Etiketler

, , , , , ,

Bazı alışkanlıklarımı, neredeyse tümü ama söylemeye bir türlü dilim varmıyor, özellikle de yazma ile ilgili olanı kaybedeli bir asır oldu sanki. Şu fotograftaki rüzgar gülü gibi şiştim ve savruluyorum. Bu benzetmeye yapacağım iki yorum var.

Birincisi gerçekten böylesine şiştim ve her iki tarafım da böylesine delik. Rüzgarın girdiği delik biraz daha büyük ve geniş, çıktığı delikse daha küçük ki tüm hava boşalmasın, fakat yine de bir takım hava kaçakları olsun ki patlamayayım, hep şiş kalayım. Bu konuda rüzgar gülü ne düşünüyor tabii pek bilemiyorum ama ben onun gibi şişip şişip de patlayıp boşaltamazsam bayağı bir saldırgan oluyorum. Neyseki havalar benim tarafımı tutuyor, yaz günlerinde bile yağmuru hiç eksik etmiyor. İyice kızgınlaşan ruhumu ancak yağmur soğutup sakinleştirebiliyor. Etrafımda ve dolayısıyla kendimde çok fazla hasara sebep olmadan bu şişkinlik varlığına devam edip gidiyor.

İkinci yorum şu: bu rüzgar gülünü besleyen rüzgar pek fazla yön değiştirmiyor. Dolayısıyla şişkin haldeyken üstüne üstlük sağa sola savrulmalar yaşamıyor. Rüzgar gülünü, dört günlük eğitim boyunca eğitim yapılan otelin çatı katına çıkarak gözlemledim. Hep aynı yönden esti akıllı uslu rüzgar. Halbuki benim rüzgar, beni fırıldak gibi döndürüyor. Bir zamanlar, bazı alışkanlıklarım varken, sabahları kalktığım ruh haliyle bütün günü çıkarırdım. Bazı bazı, gerçi son zamanlarda biraz fazlalaşmaya başlamıştı ama ben çaktırmamaya çalışıyordum, gün ortasında tek bir sapmayla bu işi bitirirdik. Şimdilerdeyse, şiştiğimden midir nedir, her saat başı bambaşka bir yöne dönüyorum.

09:00
Alo,
Efendim
Kendi kocamla mı görüşüyorum?
Evet.
Bak ne diyeceğim, ben şu Cevizli Biber işinden çok sıkıldım. Ayrılsam diyorum.
Sen bilirsin.
Nasıl yani ben bilsem sana niye sorayım. Fikrini söyle işte.
Tamam ayrıl o zaman. Sen bize evde lazımsın.
Ya neden ayrılacakmışım ki? Evde yine bunalacağım.
Tamam, o zaman. Devam et. Ayrılma.
Olmuyor ki. Yazmaya vakit bulamıyorum. Evi bile toplayasım var. Evdeki mutfağımda yemek yapasım var.
Yap o zaman. Seni ne engelliyor ki?
Cevizli Biber.
Öyleyse, bırak ve evine dön.
Tabii, tabii, siz zaten benim hep hizmetçi olmamı isterdiniz.
Bak şimdi işim var sonra akşama konuşuruz.
….

10:00
Alo,
Efendim
Kendi kocamla mı görüşüyorum?
Evet.
Bak dinle aklıma ne geldi?
Ne?
Yaz ayları zaten ölü sezon. Cihangir’de her yer kapatmış. Biz de kapatıp tatile gideceğiz. Şimdi bırakmayayım da tatilden sonra, Eylül gelince düşünürüm.
Bak bunu iyi düşünmüşsün.
Evet ama ben çalışınca tatil hiç bitmesin istiyorum. Şimdi tatile gidip de bir daha dönmeyeceksem şimdiden bıraktım dememenin ne anlamı var?

11:00
Alo,
Efendim.
Kendi kocamla mı görüşüyorum?
Evet.
Ne düşündüm biliyor musun?
Nereden bilebilirim?
Her şeyimizi satalım. Bir araba ve karavan alalım. Bu arada satacak neyimiz varsa kavramı biraz meçhul ama neyse. Çıkalım yola, nerelere gidebiliyorsak gidelim. Ben fotograf çeker, yazı yazarım. Nasıl olsa internet var. Dijital günlük tutarım. Romanlar gibi yaşayalım ne dersin?
Vize işi ne olacak?
İltica ederiz.
Ben etmem.
Neden?
Etmem işte.
O zaman her şeyi satıp savmadan vizeleri toplayalım sonra gideriz.
Sen git, benim işim var.
Ya, ben çok ciddiyim.
Peki. Çok iyi fikir ama akşama konuşsak.

12:00
Alo,
Efendim.
Kendi kocamla mı görüşüyorum?
Evet.
Biraz önce İnsan Kaynakları şirketinden aradılar, bana ihtiyaç varmış.
Ne yapacaklarmış seni?
Ya işte birileri gelmiş yurt dışından ona asistanlık yapacakmışım.
Hani sen asistanlığı sevmiyordun, sıkılıyordun?
Orası öyle ama belki bu seferki başkadır.
Hani ciddi iş adamlarına tahammül edemiyordun?
Aman, sen de hiç destekleyici değilsin?
Yok, yok destekliyorum. Hani karavan alacaktık. Yola çıkacaktık?
Bak ben şimdi düşündüm. Her şeyi satıp savmak yerine, biraz çalışayım para kazanayım, biriktirelim öyle gideriz. Hem zaten o zamana Kiki de büyümüş olur.
Sen bilirsin.
Aman. Hiç fikrini söylemezsin zaten.
Dur ben birazdan yemeğe çıkıcam gelince konuşuruz.

13:00
Alo.
Efendim.
Kendi kocamla mı görüşüyorum?
Evet.
Döndün mü yemekten?
Hayır, hala yemekteyim.
O zaman telefonu nasıl açtın?

Bak ne diyorum biliyor musun?
Bilmiyorum.
Ben en iyisi yine resim yapmaya başlayayım. Cevizli Biber’in önüne tuvali koyarım. Sokaktan gelip geçenleri yaparım.
Hani yazar olacaktın?
Ya, sorma ya… Bir türlü yazamıyorum işte.
Bütün gün, saat başı bana telefon açarsan tabii ki yazacak vakit bulamazsın .
Sen beni eskisi gibi sevmiyorsun.
Çok seviyorum.
Yok, çok seviyor olabilirsin ama eskisi gibi değil.
Eskisi gibi seviyorum. İlk günkü gibi.
Yok, yok öyle olsa beni düzgün düzgün dinlerdin .
Dinlemiyor muyum yani? Gözüne dizine dursun.
Dinlemiyorsun tabii. Alay ediyorsun.
Yok, valla alay etmiyorum sana öyle gelmiş.
Ne yapayım şimdi ben? Bana bir şey söyle.
Bir şey.
Ya, öyle değil ya. Bak işte, dinlemiyorsun.
Valla dinliyorum. Akşam eve gelince daha iyi dinleyeceğim. Söz.

14:00
Alo?
Efendim.
Kendi kocamla mı görüşüyorum?
Evet.
Bak ben çok sıkıldım. Sinemaya gidiyorum.
En iyisi.
Bak uzun filimmiş iki buçuk saat boyunca ulaşılamayacağım. Merak etme tamam mı?
Peki merak etmem.

15:00
Alo?
Efendim.
Kendi kocamla mı görüşüyorum?
Evet. Hani sinemadaydın sen?
Sinemadayım.

Ara oldu da.
Şimdi anladım.
Bak, filmdeki kadın çoluğunu çocuğunu büyütüyor, sonra Edebiyat Fakültesine kaydoluyor ve yeniden okuyor. Ben de öyle yapabilirim.
Tabii yapabilirsin. Neden olmasın?
Ya sen de hiç bir şeyi ciddiye almıyorsun. Olmaz ki bu kadar.
Peki o zaman. Otur oturduğun yerde. Bu yaştan sonra ne fakültesi?
Sen alay et. Ben düşündüm taşındım. İyice kararımı verdim.
Ben film seyrediyorsun zannediyordum.
Biz kadınlar her iki işi birden yapabiliriz. Hem film seyrediyorum hem düşünüyorum.
Ay, başım!
İngiliz Edebiyatı okuyacağım. Ya da Karşılaştırmalı Edebiyat mı okusam? O daha iyi gibi. Her türden var içinde.
Bence de karşılaştırmalı oku. Sana o yakışır.
Neyse dur, film başlayacak. Akşama anlatırım.

16:30
Alo?
Efendim.
Kendi kocamla mı görüşüyorum?
Evet.
Film bitti.
Eline sağlık.
Öff.
Eh, bitti dedin.
Ya filimi ben yapmadım ki eline sağlık diyorsun.
Peki o zaman. Ben sen yaptın zannettim.
Ya ben sana filme gidiyorum dedim. Seyredeceğim dedim yani.
Hani bir aralar film atölyesine gidiyordun ya, işte yine ona gidiyorsun zannettiydim. Orada da film seyrediyordunuz ya?
Ya o cumartesi günleriydi bir kere. Bugün cumartesi mi?
Ne bileyim. Karıştırdım işte.
Hem ben o atölyeyi bırakalı bir sene oldu.
Aaa..
Beni hiç dinlemiyoysun ki, farkına bile varmamışsın.
Dinliyorum, dinlemez olur muyum hiç?
O zaman niye bilmiyorsun bıraktığımı?
Söylememişsindir.
Tabii ki söyledim. Neyse film çok güzeldi. Kadın mezun oldu. Ama sonra üniversitedeki profesöre aşık oldu. Kocasını terk etti.
O zaman sen bu okuma sevdasından vazgeç.
Ya ben de aynısını yapacak değilim ya.
Ben onu bunu bilmem evinde otur, cahil kal.
Olur, sen de üzerime kuma getir. Zaten bütün erkeklerin tek düşündüğü bu değil mi? Kadın evde otursun, yemek pişirsin, çocuk baksın, temizlik yapsın. Eskiyince yenisi gelsin. Evrensel bu evrensel. Geçen gün Düşes filminde gördük işte. Dük iki kadını birden aldı oturdu. Hiç biri de gıkını çıkaramadı.
Ya ben şimdi öyle bir şey dedim mi? Ne diye hemen sinirleniyorsun?
Demedin belki ama ima ettin. Ayrıca sinirlenmiyorum. Güzel bir film seyretmişim. Bir sürü hayal kurmuşum. Sen bütün bu hayallerimi yıktın.
Üzülme sen. Ben sana yeni hayaller alırım.
İstemem. Benim kendi hayallerim var. Hem ben kendi hayallerimi kendim alırım. Sana ihtiyacım yok.
Tamam canım. Yardım edeyim demiştim.

17:00
Alo?
Efendim.
Kendi kocamla mı görüşüyorum?
Evet.
Ne zaman çıkıyorsun?
Her zamanki gibi.
Aman aman. Ne alay ediyorsun hemen? Hani bazen geç çıkıyorsuın ya. İşte onun için soruyorum.
Hiç bir zaman geç çıkmıyorum. Hep aynı saatte çıkıyorum.
Yok, yok bazen geç çıkıyorsun. Sen geldiğinde kapıcı çöpü almış oluyor.
Evlendiğimizden beri saat 6’da çıkıyorum. Hiç geç çıkmadım. Ara sıra bazı bazı, iş yemeği olduğunda… onu da biliyorsun zaten. Önceden söylüyorum.
Hayır, hayır onu demiyorum. Bazen 6’yı 5 geçe çıkıyorsun. O zaman trafiğe kalıyorsun. Yarım saat geç geliyorsun ya işte onu diyorum. Bugün tam 6’da mı çıkacaksın yoksa 6’yı 5 geçe mi?
Ya ne bileyim işte. Zamanı gelince bilgisayarı kapatıyorum, masamı düzeltip çıkıyorum. Saate mi bakıyorum ki.
Seni bilmem de ben bakıyorum.
Niye bakıyorsun ki? Elbet geleceğim. On senedir her akşam gelmiyor muyum?
Geliyorsun. Ama bu akşam başka.
Neden? Bir yere mi gidecektik?
Yok yok değil?
Ne o zaman, bu sabırsızlık.
Sinemadan eve dönerken çok ilginç bir şey oldu. Aklıma müthiş bir proje geldi. Şimdi anlatsam uzun sürer.
Yok canım.
Ya bak yine aynı şeyi yapıyorsun.
Neyi yapıyorum?
Benimle ve projelerimle alay ediyorsun.
Valla etmiyorum.
Ediyorsun. Hevesimi kırıyorsun. Ama bu seferki çok müthiş. Hiç bir şey hevesimi kıramaz. Neyse biran evvel gel de anlatayım.
Tamam bir saat sonra çıkıyorum.

18:00
Aloo?
Efendim.
Kendi kocamla mı görüşüyorum?
Evet.
Çıktın mı?
Çıktım.
Çıktınsa telefonu nasıl açtın o zaman?
Çıktım sayılır.
Aşk olsun. Ben seni heyecanla bekliyorum geleceksin diye. Sen orada oyalanıyorsun.
Oyalanmıyorum. Çalışıyorum.
Saat 6 oldu ki?
Farkındayım. Telefonu kapatırsan çıkacağım.

Arkası yarın.

Reklamlar