>Bir kere başladım mı duramıyorum. Hemen hemen her konuda böyleyim. Sabahları ne kadar erken kahvaltı edersem gün boyu da o derecede çok yerim. Elimi bir kere yemişe sürdüm mü tüm çerez stoğunu bitirmeden rahat edemem. Kitap okumaya başlayınca sonunu görmeden kesmek zul gelir. Biri bitince, dur durak vermeden hemen bir diğerine geçerim. Bir yazdım mı, ardı arkası kesilmez. Rüya gördüm mü, günlerce peşinden sürüklenir giderim. Tabii kuraldışı durumlar da var. Yemek, temizlik ve çeviri. İşi tam ortasında bırakıp başka şeylere el atmadığım zaman ve mekan yoktur.

Fotograflardaki üç filmi ardı arkasına seyrettim. Daha da hızımı alamamıştım ama evden eh yeter artık dediler. Cumartesi akşamı taksim ya da haliç’teki kültür şenliklerine katılamama durumu ortaya çıkınca bari CKM’ye gidelim dedik. Hem eve yakın, hem de herkes sokak şenliklerinde, sinema sakin olur gibi de bir alt düşüncem vardı.
5 kişiyiz. 5’imizin de zevkleri ayrı. Avatar’ı görmek isteyenler çoğunlukta, ben de istiyorum ama çok da şart değil. Almodovar’ın Kırık Kucaklaşmalar’ını öneriyorum. Bir itiraz, bir itiraz. Gerçi sonradan isminden dolayı türk filmi öneriyorum zannedildiğini öğrendim ya, neyse. Sherlock Holmes isteyen var. Kimbilir kaç bininci Sherlock Holmes kitabı ya da filmi. Bu seferkinin değişik nesi varmış acaba diye düşünüyorum ama yine de görmek istiyorum. Sonraki bir Woody Allen’ın filmi. Kiki, okul seyahatinde dvd’sini görmüş, tam alacakmış geri bırakmış. Bense filmin vizyona girdiğinden bile haberdar değilim, hemen hevesle tamam diyorum. Ya da George Clooney’nin Aklı Havada’sı teklif ediliyor. Yönetmen Jason Reitman. Severek seyrettiğim Juno filminin yönetmeni. O arada Fatih Akın’ın Soul Kitchen afişleri dikkatimi çekiyor. Tam, iyi bir filmmiş diyeceğim, laf ağzıma tıkılıyor. Anlaşılan hep birlikte film seyredeceğiz ama karar meşakkatli olacak, her kafadan ayrı bir ses çıkıyor. Sonunda CKM’nin sokağına sapıyoruz. Otopark ardına kadar dolu, ve civar sokaklarda gıdım yer yok gözüküyor. Anlaşılan herkes film seyretmeye gelmiş.
İki kişi seçip, kızkardeş ve Kiki, gişeye yolluyoruz. Neye bilet alırlarsa onu seyredeceğiz. Geri kalanlar park yeri bulmaya uğraşıyoruz. İçimden nasıl olsa kolay karar veremeyecekler vakit var diyorum. Halbuki karar çok çabuk çıkmış. 19 senslarının hiç birine yer yok. 22 seanslarındaysa sadece Woddy Allen filmi müsait. Boşa geçen onca tartışmanın yorgunluğunun bir anda üstüme çökmesine rağmen sorun, nerede ve ne yiyeceğize dönüşüyor. İki kişi yarı tok, iki kişi çok aç, bir kişi yarı aç. Ve zaten ortada yok. Bu sefer yağmur altında, karar daha hızlı çıkıyor. En yakındaki Sahan restorana gidilecek.
Önümüzde kebapçıda geçirilecek 4 saat gibi kısacık bir süre var. Bir kebapçıda otursan otursan ne kadar süreyle oturabilirsin ki. Rakı sofrası muhabbeti yapmamıza rağmen 2,5 saatte işimiz bitiyor. Filmin başlamasına daha çok var. Önümüzdeki masa bomboş, beyaz örtüyü seyrediyoruz. Hadi kalkalım diyorlar. Nereye gideceğiz ki dışarıda yağmur yağıyor. Böyle oturulmaz ki, kağıt mı oynayacağız. Kahve söyleyelim o zaman diyorum. Kahveyi neden burada içelim ki diyorlar. Çünkü dışarıda yağmur yağıyor da ondan. Olsun şeker değiliz ya. Eh, o zaman nereye gidelim nerede içelim sorunu gündeme geliyor. Hadi dön yine en başa.
Dondurmacılar Mado diyorlar. Kahve deyince Mado önerisi, gelse gelse ancak bizimkilerden gelir zaten. Starbucks’a burun kıvrılıyor, Gloria Jeans, Kahve Dünyası çok uzak, Tchibo çok ayak üstü derken CKM’deki Hayal Kahvesi bizi kurtarıyor. Hem orada dondurma da var. Yanıbaşıysa D&R.
Amacım filmlerden bahsetmekken yine sürüklendim neler anlattım. Woddy Allen’ın filmi bir harika. Salonda üç beş kişi biz varız. Rahat rahat seyrediyoruz. Kahkahadan kırılıyoruz. Bir kere baş karakter film çevirdiğinin farkında. Hatta doğrudan bize konuşmakla başlıyor işe. Ancak diğer karakterler, biz seyircileri malesef göremediklerinden, baş karaktere çatlak muamelesi yapıyorlar. Halbuki çok zeki bir quantum fizikçisi olduğunu unutuyorlar.

Diğer filmlerden Gad Elmaleh ile Audrey Tatou’nun Hors de Prix’si muhteşem. Gad Elmaleh’in, Cem Yılmaz tarzı tek kişilik şovlarından defalarca herkeslere bahsettim. En sevdiğim komiklerden biri. Çok yetenekli. Esprileri kuvvetli. Yüz ifadeleri, beden dili müthiş. Bu filmde de bana kalırsa mükemmel oyunculuk sergiliyor. Audrey Tatou’da aynı şekilde. Sadece başrol oyuncularını bile seyretmek çok hoş. Özellikle de filmin başında Gad Elmaleh’e içim acıdı. Ekran başında eridim bittim. Hemen hemen hiç konuşmadan, sadece bakışlarla, film icabı insan duygularını o kadar iyi seyirciye geçirebilen az sayıda oyuncu vardır sanırım. Elmaleh’de bunlardan biri. Konu klasik aşk hikayesi. Hizmet sektörü:) falan filan…
He’s just not that into you. Biraz daha sıradan ama yine de kendini seyrettiren bir film. Başlarda oldukça sıkılmama rağmen, sonlara doğru iyice açıldım. Akşam akşam televizyon karşısında uyuyup kalmadığıma göre yine de o kadar kötü sayılmaz. Hatta eğlenceli. Ama her kız bu şekilde düşünür ve hareket eder, zannedilmesin derim. Sonuçta film icabı yani…
Reklamlar