> Günlük rutinlerimi kurmaya çalışıyorum. Az olsun , öz olur mu olmaz mı bilemem ama yine de her gün yazmaya gayret edeceğim. Yazıları fotograflı görmek keyfimden vazgeçemediğimden bir müddet rastgele fotograflarla idare ediyorum. Resim ekle manzaralı kutucuğa tıklar tıklamaz neredeyse karşıma ilk çıkan fotograflardan birini seçiyorum. Zaten bu aralar makineye Kiki el koydu. Yukarıdaki kare, şimdi bana sanki 10 sene evvel gitmişim gibi gelen Danimarka gezisinden. Aalborg’daki Modern Sanat Müzesinin hediyelik eşya reyonu. Bu arada fotografa dikkatlice baktım ve kedi zannettiğim heykelciklerin aslında şamdan olduğunu farkettim. Amma algılaman varmış valla helal olsun demeyin, tüm kabahat sanatçıda. Onlar kedi olmaya çok uygun ama beceremediğinden mumluğa çevirmiş.

Sabah 7 gibi dükkana geliyorum. Daha öncesinde park yeri için dolanıyorum. Şanslıysam önüme hemen boş bir yer çıkıveriyor. Yok eğer ters günümdeysem iki kere tur atıp sokağın ortasına bırakıyorum. Eh, artık biz de buralı olduk ya. Kimse de bir şey demiyor. Hayret valla. Ne terbiyeli insanlar varmış bu Cihangir’de.

Dükkanı açıyorum. İlk iş kapının önüne masa ve iskemleleri dizmek. Havanın buz gibi soğuğuna rağmen kendimi güney Fransa’nın bir kasabasında kısacık şortum ve askılı bluzumla farzederek lay lay lom eğleniyorum. Azıcık mahallenin gelen geçenine günaydın diyorum. Sonra elimde bez, yani bezi sıkıp sıkıp yıkayacağımı sananlar aldanırlar, elimde marketten alma ıslak mendiller mobilyaları siliyorum. Neyse ki az mobilyamız var. Yoksa Cihangir’in tozu toprağıyla günde bir paket bitirmek çok kolay. Her semtte olduğu gibi Cihangir’de inşaat halinde. Caanım Cihangir parkı krem rengi beton bir yapıya dönüşmüş. Hala da çimento, taş, işte beton yapmak için ne gerekliyse onları yığıp duruyorlar kapısının önüne. Ne yapıyorlar bilmiyorum. Bana soran olursa Cihangir’in rengi gridir. Şimdi arada derede cafeler, ıvır zıvır dükkanları, falan dolunca bir parça kule dibinin cümbüşüne benzemeye başlamış. Ama o krem rengi park var ya o park, uzaktan bakıldığında semtin ortasına bir çöl kondurulmuş görüntüsü veriyor. Bir tek yeşil bir şey yok. Ne etrafında, ne içinde.

Şöyle bir önerim var. Bence bu olmamış yıkıp eski haline getirsinler. İmza toplayalım. Muhtrarlığa başvuralım. Nasıl olsa sürekli bir şeyler yeniden yapılmıyor mu? Bozup bozup eski haline getirilsin. Böylelikle iş kolu da açılmış olur. Krizden çıkarız.

Yine kaydım gittim. Masaları çıkarıyorum. Üzerine çiçeklerimizi diziyorum. Hem bizim aldıklarımız var, hem bize hediye getirilenler var. Onları suluyorum. Sonra içeri girip çay demliyorum. Kırk yıllık kahve tiryakisi ben, çaya küme düştüm. Eh, kahve pahalı. Dükkanda kendin pişir kendin ye, kendin iç olmuyor. Zaten burası bu yiyeceklerle çok tehlikeli bir durumda. Dün ekmekçi geldi. Bol bol ekmek aldık. Ben aynılarından eve de sipariş ettim. İnanılmaz güzel ekmekler. Taa Bolu’dan geliyorlar. Doğal ve ekşi maya ile yapılmış. Bir kısmı organik. Hele patateslisi var ki, yeme de yanında yat. Her sabah üzerine mascarpone ve ricotta karışımı sürüp bilgisayarımın başında kahvaltı ediyorum.

Hediyelik dedimde ilk nazar boncuğumuzu Ayşe’nin bir arkadaşı getirdi. Bir saksı da sümbülümüz var. Mis kokuyor. Her sabah bayat çiçekler getirerek dükkanı şenlendiren çok şeker homeless’ımız var. Dün arkadaşıyla geldi. Mercimek ve bulgur pilavı ikram ettim. Mahallenin köpeklerine zaman zaman makarna haşlıyoruz.

Aslında burada aç kalmak da çok mümkün. Yani benim demek istedim. Yoksa yiyecek bol. Hiç bir şey kalmasa Bolu ekmekleri ve soğan var, soğan. Soğanlı ekmek yahnisi yaparız. Aç kalmaya gelince dükkan kalabalık olduğunda, bir tek sabah kahvaltısıyla bütün gün farkına varmadan çalışıyoruz. Hiç bir iş yeri beni bu kadar yorup, aç bırakmamıştı. Zamanında Feng Shui’ci arkadaşıma gülerdim aynen benim başıma geldi. Feng Shui’ci arkadaşımın aynı zamanda bir de 100 sandalyelik restoranı var. Ve işten çıkınca evler yakın olduğundan sık sık bana uğrardı. Dil’i geçmiş kullanıyorum, onun hala bana uğrama potansiyeli var ama ben evde yokum. Neyse kapı zilini alacaklı gibi çalar, öyle ki bazen Kiki geldi zannederim, ve içeri girer girmez daha soyunmadan, yiyecek ne var, çok açım diyerek mutfağa doğru hamle yapar. Tabii bizim evi bilenler antrenin sadece bir kişilik genişliğinde olduğunu da bildiklerinden, arkadaşımın yedek su şişesinin köşesinden fırlayarak, beni ezip geçtiği de gözler önünde canlanabiliyor değil mi?

Kendimi toparladıktan sonra arkasından seyirtirim. Kızım restorandan geliyorsun insaf, hiç mi yiyecek bir şey bulamadın? Çok konuşma da bana yiyecekleri göster diyerek sorumu hiç kaale almaz. İşte ne demişler gülme komşuna gelir başına.

Anlatacaklar o kadar birikmiş ki, ben böyle üç gün hiç durmadan devam edebilirim. Halbuki işe koyulmam lazım. Yarın akşama yine İtalyan grubumuz var. Türk yemekleri menüsü hazırlanacak. Çevirimin son bir okumasını yapıp göndermem lazım. Kahvaltıya gelecek olanlar var. Dolayısıyla arkası yarın.

Reklamlar