> Dün bir ara eski fotograflardan elimizde kalanları tarayıcıdan geçirip annem için bir cd’ye kaydettim. Sararmış solmuş fotograflara bakmak neredeyse kitaplara bakmak kadar eğlenceli. Zaman buldukça antika dükkanlarının bir mukavva kutu içinde kapı önüne koydukları fotograflara birer birer bakarım. Hiç sıkılmadan. Balık pazarına İstiklal Caddesi girişinden dalındığında ileride kokoreççileri geçtikten sonra solda bir pasaj vardır. İçinde sağlı sollu aynalar olduğundan aynalı pasaj olarak da bilinir. Hemen hemen her Beyoğlu’na inişte oradakilere bakmadan geçmem.

Dün sıra bizim eskilerdeydi. Elimizde malesef fazla kalmadı. Halbuki neler vardı neler. Büyük bir kısmı Antalya’daki selde kitaplarla birlikte gitti. Ben de olanlar ise Yahyalı’dan İstanbul’a taşınırken kaybolan kolideydi. O kolinin içinde bana gelen eski mektuplarım ve düğün (adına düğün denirse) fotografları da dahil bir sürü hatıra ve anı vardı.

İlk fotograf annem ve babamın nikah töreninden. Beyoğlu Evlendirme Dairesi. Babamın sağ tarafında bulunanlar sırasıyla teyzem, annneannem ve onun kız kardeşi büyük teyzem. Annemin solunda kalanlar Babaannem, küçük amcam ki tekne kazıntısı derlerdi, Anneannemin kocası olan Dedem ve Babaannemin kocası olan Dedem. Kimse bilmiyor ama o sırada ben de annemin karnındayım. Sakın ağzınızdan kaçırmayın. Fotografta belli olmamış ama annemin gelinliği açık mavi.

Sonraki fotograf bir kaç ay sonra ben doğduğumda çekilmiş. Annem ve kucağında ben. Yerimden kıpırdayamayacak kadar şişkoymuşum. 1 yaşına gelince rejime sokmuşlar ki ayağa kalkıp yürüyebileyim. Kıtlıktan çıkmış gibi yememin sebebi de bu erken yaştaki o zamanlar bir anlam veremediğim rejim olsa gerek. Aç bırakıldım zannetmişimdir, kesin… Ya bir şey bulamazsam ve aç kalırsam korkusu hep hala içimde. Yürüdükten sonra buzdolabını kendim açıp yiyecek şeyler aşırdığımdan bizimkiler buzdolabına kilit taktırmışlar. Ben o kadarlarını hatırlamıyorum. Ama ezelden beri buzdolabı karıştırma ve hatta kapısını açıp dakikalarca seyretme, başımı içeri sokup sevdiğim şeyleri koklama alışkanlığım vardır.


Bu aile fotograflarıysa en hoşuma gidenlerden. Soldan sağa dedem, annem, teyzem ve anneannem. Kimbilir nerede çekilmiş? Annem bilir tabii ama ben sormadım işte. Aslında bizim eski fotografların arkalarında anneannemin inci gibi yazısıyla tarih ve yer hatta küçücük bir cümle bile yazılıdır. Tembellik işte, bakmaya üşeniyorum. Keşke tarayıcı şunları önlü arkalı tarayabilse… Dedem subay olduğundan çok gezmişler. Annemin Erzurum anıları muhteşemdir.

Bu fotografta da aynı kadro, dedem üniformalı. Annem ve teyzem daha da küçükler. Anneannem henüz kilo almamış. En son hali hatırladığımda burada görünenin iki katı genişliğindeydi. Ben de onun yolunda yürüyorum. Bu arada dün rejime başladım. Kendime yeni bir yöntem buldum. Bakalım işe yarayacak mı? Her şey yemek serbest. Tatlı yasak. Sadece sabahları bir dilim tereyağlı ve reçelli (vişne reçeli en sevdiğim) yulaf ekmeği. Yulaf barsaklarımı çok iyi çalıştırıyor. Düzenli tuvalete çıkıyorum. Bu laf da çok komiğime gider, neyse:). Hem de çok lezzetli buluyorum. Yulafı diyorum, çok lezzetli. Diğeri değil. Rejime dönüyorum. Öğlen ve akşam yemeklerinde evde ne varsa yiyeceğim. Ekmek dilimi, salata dahil hepsini bir tabağa doldurup tartıyorum. 350 gr olmalı. Daha fazlası yok. Aralarda başka hiç bir şey yok. Çay ve kahve serbest. Bir ya da iki meyve. Muz hariç. Hem zaten muz sevmem. Ancak Nutella ile krep içinde yerim. Bakalım işe yarayacak mı?

Bu son fotografta Danimarka ekibi olarak biz. En yenilerden. Soldan Kiki, Ben, Kızkardeş ve Annem. Yarından itibaren seyahat anılarını yazmaya devam edeceğim. Hafızam silinmeye başladı bile.
Reklamlar