>Hafta sonundan bu yana Kiki ve okul arkadaşlarıyla Kartalkaya’dayım. İki otobüs dolusu geldik. Ayrıca özel arabalarıyla da gelmiş olanlar var. Oteli biz doldurduk diyemem, oldukça büyük. Ancak ne yana baksan bizden birileri göze çarpıyor. Hem pistlerde hem otelin her tarafında. İstanbul’dan hiç ayrılmamış gibiyim. Sadece her yer bembeyaz, gözlerim kamaşık, üç gündür renkli bir şeyler görmeyi çok özledim. Neyseki kar gözlüklerini renkli yapmışlar. Benimkiler malesef sarı. Sarı hiç sevmediğim renklerden. Maviyi tercih ederdim. Hatta pembeye bile razıyım. Sarı ve beyaz olmasında.

İnternet bağlantısında sorun var. İşimi ancak tamamlayabildim. Bugünüme mal oldu. Hem de sisli ve puslu, bir metre ötesinin görülmediği bir hafta sonundan sonra bugün sıcacık bir güneş, berrak bir günle kalkmıştık. Otele tıkılıp kaldım. Fotografı çekilecek o kadar çok detay var ki… Makinemi Kiki’ye kaptırdım. Danimarka kar fotograflarıyla idare ediyorum işte.

Kaymayı unutmuşum. Neyse dün herkes pistlere çıktıktan sonra kendi başıma yavaş yavaş hatırladım. iki sene ara verdikten sonra herşeye yeniden başlamak çok kötü geldi. Gün sonuna doğru daha iyiceydim. Yine de mavi pistlerden dışarı çıkmıyorum. Mavi en basit olanlar. Kırmızı orta seviye. Dün bir ara kaybolup kırmızılara rastladım. Siyah kuşak en berbat olanlar. Doksan derece dik ve buzlu… Hani benim gibi yeni öğrenenler varsa diye sıraladım.

Kartalkaya’ya ilk defa geliyorum. Uludağ’dan oldukça farklı. Pistler uzun. Kay kay bitmiyor. Kasmaktan bacaklarım titredi. Halbuki 2 sene evvel ayağımda şıpıdık terlikler varmış gibi rahattım. Ah bir de şu kilolar yok mu? Bir düştüm mü kalkamıyorum. Top gibi yuvarlanıp gidiyorum. Dün akşam otele dönerken hocalardan biri dayanamadı uzat batonunu dedi. Önce anlayamadım. Batonu alıp kaçacak zannettim. Aklım fikrim hala muzurlukta. Meğerse beni çekecekmiş. O ne süper şey öyle. Kendimi İstiklal caddesinde tranvayın arkasına asılan sokak çocukları gibi hisettim. Gururlu ve şen şakrak. Otel görününce bıraktı batonumu. Ben de o hızla şöyle artistik bir dönüş yaparak ve o arada çalım atarak hızla kapının önünde durdum. Sonra kayakları çıkaramadım tabii bir türlü. Tüm karizma çizildi. Ayaktayken kayakları çıkarmanın bir raconu var. Arka taraftaki çubuksu bir çıkıntının üzerinde parmakla basılmış gibi bir yuvarlak yuva var, işte o yuvanın ortasına hafif arkaya doğru dönerek batonun ince ucuyla bastırmak gerekiyor. Aksilik bu ya, bir türlü yuvanın ortasını tutturamadım. Erkek olsam prostat başlangıcı diyeceğim. Neyse ben o şekilde debelenip dururken Kiki imdadıma yetişti.

Kartalkaya olur da kayak kazaları olmaz mı? Bugün güzel havayla birlikte revir doldu taştı. Omuzu çıkanlar, bacağı kırılanlar, bileğini incitenler, kafasını çarpıp bir şey olacak korkusuyla panik atak geçirenler. Çalışmak için otelde kaldım ama otelde oldukça hareketliydi. Şimdilik aşırı ciddi bir şey yok.

Yemekler ve tatlılar mükemmel. Deminden beri lobide rahat rahat oturuyordum. Eh saat geldi, kayaktan dönenler, hafta sonunu uzatmış olanların çıkışı falan derken, bir kalabalık bir gürültü. Aklım iyice karıştı. Biraz gezintiye çıkıyorum. Sonra devam ederim.

Ben bu sene leyleği havada gördüm. Eylül ayında. Söylemiştim.

Reklamlar