> Dün dükkana gitmedim. Sabahın beşinde kalkıp Kiki’yi okula yolladıktan sonra eski alışkanlık elime kitabımı alıp kanepeye şöyle bir gömüldüm. Ayaklarımı gere gere. Üzerime de annemin yamalı bohça tarzı rengarenk örgü karelerden yapmış olduğu ki, ben evlenmeden çok önce başlayıp ancak 3-5 sene önce birleştirebilerek teslim ettiği, aslında hiç teslim edemeyecekti de, ben hadi olduğu kadar olsun deyince bir ayak boyu kadar kısa kaldığı için yatak örtülükten kanepe üstlüğüne küme düşen ama beklenmedik bir şekilde kıymetlenerek akşamları kapanın elinde kalan, sabahları sadece bana ait olan yatak örtümü çektim. 3 haftalık gece gündüz ve haftada 7 gün sıkı çalışmadan sonra nasıl iyi geldi anlatamam. Hatta o kadar iyi geldi ki elimde kitap dalmışım. Saat 10:30 sıralarında dükkanda nöbet tutan ortağın telefonuyla kendime geldim.

Uyuyup kaldığım için hem üzgündüm, hem de dinlenmiştim. Üzgündüm çünkü bu bir tek güne bir çok şeyi sığdırmaya kararlıydım. Pazara çıkılacak, metroya gidilip dükkan eksikleri alınacak, evde bir haftalık yemek pişirilecek, kayıp olduğu beş gün boyunca hayıflanarak yokluğunu derinden hissettiğim ve bulununca da vakitsizlikten okuyamayıp süründürdüğüm kitap bitecek, bloga yazı yazılacaktı. Kanepeden kalkar kalkmaz bir kaç haftadır görüşemediğim yürüyüşçü arkadaşımı aradım. Telefon konuşması kesmeyince kalkıp ona oturmaya gittim. Nasıl olsa yol üstü diyerekten. Tabii yukarıda saydıklarımın ancak çok azı yapılabildi. Zaten rötarlı başladığım güne battı balık yan gider misali yaklaşınca balık yan bile değil hiç gitmedi desem.

Daha önce anlatmış mıydım hatırlayamadım, ben ara sıra fal bakarım. Eğlence olsun diye. Faldan anladığımdan değil. Atar tutarım işte. Bazen bana ilham gelir, bir şeyler söyleyiveririm. Geçenlerde dükkanda arkadaşlarla oturuyoruz. Ortağın küçük kız kardeşi de var. Kahve içtiler. Fal kapattılar, bakarak eğleniyorlar. Ben de arada sırada mutfağa gidiyorum, 1-2 şey hazırlıyorum, bir kulaktan da dinliyorum. Yaa yok bir şey çıkmamış, falan dediklerini duydum. Geçerken fincana şöyle bir göz atayım dedim. Aniden kavuşan birileri belirdi gözümün önünde. Sana bir kavuşma var dedim. Haftaya erkek arkadaşım geliyor, biliyor muydun demez mi? Yok dedim, nereden bileyim. Hadi bak bak başka ne var dedi. Sonra benim ortak bir de bana bak dedi. Ona çuval dolusu para var dedim. Ama 3 vakte kadar.

Neyse dün öğlen, arkadaşım bana kahve pişirdi. İçtik. Sonra da fincanları kapattık. Fal bakmayı biliyor musun diye sordu. Bilmem dedim. Ama bazen ilham gelir iyi atarım. Sırf gülelim diye. Önce kendiminkine baktım. Pek bir aydınlanma olmadı. Sonra onunkine baktım. Sırt sırta veren iki kişi gördüm. Küsmüşsün sen birine dedim. Nereden biliyorsun demez mi? Nereden bileyim, tabii ki bilmiyorum. Sonra baktım baktım. Eller havada danseden bir gelin gördüm. Çok yakında bir düğün var dedim. İkinci şokunu yaşadı. Tabii ben de. Meğersem ablası çok ani bir şekilde evlenmeye karar vermiş. Hatta o da başkasından duymuş ve ablasına küsmüş. Bakalım ne zaman söyleyecek ve düğününe çağıracak diye bekler dururmuş. Eee, dedi sonra… başka ne var? Yol var mı? Aslında içten içten bir yerlere gitmeyi kurduğunu biliyordum ama yola dair bir şeyler göremedim. Var demek de istemedim. Fincanı bıraktım tabağı elime aldım. Telveler aşağıya doğru kayarken gözlerimin önünde Hindistan belirmesin mi? Söylemeye çekiniyorum. Mantığım olmaz böyle şey diyor. Hindistan’la ne ilgisi var. Olsa olsa New York olabilir, diyorum akıllıca düşünürsem. Pek de içime sinmeden. Valla diyorum aslında içimden Hindistan geçiyor ama sanki New York da olabilir, işte oraya gidip yerleşme ihtimaliniz var. Bu sözüm üzerine arkadaşım artık patladı. Meğersem eşi geçenlerde Mumbai’den iş teklifi almış. Kabul etmemiş ama belki de yeniden gündeme gelme ihtimali varmış. Eh yani bu kadarı olmaz. Heralde bana vahiy inecek ya da indi. Seçilmiş miyim neyim? Allahtan orta çağ İspanya’sında değilim. Yoksa hiç acımadan yakarlardı beni. Bu arada yanmaktan da çok korkarım. Acaba eski yaşamlarımdan birinde beni cadı diye odunların üzerinde yaktılar mı ki? Neyse hala şaşkınım. Bu arada bu işi geliştirsem mi diye düşünmüyor da değilim. Hani bizim yemeklerle iş yapamazsak, faldan para kazanmak da bir seçenek olabilir. Değil mi?

Günün gerisi sıradandı. Bahar dallarını çekmek için nelere katlandım. Bembeyaz olanlar, penceremden karşıya bakınca görünen manzara.

Tabii benim donarak ölmüş sardunyalara takılmazsam. Çiçeklerin Dansı hala okuyor musun gönderilerimi? Okuyorsan bir yardım. Ne yapayım ben şimdi bunları? Canlanma ihtimalleri var mı? Kökünden budasam yeşerirler mi? Acil cevap…

Beyaz arabanın arkadında gidiyorum. Pazara doğru. Sapağı şaşırdım. İki kere aynı yerden dolanınca bari pembe bahar dallarını çekeyim dedim.

Bu bahar dallarının ömrü kısa ama bakmaya doyamıyorum vallahi. Bana şu soruyu sorduruyor. Hızlı yaşa cesedin yakışıklı olsun geçerli ve makbul bir felsefe midir?

Reklamlar