>

Dünden sözüm vardı. Ağaçlardan bahsedeceğim demiştim. İki gündür bahsettiğim ve çevirisini yaptığım eğitimde en ilgimi çeken konulardan bir tanesi de ağaçlar ve insanlar arasında yapılan benzetme.

Bugüne kadar ağaç ve insan deyince aklıma bu eğitim gelirdi, nedenini biraz sonra açıklayacağım, artık aklıma Ergun Kocabıyık’ın Dolaylı Hayvan’ı da gelecek. Fuardan alıp da bugüne kadar henüz okuyamadıklarımdan bir tanesi bu kitap. Boğaziçi Yayınlarından. Geçen hafta elime aldım. Kitabın ilk sayfalarında insanın kim ve ne olduğuna dair açıklamalar getiren  eski metinlerin incelenmesi ve sentezinden çıkan şu ki; insan türü denen şey, tanrı ve hayvan  melezi, bir arada-varoluş. Dolayısıyla ne tanrı kadar yetkili ve güçlü ne de hayvan kadar ilkel ve tepkisel, iç güdüsel. Yine aynı kitaptan ağaçlar için alıntılanan açıklama şu: ağaçlar da aynı insanlar gibi bir arada-varoluş’un temsilcisi. Bu sefer yer küre ile gök küre arasında var olmak söz konusu. Bu satırları okuduktan sonra eğitimde yapılan benzetme bana daha da bir anlamlı geldi. Yalnız Ergun Kocabıyık’ın Dolaylı Hayvan’ı muhteşem bir şey. Hani bazı kitaplar vardır, daha ilk sayfasından, hatta ilk satırından anlarsınız ki elinizde tuttuğunuz bir cevherdir, işte bu da o türden birşey. Kesinlikle tek başına bir gönderiyi hakediyor. Ancak yazıyı yazmadan önce kitabın tamamını okuyup bitirmek daha hayırlı olacağından bu işi önümüzdeki aya bırakıyorum. Beklerken Ergun Kocabıyık’ın blogu Dolaylı Hayvan ilgi çekici olabilir. İşte burası.

3 insan kişiliğine denk gelen 3 tip ağaç var derler. Bunlardan bir tanesi Meşe Ağacı, ikincisi Zeytin Ağacı ve üçüncüsü Kavak Ağacı. Burada önemli olan kendinizin ve karşılaştığınız kişinin hangi ağaç olduğunu bir ya da bir kaç bakışta anlamak. Beden Dili’ni oldukça iyi tercüme edebiliyor olmak da karşıdakini tanımada geliştirilecek uzmanlık alanlarından bir tanesi. Burada söz konusu olan çok detaylı incelemeler değil. Amaç belirli bir yön tayin edebilmek. Fast Food misali Fast Look. Sonuç olarak ilk defa karşılaşılan kişiler mutlak ve mutlak değerlendirilir ya, işte bunu iç güdüsel olarak değil de belirli bir kalıba ve gözlemlere oturtarak yapmak için. Ve bunu alışkanlık haline getirmek için. İstenirse tabii. Bana kalırsa çok eğlenceli bir yaklaşım.

Meşe Ağacı adı üstünde yere sağlam basan insanlardan oluşur. Mantığıyla hareket eder. Yürüyüşünden bellidir. Sağlam adımlar atar. Hani, biraz kütük gibi insan tabiri, bu tipler için kullanılabilir. Bu benim yorumum öyle bir şey yok, tabii. Gözünüzün önüne omuzlar dik ve heybetli yürüyen birini getirin. Giyim tarzından şekil itibariyle uzaktan bakıldığında sanki karşınızda dik duran bir dikdörtgen varmış gibi gözükür. Her şey planlı programlıdır. Düzeni, organizasyonu sever. İşten çıkarken masasının üzerini toplar. Her bir şeyinin belirli bir yeri vardır. Kağıdı, kalemi, silgisi, bilgisayarı, zımbası hep olması gereken yerde durur. Çekmecesini açtığınızda farklı objelerin küçük kutucuklara konarak tasniflendiğini görürsünüz. Masaya dik oturur. Hatta oturmadan önce oturacağı yeri düzeltir. Yemek yemeden önce çatal ve bıçağını peçeteyle temizler, düzgün bir şekilde yerleştirir. Karşısında biraz lakayit bir garson varsa kıl olur. Mantık, Titizlik, Düzen, Temizlik, Şıklık. BCBG.

Şimdi diyelim emlakçısınız ve müşteriniz Meşe. Ona boşu boşuna Loft tipinden tek oda mekanlar göstermeyin. Boşuna kürek çekmek olur. Onun ihtiyacı çok odalı, çok dolaplı, garajlı apartmanlar ki her eşyasını düzgün bir şekilde yerleştirebilsin. Hani yeni yapılan site içindeki gökdelenler var ya işte onlardan lazım. Bu arada bizim ülkemizde giderek Meşe ağacı türediğinin farkına vardım. Bu tipten apartmanların peynir ekmek gibi satıldığına bakılırsa… Bana kalırsa Türk kadınlarının büyük çoğunluğu düzen hastası.

Aklı havada gezen yaratıcı kişiliklere lazım olan Meşe ağacından bir asistan. Belki de o yüzdendir ki asistanların çoğu kadın. Aklıma benim son iki patronum geldi. İşte onlar bildiğiniz Meşe ağaçlarıydı. Bense tam tersi Kavak. İK’ların bu seçimlerini gayet iyi anlıyorum ve hak veriyorum. Bir müdüre tam tersi asistan ver ki birbirlerini tamamlasınlar. Ancak bu ütopik ve batıcı düşünce nedense çok yüksek olan ego unsurunu göz ardı eder. Dolayısıyla bu türden çiftleşmeler ya birinin sömürüsü, ezilmesi ve üstünlüğüyle devam eder, ki ezilen taraf genelde zavallı asistan olur, ya da asistan hakkı hukuku seven, lafını esirgemeyen biriyse şiddetli geçimsizlik sonucu ayrılık baş gösterir. Kıssadan hisse ben Türkiye’de İK yapıyor olsam aynı tipten kişikleri çiftleştirirdim. Varsın mehter adımlarıyla gidilsin, at gözlüğü kullanılsın, habire eleman değişikliği yüzünden yerinde saymak yerine. Bu arada her konuda ne kadar bilgili olduğum, her şeyi bildiğim dikkati çekiyordur. Bu durum hangi ağaca denk geliyor acaba? Sakın sarmaşık olmasın. Şimdi aklıma geldi Meşe kadınının makyajı eyeliner olur. Meşe erkeğiyse top sakal ya da iyice çizilmiş sakal bırakır ya da hiç bırakmaz. Öyle kirli sakal falan hak getire… Valla hani imaj falan triplerine girip eskaza kirli sakal bıraksa geceleri uykusu kaçar.

Zeytin Ağacı çok kolay tanınır. Oturdukları yerde yere doğru kaykılanlardır. Dik otursana dersin. Hemen düzelir. İki saniye sonra bir bakarsın sandalyede yine kaymış. Televizyonu asla oturarak seyredemez. Kanepe onun için özdeşleştiği bir arzu nesnesine dönüşmüştür. Kanepesiz hayat düşünemez. Yürüyüşü yere yakındır. Yani omuzlar düşük, her an yayılıp yuvarlanacakmış gibidir, ayrıca ayaklarını sürükler. Bir ayakkabı satıcısının en iyi ve sadık müşterisidir. Bir çift ayakkabı ona bir aydan fazla dayanmaz. Eskiden bu tipten insanların ayakkabılarına demir ökçe çakarlardı. Hatırlayan var mı?

Emlakçı bakış açısından incelendiğinde bahçe içinde tek katlı evlerden başkasına yönelmek vakit kaybıdır. Büyük şehirde mecburen yüksek bir apartman dairesinde otursa da ilk fırsatta, yani emekli olunca köye, bağına, bahçesine, tek katlı evine dönme ve orada yaşama hayalleri kurar. Şimdi böyle birisinin bir plazada çalıştığını düşünün. Ne kadar mutsuz olur. Tam performans çalışamaz. Küçücükken ve okul sıralarındayken kimin zeytin ağacı olduğu dersi dinleyişinden belli olur. Masaya dirseğini koyar, başını da eline yaslar ve yana doğru kaykılır. Hatta yazı yazarken bile sıraya öyle bir yatar ki, nasıl gördüğü zihinlerde soru işaretlerine yol açar. Göz kasları gelişmiştir. Beden dersinden ikmale kalan tek çocuktur. Ama askerde iyi sürünür.

Kavak Ağacı. Adı üstünde başında yeller eser. Yerinde duramaz. Masada 5 dakikadan fazla oturamaz. Otursa bile sağına döner, soluna döner, herkese laf atar, yemeği üstüne döker, masanın altına eğilir, iki daikada bir tuvalete gider. Yani kıpır kıpırdır. Her yanından hayat ve enerjji taşar. Masasının üzeri darma dağınıktır. Odasına girilmez. Tüm ihtiyacı tek göz ve çok geniş bir odadır. Aynı mekanda yatar, kalkar, yemek yer, televizyon seyreder, yıkanır, giyinir. LOFT canavarı tabir edilir. Çok yaratıcıdır. Cin fikirlerle dolar taşar. Ancak ruhunda bir parçacık bile Meşe’lik yoksa eğer, fikirlerini değerlendirmekte zorluk çeker. Başkalarına ilham kaynağı olur. Ama onu da dert etmez çünkü bitmek tükenmek bilmeyen, asla kurumayacak bir kuyudur kendisi. Suyunu çektikçe daha güçlü bir şekilde yeniden dolar. Şimdi bu türden insana masa başı işi teklif edilir mi? Bir Kavak kendisine Meşe izlenimi verse bile beden hareketleri onu ele verir.

İşte insanları ve kendini çabucak tanımanın çok kısa ve keyifli bir yöntemi. Bunlar genel çizgiler. Sonrasında iş gözleme kalıyor. O da benim en sevdiğim şey. Daha önce anlatmıştım. Anneannemden bana kalan yadigar.

Reklamlar