>

Hem Sadık Yemni’nin ilk kitabı Muska üzerine yazacağım diyorum hem de fotograf olarak başucumdan bir görüntüyü koyuyorum. Uzun zamandır yazmayınca bu türden aksilikler gayet olası. Durum şu: dün akşam kitabın fotografını ve evin daha bir çok köşesini çektim. Bu sabah bir de baktımki bazılarında flaş kullanmışım yukarıda görüldüğü gibi, bazılarındaysa, örnek Muska, kullanmamışım görülmediği gibi. Ama olsun dedim. Ne olursa olsun. Yazacağım ve ertelemeyeceğim. Sonra bir daha vakit bulamıyorum.

Muska, İlle de Roman Olsun arkadaşlarımla okuduğum Mayıs ayı kitabı. Toplantısı yapıldı bitti bile. O sıralar kitabın ancak 120 sayfasını okuyabilmiştim. Bir ay boyunca ancak 120. sayfaya gelebildim yanılsaması olmasın, okumaya toplantı günü sabahı başladım ve bir, iki saat devam edebildim. Okuduğum kadarıyla bana göre bir kitap değildi. Konu içine girmekte zorlandım. Merakımı uyandıran ve heyecanla takip etmemi sağlayan her hangi bir izlek de yoktu. Dolayısıyla kitabın sonuna gelmeden toplantısını yapmak, hakkında konuşulanları dinlemek beni pek rahatsız etmedi. İzlek ve merak konusunu başka bir seferde anlatayım. Bana göre oldukça kişisel unsurlar. Bazen öyle durumlar oluyorki en sıkıcı imajı yaratan bilimsel ya da akademik kitaplar bile benim merakımı çekip, bana bir izlek sunabiliyorlar. Mesela son okuduğum kitapta bir müzik parçası nasıl oluyor da öylesine güçlü duygu uyandırıyor sorusunun bilimsel açıklamasını yapan bölümü nefes nefese bitirmiştim. Örnek: Boğaziçi Üniversitesi Yayınlarından çıkan Proust Bir Sinirbilimciydi

Kitaplar vardır okurken bitmesin isterim, bir de kitaplar vardır bitsin isterim. Nedense bir kitabı ya da bir filmi ya da belki bir sergiyi yarım bırakmak gibi bir huyum yok. Olur da, hayatımda yarım kalmış şeyler olursa beni durmaksızın rahatsız ederler. Bunlara vakti zamanında başlayıp bir türlü bitiremediğim danteller, çarpı işleri, öyküler, hepsi dahil. Anlaşılan o kadar çok yarım kalmış iş varki elimde… bir de kitap, film türü şey olmasın. Muska kitabı da biran evvel bitsin diye okuduklarımdan. 

Toplantıda Sadık Yemni’den ilk Türk Stephen King’i diye bahsedildiğini hatırlıyorum. Stephen King bir zamanlar benim en sevdiğim yazardı. Her bir kitabını heyecanla elime alırdım. Ama bir zaman geldi ve ben King’den sıkıldım. En son Geceyarısı serisinde kaldığımı hatırlıyorum. Dolayısıyla Muska pek bana hitap etmedi. İkinci yüz sayfada sever gibi oldum. Üçüncü yüze geçtiğimde yine bitmesini dört gözle bekler olmuştum.

Aslında konu çok ilginç. Tam da Lost konuşulduğu sırada, dizideki Kara Duman misali kitapta da bir Kara Nesne’nin olması, ayna ile paralel evrenlere ve yaşamlara geçilmesi, aynı ama farklı hayat hikayelerinin süregelmesi, zamanda yolculuk yapabilme kavramları gibi bir çok şeyi Muska’nın içinde görmek beni şaşırttı. Yine de bittiğine sevindim.

Reklamlar