Etiketler

, ,

1-img_0233.jpg

Bir kitabı bitirmeden üzerine yazmak gibi bir huyum yok aslında ama bu sefer içim içime sığmıyor. Elim durmuyor. Bekleyemiyorum. Sevgi Soysal uzun zamanlar önce çok zevk alarak okuduğum bir yazar. Kısacık ömrüne oldukça fazla kitap sığdırmış, dolu dolu yaşamış bir yazar. Yürümek onun ikinci kitabıymış. Yenişehir’de Bir Öğle Vakti, Yıldırım Bölge Kadınlar Koğuşu, Şafak ya da Tante Rosa gibi en bilinen kitaplarından değil. Ben ilk defa okuyorum ve daha ilk sayfalardan itibaren kendimi kaptırdım.

Kitabın şöyle bir de enteresan öyküsü var. 1970 yılında içinde müstehcen unsurlar olduğu nedeniyle satışı yasaklanmış ve toplatılmış. 1974 yılında ise bilir kişi raporuna dayalı bir mahkeme kararıyla kitabın ve satış haklarının yeniden Sevgi Soysal’a iadesine karar verilmiş. İletişim Yayınlarından basılan kitabın öncesinde bu rapor yer alıyor. Vaktim kalırsa alıntı da yapmak istiyorum. Okumaya değer. Bazı yayınevlerinden çıkan kitapları faydalı Önsözleri ya da Sonsözleri’nden dolayı çok seviyorum. İletişim, TİB Yayınları, YKY ve Can Yayınları gözüm kapalı kitap alacağım yayınevlerinden. Şimdiye kadar beğenmediğim bir eser hiç çıkmadı.

Yürümek Ela ile Memet’in öyküsü. Çocukluklarından dahası ilk cinsel uyanışlarından başlıyor. Kadın ve erkek cinselliğinin önünü tıkayan zihniyetleri Ela ile Memet özelinde sergiliyor. En azından görüneni bu. Farklı okumalara da açık bir kitap. Her ikisi de farklı yerlerdeler, farklı konumdalar. İleri sayfalarda bir şekilde kesişecek hayatları. Soysal, gündelik hayatın içine öyle güzel serpiştirmiş ki yaşanan çarpıklıkları, toplum baskılarını, cinsiyet farklarını bazen bir cümlesi sayfalarla yazı değerinde. Kitabın yazılışından bu yana çeyrek yüzyıldan fazla zaman geçmiş. Neredeyse yarım yüzyıla yaklaşılıyor. Bazı şeyler var ki hiç değişmemiş. Bugün de aynı tartışmalar, aynı çarpıklıklar, aynı tabular. Belki de hiç değişmeyecek.

Kitabın hoşuma giden başka bir özelliği de Soysal’ın Ela’nın öyküsünden Memet’inkine geçerken anlatımı kesmek için kullanmış olduğu doğa tasvirlerinden, tanımlamalarından daha uygun geldi sanki, oluşan paragraflar. Kendi içlerinde başlı başına birer öykü, birer kimlik oluşturabilirler. Bir seferinde sincaplardan, kirpilerden, karıncalardan, farelerden bir keresinde toprağa kök salan asmadan, üzümlerinden bahsediyor, Soysal. Umursamaz bir üslupla. Bilinç Akışı misali.

“Tükenen son kırıntıların hiç bir anlamı kalmamıştı karıncalara. Baharı o karanlık toprak diplerinde nasıl sezdilerse, bini, binlercesi bozkırın yüzüne çıktı. Kendileri için çok büyük engelleri aştılar, kaynayan, durallık tanımayan bir yüzeyde ilerlediler, ilerlediler. Her adımları bir şeyi değiştirdi. Görünmeyen bir şeyi. Ufak, ama bitmeyen değişim, karınca adımlarıyla da olsa ilerledi. Görmeyenleri, göremeyenleri şaşırttı bir gün.”

Kitabın başında yer alan bilirkişi raporu oldukça ilgimi çekti. Özellikle de bazı tanımların açılımı söz konusu olduğundan oldukça aydınlatıcı:

“… Kitabın bu kısmında bir toplantıda bulunan kişilerden birisi bir nevi güldürücü hikaye olarak eşekle nasıl cinsi münasebette bulunduğunu tafsilatıyla anlatmaktadır.

İncelenen kitabın tümüyle bir edebi eser niteliğinde bulunduğu hususunda şüphe yoktur. Eserin gerek konusu gerek yazış tarzı değindiği meseleler yönünden edebi değeri haiz olduğunu tesbit etmek gerekir. Yazarının kendisine göre bir tür ve üslubu olduğu ve bu üslubun toplumda yer alan bazı grupların hoşuna gitmeyeceği de açıktır. Yazar kişiliği belirtmek için ona 89 ve 91. sayfalarda yer alan hikayeyi anlattırmaktadır. Bu nevi kişilikler arasında dost sohbetlerinde, içki alemlerinde anlatılması da mümkündür. Bu sebeple belirli kesimlere dahil kişilikleri tebarüz ettirmek amacını güden böyle bir eserde sözü geçen hikayeye yer verilmesi fonksiyonel nitelikte sayılabilir.

Her halde müstehcenlik ölçüsü bakımından mütalaa edildiğinde 89-91. sayfalarda yer alan ve mahiyeten toplumumuzun genel olarak nezahet duygularına aykırı nitelikte bulunan bu kısmın müstehcen telakkisine hukuken imkan bulunmadığını söylemek gerekir.

Malum olduğu üzere müstehcenliğin en başta gelen şartına göre yazılan veya resmedilen şeyin şehveti tahrik edici nitelikte bulunması ve bu bakımdan topluma müşterek ar ve haya duyularını incitecek nitelikte olması lazımdır. Bir eşekle cinsi münasebette bulunurken ne gibi şeyler yapılması gerektiğini, bu husustaki tekniği gösteren bir yazı ise şüphesiz toplumdaki insanların şehvet duygularını tahrik eylemez. … Ayrıca, yukarıda belirtildiği gibi, şehvet duygularını tahrik edici nitelik taşıması ve bu maksatla kaleme alınmış bulunması da lazımdır. … Müstehcenliğin esas unsurlarından birisi ise, hareketin sürümü sağlamak maksadıyla yapılmış olmasıdır.

Yukarıda verilen izahattan anlaşılacağı üzere inceleme konusu eserde geçen belirli kısmın TCK 426. ve 427. maddeleri ihlal eder şekilde müstehcen nitelik taşımadığı hususunda mütalaayı ihtiva eden işbu rapor saygıyla sunulur.”

Reklamlar