>

Önceden başlayıp bir türlü bitiremediğim taslaklara devam ediyorum. Bu sonuncusu. Sadece fotograf ekleyebilmişim. Ne yazmak istediğimi de unuttum gitti. Defteri görünce kaptanın seyir defteri aklıma geldi. Ancak kaptan olma durumu falan olmadığından, olsa olsa bir bulaşıkçının seyir defteri olur dedim.
Hani ben bir aralar ev ve yemek işlerine takmıştım ya, öğün hapları icat edilse, paso eve alır yığarım, diyordum. Karnıyarık, zeytinyağlı enginar, hünkar beğendi, yaprak dolma hapları, aklıma ne gelirse saymıştım. Bir de kendi kendini temizleyen fırın gibi, kendi kendini temizleyen ev olsa, ben kapıdan çıkar çıkmaz bütün pislikler alev alıp yansa bitse kül olsa hayalleri kuruyordum.
İşte evren sesimi duydu. Ve bana yanıt verdi. Şimdi her sabah dükkanı silip süpürüyorum. Allah ne verdiyse 3-5 kap yemek yapıyorum. Çay demliyorum. Bulaşıklar da cabası. Çöpümü de kendim döküyorum. Tabii bunları yapan iki kişiyiz aslında ama, o bile yetmiyor. Gerçi pek bir şikayetim yok, keyifle yapıyoruz, sadece ellerimiz bulaşıkçı elinden beter. Timsahlaşmaya doğru gidiyor.
Bu deneyimle de, dünyanın terso olduğunu artık kanıtlamış bulunuyorum. Hani bütün şu kişisel gelişim mi diyeyim, secret türünden kitaplar var ya, sen evrene istediğini söyle o yerine getirsin, hayatta her şey mümkün yeter ki sen iste falan hepsi yalanmış yalan. Bütün hayatım boyunca yemek, bulaşık, temizlik nefret ettim, kurtulmaya çalıştım, sonunda vardığım yere bakın. Evrenin tepede sırıtarak layığını buldun, sana müstahak dediğini duyar gibiyim.
Ben yine de bana öğretilenlerden yola çıkarak, birisi sana tokat mı attı, sen de öteki yanağını çevir felsefesini uygulamaya devam ediyorum. Ama evren, bana bak ve ayağını denk al, tüm bunları deftere yazmadan, hesabını tutmadan geçip gideceğimi zannediyorsan yanılıyorsun. Benden söylemesi. Kırmızı defterim yukarda.
Defter İKSV Deniz Palas’ın altındaki hediyelik eşya dükkanından. Bir zamanlar ben, oralara da giderdim. Ah, ah… O dükkana yolu düşenler, şimdiden uyarayım, o kadar çok güzel şey var ki alınacak. Her birisi de tasarım. Danimarka solda sıfır kalır.
Laf aramızda bu dükkana gidip gelmenin keyifli yanlarından biri de Beyoğlu’nda olmak. Boş zamanlarda İstiklal Caddesine çıkabilmek. Antikacıları dolaşmak. Kitaplara bakmak ve sinemalara girememek. Niye böyle her şeyde bir de madalyonun ters yüzü var anlamıyorum.
Bu sabah gelirken öndeki araba geri geri gelerek benimkine bindirdi. Sonra ileri çekti. Ben, sakin bekliyorum ne olacak diye. Baktım yine geri geri geliyor. Kılımı kıpırdatmadım, yine bekledim. Geldi ikinci kere tosladı. Etraftan dayanamayıp, hey hop falan dediler. Ben de galeyana gelip kornaya bastım dibine kadar. Adam durdu, ileri aldı. İndi arabasından yanıma kadar geldi. Ne derse beğenirsiniz? Ne diye o kadar dibime giriyorsun diye bağırmaz mı? Çatlak mı ne sabah sabah.
Rejim Günlüğü 1 : 1 dilim sarı somun ekmek, 5 adet çeri domates, kibrit kutusu büyüklüğünde olmayan bir miktar beyaz peynir.
Kilo: 73
Yazdım işte. Kararımdan vazgeçmeden hemen yayınlıyorum. Belki utançtan rejime devam eder ve bozmam. Bir şey söyleyeyim mi? Bu yaştan sonra insanda utanç falan kalmıyor. Zayıflamak için başka bir şeyler bulmalı. Füruzan’ın Ah, Güzel İstanbul öyküsü içime yer etti.
Reklamlar