>

Bu cadalozlara bayılıyorum.
Anlatmak istediğimse başka bir şey. Evin dağınıklığı bittiğinden bu yana yapılacak günlük işler o kadar azaldı ki neredeyse inanılmaz bir durum. Her gün en fazla 1 saatimi alıyor artık ev. Peki, geri kalan vaktim de ne yapıyorum? Hemen hemen hiç. Alışmaya ve kendime bir program yapmaya çalışıyorum. Gelen bilumum gezme tekliflerini değerlendiriyorum. Kitap okuyorum. Hafta sonu, inceli inceli (kalınlı demeye dilim varmadı, en kalını orta kalınlıktaydı) 3 kitap bitirdim. İki Şehir tiyatrosu oyunu ve biri Avatar (sinemada 3D ve Imax) , ikincisi Nicolas Cage’in Ters Yüz (evde ve 7o’lik ekranda) olmak üzere 2 film seyrettim. Geri kalan vaktimdeyse yazmak yerine beyaz duvara bakıyorum. Boş boş duvara bakmak bazı zamanlar en sevdiğim yok aktivitelerden biri. Bunu küçümlüğümden beri yaparım. Okuma zamanlarım gibi duvara bakma zamanlarım vardır. Kendime gelebilmek için her ikisini de belli dozlarda düzenli olarak yapmam gerekir.
Biraz da Avatar’dan bahsetmek istiyorum. Haftalardır seyredebilmenin yolunu arıyorduk. Imax olsun, hafta sonu olsun, hepimiz birlikte seyredelim, çok da en ön sıralar olmasın falan filan. Kısmet geçen hafta sonunaymış. Bir türlü karar veremiyorum nasıl başlasam? Günümüz uluslararası yöneticileri stilinde önce iyi ve hoş yanlarını sayıp sonradan mı giydirsem, yoksa önce giydirip sonradan hoşuma giden yanlarını söyleyerek mi kapatsam? En iyisi kendi tarzıma göre ilk aklıma geleni söyleyeyim.
Mavi en sevdiğim renk. Ve biz seyircilere alternatif olarak sunulan yeni insanların mavi olmalarına, ince ve uzun, ayrıca acayip atletik, tarzanımsı yapıda olmalarına bayıldım. Zaten tarzan filminin en sevdiğim yanı ormandakilerin oradan oraya atlayıp zıplamalarıdır. Avatar’ın bu Walt Disney’imsi tarzını çok tuttum. Sonrasında peri masallarından çıkma beyaz ışıl ışıl salkım söğüt eyvayı çok beğendim. Çok bir idilik olmuş. O ağacın altını şimdi ve her zaman anıyorum.
Filmin konusuna ve olayların çözümlenmesine gelince Bekledim de Gelmedin. Hele o son sahnede 3 saatlik film boyunca bizim bu gözümüzde büyüterek yücelttiğimiz Mavi’ler (Mavi’yi çok sevmemin başka bir nedeni de Milliyet Çocuk’un mavi dizi kitaplarından hayal meyal hatırladığım mavi bir köpeğin maceraları yüzünden) biz tekno insanlarının silahlarına bürünüp onlar gibi savaşmıyorlar mı, hele bir de filmin başından beri bize övülen, ballandırılan, çözülmeye çalışılan mavilerin network sistemleri yerine biz tekno insanlarının head set’lerini kullanarak birbirleriyle iletişim sağlamıyorlar mı koptum valla. Sen filmi güzel güzel yap, sonuna gel batır. Bu mudur yani alternatif? Alternatifin olmaması mı alternatif? El mahkum güçlü olmak zorundasın. Kim silahları elde ederse artık güç ondadır. Olay Voltran olana kadar. Voltran olduktan sonra alternatif felsefe falan yok. Ne varsa toprak mülkiyeti. Öylesine tutunmuşuz bize ait olmayan ya da her birimize, evrendeki tüm bildiğimiz bilmediğimiz canlı cansız türlerine eşit bir şekilde ait olması gereken bu toprağa. Hele o en son sahne, tüm maviler ellerinde kalaşnikofların en teknoları beyazları kendi uçaklarına bindirip yolcu etmiyorlar mı? Daha ne diyeyim yani nutkum tutuldu.
Filmin başka noktalarına gelince… Niye hep beyaz ve erkek ırk lider oluyor? Mavilerdeki kadın yönetimi neden başarısız olup aptallıkları ve naiflikleri yüzlerine vuruluyor? Filmin son olarak şu an içinde yaşadığımız çarpık düzenden başka bir alternatif sunduğu var mı? Yani şunu mu söylemek istiyor bize Cameron otur oturduğun yerde açma ağzını bu dünya böyle işte, hapırsan da köpürsen de biz kapitalisterin kurmuş olduğu düzenden daha iyisi ve başkası yok. El mahkum kabul edeceksin. Ha, eline bir şekilde gücü geçirir de sen de tepeye çıkabilirsen bir daha sırtın yere gelmez. Bunu yapabilmek için de her yol serbest. Eyvanın içine ajan sokmak dahil. Bu filmi oscarlandırmaları da tam olur yani. Gerçi oyunculara, görselliğe ve efektlere bir diyeceğim yok.