>Munevar, Osmanlı İmparatorluğu altındaki yerleşim birimlerinin en küçüğüydü. O kadar küçüktü ki, haritalarda bulunmazdı. Bulunamazdı. Sadece, tesadüfen yolu düşenler bilir, hatta bazıları bu köyceğizi tekrar ziyaret etmek istediklerinde zar zor bulur, kimileriyse bir daha asla bulamaz ve büyük çam ormanlarının içinde kaybolup gerisin geri evlerinin yolunu tutardı. Küçük dediysem gerçekten de çok küçüktü. Düşünsenize 18 yaşını geçmiş yetişkin sayısı elli birdi. Erkeklerin çalışma mekânı orman, geçim kaynağıysa içindekilerdi. Kadınlar günlerini yemek pişirmekle geçirirdi. Çocuklar cinsiyetlerine göre anne ya da babalarının yanlarına çırak olmaya başlayana kadar ormanın kıyısında akan derenin eteklerinde oyun oynar, yazın yüzer, kışın balık avlardı.

Bizimkilerin yolu Munevar’a düştüğünde köydeki çocukların sayısı tam tamına elli dörtmüş. Yirmi yedisi kız, yirmi yedisi erkek. Munevar nüfusunun böylesine dengeli dağılımı köyde doğan tüm çocukların terazi burcu olmasından kaynaklanırmış. Bunun da nedeniyse, köy ahalisinin tüm sene boyunca çok çalışması, ancak ve ancak eski yılın sonlarına doğru, kesin bir tarih vermek gerekirse aralık ayının on beşinden sonra, işi gücü bırakıp eğlenceye ve keyfe dalmasıymış. Bu öyle bir keyif dalgasıymış ki, bütün köyü sarar ve otuz gün otuz gece sürermiş. Bu sırada köy halkı, kadın, erkek, çoluk, çocuk, kedi, köpek ve daha ne varsa, her bir canlı ocak ayının on beşine kadar gece gündüz durmaksızın kutlamalar yapar, şenlikler düzenlermiş. İşte gelecek neslin tohumları da bu müddet zarfında atılırmış. Eylül ayının yirmi biri geldiğindeyse, o senenin yeni bebekleri tencerede birer birer patlayan cin mısırı taneleri gibi fırlarmış. Ölümlerse temmuz ayının ortasında yoğun sıcaklarla başlar, ağustosun ilk yarısına kadar sürermiş. Sadece zamanı gelenler ölür, gençlerin zamansız gittiği görülmezmiş. Dediğim gibi Munevar köyü bu dengeli yaşamını burçların ve yıldızların, kısacası evrenin bir lütfuna borçluymuş.

Büyük babamın büyük büyük babasının büyük büyük büyük babası zorla götürüldüğü Çaldıran savaşından Mercidabık taraflarında kimselere görünmeden sıvışmaya çalışırken kendini bu köyde buluvermiş. Munevar halkı çok fazla yabancı görmediğinden oldukça misafirpervermiş. İsmi gibi kendi de pek bir Cevahir olan büyük babamın büyük büyük babasının büyük büyük büyük babası, o köyde tanrı misafiri olarak bir müddet kalıvermiş. Cevahir’in Munevar yaşamına ayak uydurduğunu sanan ahali, zaten haritada bile yer almayan yerleşimlerinin çok yakında dengesinin bozulacağını ve akabinde de yok olacaklarını öngörebilseymiş, bugün bu çorbanın kimseler tarafından bilinemeden tarihin karanlık sayfaları arasına bir daha hiç çıkmamacasına gömülmüş olabileceği ihtimali bile tüylerimi ürpertiyor.

Cevahir’in bu köyün dengesini neden bozacağına gelince, büyük babamın büyük büyük babasının büyük büyük büyük babası Koç burcuymuş. Ancak o zamanlar Osmanlı’da kayıt kuyut tutulmadığından, sadece ve sadece, o gün padişahımız evimize bir ferman yolladıydı gibisinden, anneden duyma bir takım bilgilere sahip olunduğundan ve başlangıçtaki uyumlu tutumu yüzünden soy ağacımızın yüksek tepelerinde yer alan bu atamızın Terazi burcu zannedilmesi olağanmış.

Cevahir’in Munevar’daki yaşamı başlı başına bir roman konusu. Benim bugün burada tarif etmek istediğimse Munevar Çorbasının yapılışı. Bunun nedenine gelinceyse şöyle açıklayayım; birincisi varisim olmadığından dolayı benimle birlikte ebediyete gömülerek kaybolacak bir çorba olması yüreğimi ağrıtıyor, ikincisi içindekilerin yanı sıra özenli bir şekilde yapılışı itibariyle çorbanın gerçek bir yaşam iksiri olmasının, günümüzün bu kirli, sağlıksız ve çürümüş ortamında Kanuni dönemindeki saygınlığımızın yeniden kazanılmasına çok yardımcı olacağını düşünüyorum. Dolayısıyla bu tarifi gelecek nesillere hediye ediyorum. Hayrını görelim, görün, görsünler.

Munevar Yöresinden Rafine Bir Çorba – Yaşam ve Sağlık İksiri

Turfanda Ayşe Kadın Fasulyesi alınır. Osmanlı mutfağı usulüne uygun zeytinyağlı pişirilir. Yağın sızma tipi olması daha makbuldür. Yalnız, önerilen su ve zeytinyağı, dengeli bir dağılımla toplamda bir buçuk su bardağını geçmeyecek ölçüde abartılarak konur. Fasulye piştikten sonra soğumaya bırakılır, tabağa alınma zamanı geldiğinde lokum misali Ayşe Kadın’ın ihtiyacına uygun miktarın dışında kalan yemek suyu büyük bir tencerede bekletilir.

İkinci olarak, yine Osmanlı usulünce dengeli bir dağılımla zeytinyağlı karışık biber patlıcan dolması pişirilir. Dolmanın harcının cıvık ve yapışkan olması tercih sebebidir. Önerilen su ve zeytinyağı, aynı Ayşe Kadın Fasulye’de olduğu gibi dengeli bir dağılımla toplamda bir buçuk su bardağını geçmeyecek ölçüde abartılarak konur. Dik bir şekilde dizili dolmalardan tencerenin orta mıntıkasına yakın bir biber dolması, pişirme süreci boyunca içini tencerenin tamamına boşaltarak tüm lezizliğini yemeğin suyuna katması amacıyla yan devrilir. Ocak üzerinde kısık ateşte pişirilir. Piştikten sonra soğumaya bırakılır. Soğuyan dolmalar birer birer alınır ve devrilerek içi boşalan biber dolmasından fırlayıp dış yüzeylere yapışan malzemeler özenle temizlenir, temizlenen dolma dış yüzeyleri zeytinyağı ile parlatılır ve dolmalar tabağa dizilir. Arta kalan içli su bir köşede bekleyen Turfanda Ayşe Kadın Fasulye’sinin özlü suyuna katılır.

Çorbanın bu etaptan sonrası göreceli olarak daha kolay ve daha çabuk gerçekleşir. Soyulmuş ve serçe kuşu başı büyüklüğünde doğranmış bir patates, soyulmamış ama yıkanmış ve uçları kesilerek atılmış ve ayrıca yine serçe kuşu başı büyüklüğünde doğranmış bir kabak, kabukları soyularak çoban salatası tarzında doğranmış bir büyük kırmızı domates, soyularak kabaca dilimlenmiş iki havuç, püskülleri kesilip atılarak ince ince dilimlenmiş iki sap pırasa, temizlenmiş ve doğranmış iki sap taze soğan, bir avuç dolusu haşlanmış tatlı mısır, bütün bir bonfilenin özenle ayrılarak şerit halinde kesilmiş kenarları, yirmi beş santim uzunluğunda bir biberiye dalının yaprakları, tuz, karabiber, bir çimdik acı isot biberi, keyfe tabir muskat ve göz kararı miktarda kaynama derecesindeki kaynak suyu, bir kenarda bekleyen diğer özlü yemek sularına eklenir. Muskat yerine kereviz sapı koymak daha makbuldür. Çorba ağır ateşte kaynamaya bırakılır. Gün sonuna doğru ocağın altı kapatılır. Tencerenin içine sokulan çubuk mikser yardımıyla tüm büyük lokmalar, un ufak parçalanarak kolay içime sunulur. Uygun ortamlarda saklanmasında bir sakınca yoktur. Isıtılarak içilir. İhtiyaç halinde ısıtılmadan da içildiği görülür.

Büyük babamın büyük büyük babasının büyük büyük büyük babası Cevahir’in Osmanlı İmparatorluğunun dört bir köşesine nam salmış uzun ömrü, genç ruhu ve sağlığı öyle sanıldığı gibi işe yaramazlığından, bir baltaya sap olamamasından, manda yürekli ya da ayran gönüllü olmasından değil işte bu çorbadan gelmektedir.

(Devam edecek…)

Reklamlar