>

Geçen gün bir arkadaşım msn’den mesaj yollamış. Ben evde yokmuşum. Evden çıkarken bazen bilgisayarı açık bırakırım. Geldiğimde gördüm. Aynen şöyle diyordu: Bu fotograf senin mi bilemedim ve akabinde şu anda adını unuttuğum bir link ve yine akabinde işler nasıl gidiyor?

Şu anda kahkalarla güldüğünüzü görüyorum ve hatta çınlamaları duyuyorum. Evet işte ben böyleyim. Gerzeğim, salağım, safım,… daha ne aklınıza gelirse hepsiyim. İtiraf ediyorum, zaten anlaşıldı: O LİNKE TIKLADIM. Hem de birden fazla defa. Çünkü ilk tıklamada açılmadı ve sinirlendim. İYİCE MERAKLANDIM. Burada aklınıza başka bir atasözü gelir: MERAK, insanı ya da kediyi, artık neye inanıyorsanız işte onu, ÖLDÜRÜR.

Sonuç: Bilgisayar çökmüş durumda. Tüm yazılarım, fotograflarım ve bilumum başka her şeyimle birlikte. Bir kısmını yani eskileri yedekliydi ama son bir kaç aylık çalışmalarım ve fotograflarım belki de bir daha hiç geri gelmeyecek. Hüzünlüyüm. Yastayım. Ben önceden yasını tutayım da mucize olur da kurtarabilirsem sonradan göbek atarım. Öylesi daha bir haz veriyor sanki…

Neyse, yasta olduğumdan dolayı içimden yazmak gelmiyor. Dahası elimde malzeme yok. Yukarıdaki fotografı da Kiki’nin albümünden arakladım. David Guetta konseri sırasında çekilmiş. Halbuki söylemiştim muhteşem bir kitap okuyorum. Ergun Kocabıyık’ın Dolaylı Hayvan. Neredeyse her bir satırında kitabı bırakıp, elime kağıdı kalemi almak geçiyor. Kağıt kalem deyince mecazi anlamda kullanıyorum, gerçeği elime bilgisayarı almak olacak. Fakat, nefs’ime sahip olup, sadece satırların altını çizmekle yetiniyorum ve okumaya devam ediyorum. Süper Ego’mun yaptırımları sanki bana daha fazla haz veriyor. Bir yandan da öylesine kararsızım ki; İd’in dürtüsünü dinleyip kağıdı kalemi elime almış olsam duyacağım hazzın seviyesi ne olurdu diye düşünmekten de kendimi alamıyorum. Tatmadım bilemem ki durumu yani… Bana öylesine ilham veriyor işte bu kitap ardından bir sene boyu yazsam yeridir.

Reklamlar