>

Uyumsuz, İlle de Roman Olsun’dan kitapdaşım. Leylak Dalı’ysa gündelik gönderilerimizden tanışıp ortak noktalarımızın çoğaldığını gördüğüm blogdaşım. Mim işine pek bulaşmasam ve bulaştırılmasam da benden bir şey istendimi yapan tiplerdenim. Bu seferki mimlerin ikisi de biraz zorlayıcı. İtiraf etmek gerekirse ikincisi daha çok. Başlamadan önce… Fotograf yüksük koleksiyonumun bir parçası. Son edinimler.
Uyumsuz’un politik mimi: kişisel blogu Acımam Harcarım. Star Wars sevenleri son yazısına bir göz atın, ben beğendim.
1) Dokunulmazlıkların kaldırılması konusunda ne düşünüyorsunuz?
2)Seçim barajı kaldırılsın mı? Neden?
3)Adayların belirlenmesinde nasıl bir yöntem uygulansın?
4)Yargı bağımsızlığı sizin için ne anlam taşıyor?
5) (Beşinci soruyu siz belirlemek durumunda olsaydınız neyi öğrenmek isterdiniz?)
6) Mimlediğimiz bloglar ve linkleri…
1) Hiç bir şey düşünmüyorum, düşünmek de istemiyorum. Benden uzak dursunlar da kime dokunurlarsa dokunsunlar.
2) Kaldırılırsa mikro partilerin sayısı meclisteki milletvekili sayısı ile sınırlı olur, kaldırılmazsa bir elin parmağını geçmezler. İlkinde herkes her şeyden haberdar olur, ikincisinde kirli çamaşırlar aile içinde kalır. Sonuç değişir mi? Ondan da pek emin değilim. En iyisi ben yine bana ne diyeyim.
3) Beşik kertmesi yöntemi uygulansın.

4) Önce düzgün ve tek bir bağımsızlık tanımı yapılsın da diğerine sonra bakarız.
5) Bu politika da bu kadar ilgi çekecek ne var? Futbol takımı tutmak yetmiyor mu?
6) Kimseyi mimlemiyorum çünkü içimden geçmiyor.
Şimdi Leylak Dalı’nınkine geldi sıra: Kişisel blogu Leylak Dalı fotograf sevenlere özellikle tavsiye ederim, hepsi kendi çekimi ve çok güzeller.
Kendinizde ilginç bulduğunuz yedi özellik.
İşte bu mim ilkinden daha zor. Bana sorarsanız hiç ilginç bir yanım yok. O kadar sıradanım. Dolayısıyla başkalarının benim hakkımda anlattıklarından yola çıkarak bir şeyler yazmaya çalışacağım. Yedi tane çıkarabilir miyim bilmiyorum.
1- Annem Antalya’ya taşınmış. Ben İstanbul’da çalışmaya devam ediyorum. Yaş 23 falan. Bir ev tutana kadar bir arkadaşım ve ailesiyle birlikte kalıyorum. Zaten çocukluktan beri beraberiz. Benim ikinci evim gibi. O sıralar Hilton Casino’da kasiyerlik yapıyorum. Gece çalışmalarım çok oluyor. Sabahın yedisinde sekizinde eve gelip vurup kafayı yatıyorum. Bir gün akşama doğru uyandım. Bir gürültü patırtı, hararetli konuşmalar. Uyku mahmuru gözlerle yanlarına gittim. Gülmeye başladılar. Çok antikasın valla dediler. Ne oldu diye sordum. Ev sahibi köpeği gezmeye çıkarmış. Evde bir tek ben varım ve içeride uyuyorum. O arada hırsız girmiş, her yeri talan etmiş, sonra polisler gelmişler soruşturma yapıp herkesin parmak izini almışlar, sonra da elektrikli süpürgeyle bütün ev toplanıp süprülmüş, benim yattığım oda dahil. Ruhum duymamış.
2- Yine aynı evde kalıyorum. Bazen başka bir arkadaşımda da kaldığım oluyor. Cep telefonu henüz yok. Gece yarısı haber verip uyandırmak istemiyorum. Zaten onlar da alışkınlar. Sorgu sual etmiyorlar. Bir gece yine geç saatte işten çıkıp bir arkadaşımda kaldım. Ertesi gün oradan işe gittim. Bir sonraki sabah epeyce geç eve döndüm. Ara sıra işten çıkınca hemen eve dönmez önce kahvaltıya giderdik. Bu arada da evde normal hayatını sürdürenler kalkmış olurdu. Neyse kapıyı açtım içeri girdim, üstüme atladılar. Çok merak ettik, neredesin, az kaldı polise haber verecektik. Önce bir afalladım. Ne oldu? İlk defa değil ki başka bir arkadaşım da kalmam. Sen farkında değilsin ama iki gün önce aynen şu durum yaşandı. Öğlen gibi kalktın, kahvaltıda gazetedeki iş ilanlarına baktın. Aaa Arap Hava Yolları Hostes arıyormuş, ben görüşmeye gidiyorum dedin, hazırlandın ve çıktın gittin. 2 gündür ortada yoksun. Hostes görüşmeleri o zamanlar bu kadar zor ve aşamalı değildi. Lüks otellerin birinde bir oda tutarlardı. Sheraton ya da Inter Continental, sonra da gazeteye ilan verirlerdi: Hostes olmak isteyenler buyrun gelin oda numarası 605 gibi… İşin aslı Araplar beni kaçırdı zannetmişler.
3- İki kız arkadaş iş arıyoruz. Casino’dan Amerika’ya gitmek üzere ayrılmışız. Aksilikler olmuş gidememişiz. Farklı ve ciddi işler yapalım artık diyoruz. Benim hiç şansım yok, görüşmelere bile çağrılmıyorum. Onun şansı bol habire görüşmeye gidiyor. Ama çok ihtiyacı yok ailesinin yanında kalıyor, her işe atlamıyor, mırın kırın ediyor. Benimse köpekler gibi ihtiyacım var. İstanbul’da tek başına tutunmaya çalışıyorum. Sonunda arkadaşım bir yerle anlaştı. İkinci köprü inşaatında taşaron bir firma. Muhasebe kayıtları tutulacak. İş yeri Anadolu Hisarına yakın. Şimdiki köprü ayağının olduğu yer. İlk gün gitti, hiç memnun kalmadı. Ertesi gün aradı kusura bakmayın ben bacağımı kırdım gelemiyeceğim dedi. Ben hemen atladım. O zaman ben gideyim. Ne olursa katlanırım dedim. Adama telefon açtım. Aaa tamam hem beni yeniden birini arama külfetinden kurtarırsınız, gelin hemen ertesi gün başlayın dedi. Uçuyorum havalarda. Ertesi gün gittim. O yaşa kadar ömrü boyu, zaten ne kadar ömür geçirmişim ki, Hilton Oteli’nde yabancı kültürlerle uygarlık içinde çalışmış birisi çamur içinde, ısıtması olmayan ve amele tipli yöneticilerle çalışabilir mi? O gün çıkıp gitmemek için kendimi zor tuttum. Aslında istesem de gidemezdim, o zamanlar orası dağ bayır ve in cin top oynuyor şeklindeydi. Mesai bitimine kadar bekledim. Birisi beni arabayla aşağı medeniyete indirdi. Ertesi gün kaldığım evin annesine rica minnet telefon açtırdım ve bacağımı kırdığımı dolayısıyla bir daha gelemeyeceğimi söylettim.
4- Fransa’da ilk günler. Yine fakir mi fakiriz. Şehrin göbeğine 1 saatlik yürüme mesafesinde oturuyoruz. Bilet alacak paramız olmadığından yürüyerek gidip geliyoruz. Evde oturmayı da sevmiyoruz. Geceleri dolaşıyoruz. Fransızların bizden değişik bir huyu var. Erkekler bizdeki gibi duvara işemezler. Artık pek yok ama eskiden bu duvara işeyen eşektir yazıları çok olurdu. Şimdilerde bu sorun nasıl gideriliyor bilmiyorum valla. Fransızlar gün ve gece ortasında kaldırım kenarındaki cadde başlamadan evvelki dar oluğa işerler. Oluk derken üstü kesilmiş geniş boru misali sulama kanalı şeklinde düşünün. Sonra da hemen asfalt başlar. Çevreci olanlar da köpeklerini bu oluğa çiş kaka yapması için alıştırırlar. Bu olukların adına kanivo denir. Her sabah musluklar açılır ve bunlar foşur foşur yıkanır. Geldiğimden beri bu kanallara işeyenler hep erkekler ve köpekler. Öyleki fransız kadınlarının çiş yapmadığına kanaat getirdim. Bir gece yine dolaşmaya çıktık. Paramız da yok. Marketten bira aldık. Nehir kıyısında hem parti var eğlendik hem de içtik. Eve döneceğiz. Bir saat yürümek lazım. Bira bana hiç yaramaz. Neyse uzatmadan söyleyeyim zaten anlaşıldı. O gece Lyon sokakları ilk defa olarak kanala oturup işeyen bir kadın gördü. Hem de bir kere değil.
Benden bugünlük bu kadar. Ancak dört tane çıkartabildim. Aklıma gelirse bilahere yediye tamamlarım.
Reklamlar