>Yazmadım, yazamadım, yazmak istemedim. Her neyse, dolu dolu günler geçirdim. Belki de bir daha hiç yazmam diyorken bu sabah aniden soğumaya yüz tutmuş küllerin içinden yeniden alevlendi bir şeyler. İşte yine klavyenin başındayım.

Gönderi tarihi eski çıkacak. Çünkü son gittiğim sergilerin fortograflarından seçmeleri yeni favori programım, dağınıklık kurtarıcım Picasa ile bloğa doğrudan yollayıp kaydettiğim fotograflara yorum yazmakla işe başlıyorum.

Mısır apartmanını oldum olası severim. Şimdiki eşimle gerçek anlamdaki öykümüz o apartmanda başladı. Her önünden geçişte vaktim varsa içeriye girer bir göz atarım. Öncelikle en üst kata çıkar, 360’a girerim. Terasa çıkıp manzaraya bakmak için izin isterim. Amacım orada oturup bir şeyler içmek değildir. Manzarayı ve Bonsai’lerini görmeyi arzu ederim sadece. İzin verirler.

Sonra yavaş yavaş merdivenlerden inmeye başlarım. Apartman boşluğu ürkütür beni. İnadına trabzana yapışır aşağıya doğru, boşluğa bakarım. Hem korkarım düşmekten hem de mıknatıs gibi çekilirim boşluğun muazzımlığı karşısında. Ben aşağıya baktıkca kasıklarımdan doğru yüreğime yol alan garip ama güçlü bir duygu basar içime. Neredeyse elle tutulan, gözle görülen cinsten. Bunu içimden koparıp atmak ve bir daha da yüksekten korkmamak isterim. Bir kaç dakika sonra yapamayacağımı bilerek teslim olur ve gerisin geriye çekilir, inişe devam ederim.
Sevdiğim iki galeri vardır: Birincisi Galerist.

Her girişimde içeride sanata farklı ve modern yaklaşımlar bulacağımı bilirim.

Bu sefer Leyla Gediz sergisi vardı. Hoşuma gidenlerden bir kaç tanesinin fotografını çektim. Siyah beyaz yağlıboya mükemmel. Uzaktan bakıldığında fotograf gibi duruyor. Siyah beyaz tablo yapmak bana en zor işlerden biri geliyor. En nihayetinde elinde iki tane renk olmayan renk var. Ve karışımlarının binlerce tonu. Bir yapılan karışımı bir daha elde etmek bu kadar zorken böyle bir resmi ortaya çıkarmak herkesin harcı değil diye düşündüm. Yanıldım mı yoksa? Leyla Gediz şunu yazmış bu tablosu için:

The Good Student “Kolejli Kızlar Mutsuz Olur!” görüşüne görsel ararken eski albümlerde bunu buldum. Yer İstanbul, okul Notre Dame de Sion, sene 1960. Annem tüm zamanların en çalışkan öğrencisidir. Bu da ona rahibelerce layık görülen hediye. Gazap tohumları mı desek? Histerinin genime karıştığı anın resmidir!

İki Ayda Sekiz Kilo, ah ah “Ça fait rever!”
Bunlar da bir sergide ya da evde yere atılmış devasa boyutta çoraplar. Güliver’in çorapları. Cüceler Ülkesindeyken çıkarmış sanki. Bir tanesi serginin hemen girişinde diğeri ise soldaki iç odalardan birinin dibinde. Bir an kendimi evde hissettim. O kadar gerçekçi bir yerleştirme olmuş.

Ayaktan çıktıkları gibi ve atıldıkları yerde kalmışlar. Neredeyse alıp çamaşır makinesine atasım geldi.

Galerist’in bir de kendine has bir dergisi vardır. Her gittiğimde camlı ofisin önündeki yığından bir tane almayı hiç unutmam. Son zamanlarda bu dergi Akbank’ın katkılarıyla ART UNLIMITED’a dönüştü. Sorumlu Yazı İşleri Müdürü Ferhan İstanbullu. Biraz fazla reklam alır olmuş ama, özellikle de sağ sayfaların reklama ayrılmasına kıl oluyorum, içeriği, röportajlar, sanat haberleri kayda değer. Üstelik ücretsiz.
Galeriden çıkıp aşağı inmeye devam ettim. Dot’un önüne geldiğimde kapı duvardı. Belki de pazartesi olduğu için. Haberim yok. Bir türlü bilet bulamıyorum. Eninde sonunda seyretmeye kararlıyım. Elimden kurtulamazlar.

Mısır Apartmanında biraz daha aşağıya indikçe bir de fotograf galerisi çıkar karşıma. Foto Trek.

Foto Trek’in bu seferki teması Bir Berber Dükkanı. Ama öyle böyle değil. Tarihi Köfteciler gibi. Yusuf Darıyerli’nin elinden çıkma. Serginin adına “Az Kısalt!” demiş. Yedikule İstasyonu ve terkedilmiş tren bakım atölyesinin hemen karşısındaki dükkan. Dışardan bakıldığında çiçekçi sanılabilecek kadar bitkilerle içiçe. Belli ki Yeşil renk Berber Cavit’in favorisi. Darıyerli’nin kareleri sayesinde dükkanın içinde gezerken bu daha da net bir şekilde anlaşılıyor.
Fırsatınız varsa ve Beyoğlu’ndan geçiyorsanız her iki sergiyi de gezin görün. Ben pişman değilim. Hatta Yedikule İstasyonu’na gidip Cavit’i bulmak istedim. İlk defa olarak erkek olmadığıma hayıflandım. İçeri girip, şöyle bir traş olup çıkasım geldi. Traşı eski usül usturayla yapıyor. Haberiniz olsun, erkekler.