymış. Bu anlamda kitap bitti, ama aklım Ozan Kadri’de kaldı. Belki de vardır. Ben Melih Cevdet Anday’ı tanımıyordum ki. Bu da bana yeni bir araştırma konusu oldu.

İşte kentteki insanlığın durumu. Ağzı aranan bir garsonun söyledikleri:

Belki yüksek bir memursunuzdur, dedi. Benden daha iyi bilirsiniz. Kulağa hiç bir şey çalınmaz burda. Bir şey ya duyurulur, ya duyurulmaz; bir şey ya bilinir, ya bilinmez. Ha, eğer AYOT Genel Direktörlüğü bir gün, “kulağa çalınacak bilgiler” hakkında bir karar alırsa, o başka….

Çok güldüğüm başka yerlerden bir tanesi de levhalar üzerine olan şu mantık yürütme:

Aşağı indirilen bir levha ve onun yerine takılan başka bir levha. Bu, ilk bakışta hiç de önemli sayılmayabilir. Bir levhanın yerini başka bir levha alıyor, o kadar. Denebilir ki, biz bu levhalardan ilkine alışmıştık, ikincisine bizden sonrakiler alışacaklar. Ama ben de buna benzer bir söz söyleyebilirim: Dostumuz Aktör Bilal iki cop yiyor, eğer kendisi bu iki copa alışık olsaydı, bizden sonra gelecekler için bu sayı artacak mıydı?

Fazla söyleyecek birşeyim yok. Ben beğendim. Kafka ve Beckett tarzı okumaları seviyorsanız tavsiye ederim. Peki tarz ne derseniz, ben gene de mizah derim. Bu da benim mizah anlayışım.

Reklamlar