>

Uzaktan bakıldığında halı, yanına gidildiğinde yine halı. Ama bir farkla; ben böyle halı deseni daha önce hiç görmedim.

Bir kaç hafta önce, eskiden çalıştığım bir firmanın düzenlediği bir eğitimde çeviri yapmak üzere Barbaros Point Otel’deydim. İş yaşamını bırakalı beri böyle otellerde toplantılara gitmiyordum, özlemişim. Dahası bir yandan belirli bazı lükslerin kokusunu özlemişim, bir yandan da stresli iş yaşamının gereklerini yerine getirmek için kasma mecburiyetini unutmuşum.

Barbaros Point, iş toplantıları düzenlemek için oldukça hoş bir otel. Orada olduğumuz dört gün boyunca ne serviste ne de teknik konularda benim gözlemleyebildiğim her hangi bir sorunla karşılaşmadık. Nedendir bilmem kapıdan adımımı atar atmaz içim ısınıverdi mekana. Köprü trafik derdinden saat 10’da başlayacak eğitim için en geç saat 7:15’te lobide hazır ve nazır olduğumdan otelin her bir köşesini gezme imkanım oldu. Bu otelde gecelemek bir zevk olsa gerek, her bir tarafından sanat fışkırıyor.

Yukarıdaki fotograf, asma kat lobideki modern sanat eserlerinden bir tanesi. Uzaktan bakınca halı deseni yakına gelince savaş makineli hayat teması. Bu asma kat üzerinde ayrıca İstanbul Modern Sanatlar Müzesi’nin bir hediyelik eşya satış ofisi var. Tam karşısındaysa bir Sahaf Dükkanı. Reşat Ekrem Koçu’nun o meşhur İstanbul Ansiklopedisinin 1.cildinin 1. fasikülü bile var. Hemi de kendisinden imzalı. Hiç üşenmediler bana çıkardılar. Ben de Orhan Pamuk’un o anlata anlata bitiremediği ve çok merak ettiğim ansiklopedisini, bir kaç sayfası bile olsa, okuma imkanı buldum. Sahaf dükkanını eski bir kütüphane görüntüsünde yapmışlar. Tam ortasında uzun dikdörtgen bir masa. Masanın ortasına da eski İstanbul kartpostalları, bir takım eski belgeler, hepsi orijinal, konmuş. İsteyenler baksın bir göz atsın diye. Ben de eğitim salonuna inene kadar oturdum baktım.

Toplantı odalarının bulunduğu B1 ve B2 katlarıysa Nuri Bilge Ceylan’ın siyah beyaz İstanbul fotograflarının orjinalleriyle bezenmiş. Yirmi de birinci, yirmide dördüncü, yirmi de ikinci falan gibi…

Daha sonra yemekhane katı var en tepede. Medeni dilde restoran. Asansörün kapısı açılır açılmaz ziyaretçinin karşına bu rengarenk dialar çıkıyor. 16. kat. Tabii ki boğaz ayaklar altında. Gerçi Hilton Parksa’nın (önceki eğitimlerin geçtiği yer) manzarasını tercih ederim. Oranın yemekleri de mükemmel, ama Barbaros Point’in yemek salonundaki siyah beyaz fotograflar yemek yerken aynı anda insanın ruhunu da doyuruyor. Eski türk filmlerinden kimler var kimler yok. En gözüme çarpanlar Ayhan Işık ve Belgin Doruk oldu.

Şu siyah beyaz kargaşayaysa bir baksanıza, ben bayıldım. Yakından çekilmiş fotograflarla restorandan görülen manzarayı başka bir gönderiye bırakıyorum. Bu ayın sonuna doğru bu otelde keyifli bir dört gün daha geçireceğim.Şimdiden dört gözle bekliyorum. Hem de şu bahsettiğim rutinin dışına çıkmış olacağım. Hey tanrım, eskiden rutin çeviriydi şimdiyse rutin dışı eğlenceye dönüştü. Kelimelerin ve sıfatların özgün anlamsızlıklarını, tekinsizliklerini bundan daha iyi tanımlayacak bir durum olabillir mi? 
Reklamlar