>

Uzun zaman var ki okuduğum kitaplardan ve izlediğim filmlerden bahsetmiyorum. Kitap okumadığımdan ya da film izlemediğimden değil bu suskunluk. Düpedüz tembellikten. Bir kitap üzerine yazmam için o kitabı yeniden ele alıp şöyle bir içine bakmam, çok beğendiğim yerlerini bulmam, ve öyküsünden bana kalan alt metini hatırlayabilmem gerekir. Bazen bazı kitaplarda alt metin olmaz, olmayabilir deseniz de, ben yine oradan bir şeyler çıkartırım. Hatta bazen kitapla yakından uzaktan bir alakası bile olmayabilir. Sonuçta bir kitabı okurken, onun kendine özgü öyküsü ve duygusu değil bana hatırlattıkları, beni alıp götürebildiği yerler önemlidir gözümde. Okurken hem kitaba odaklıyımdır, hem de başka mekanlarda başka ilişkiler arasında gezer beynimin içindeki kamera. Bu görüntüleri hatırlamak da ancak o kitabı yeniden elime almakla mümkün olur.


Şimdi dükkanda oturup yazdığımdan ve yanı başımda sadece son aldığım ama henüz okuyamadığım Platon’un Devlet’inin yeni bir çevirisi olduğundan bu yazıda da okuduğum bir kitap üzerine pek şahane şeyler yazamayacağım. Ama filmlerden bahsedebilirim. Özellikle de son seyrettiğim bir Türk filminden.


VAVİEN


Ne diyeyim Türk sinemasını pek sevmem. İç bayıcı bulurum. Öğretici, eğitici olma çabasında yapmacık bulurum. Gerçi her filmden bir şeyler öğrenilir ama bunu benim başıma kakarak kör parmağım gözüne yapan filmlerden ve yönetmenlerinden nefret ederim. Miliyetçi sinemayı da sevmem. Dolayısıyla eski bildiğimiz Ediz Hun, Hülya Koçyiğit, Belgin Doruk, Filiz Akın, Kartal Tibet, Cüneyt Arkın’dan hiç haz etmemişimdir onu geçelim, Göksel Arsoy, ah ne bayılırım, hatta öncelikli platonik aşklarımdandır, gençliğimde aramızdaki yaş farkını oldukça çok bulduğumdan bari oğlunu bulayım tanışayım diye bir hedefim bile vardı, neyse işte tüm bu artistlerin olduğu klasik Türk filmleri dönemi kapandığından bu yana pek film seyretmemişimdir. Atıf Yılmaz’ınkiler hariç. Daha başkaları da vardır belki ama şimdi aklıma gelmedi. 


Vavien üzerine çok yorum dinledim. Engin Günaydın ve Binnur Kaya’yı, bittiğine gerçekten üzüldüğüm fetiş dizim Avrupa Yakası’ndan da tanıdığım, sevdiğim için alıp seyredeyim dedim.  İyi ki de almışım. Hem çok eğlendim, hem çok takdir ettim. Tüm ekibi, başta senaryoyu yazan Engin Günaydın olmak üzere. Senaryo güzel ama Taylan Kardeşlerin senaryoya katkısı da bir kenara atılacak gibi değil. Oyuncuların profesyonelliğiyle de birleşince gerçekten tadına doyulmaz bir film olmuş. 


Vavien filminin kendi sitesinde de yazdığı gibi filmin alt metni insan aklının gel gitleri üzerine kurulu. Modernist bir yaklaşımla anlatılmış öykü. Hala seyretmeyen kaldıysa seyretsin biran evvel. Bu film kaçmaz. 


İşte, dedim filmi seyrederken, bizim insanımız, gerçek Türk insanı. Eşi, benzeri yok. Dünyada bir tane. Filmde çizilen baba oğul ilişkisi, karı koca ilişkisi, yalanlar, gizli saklı yapılan işler, sonra ortalığa dökülenler şimdi bile hatırladıkça gülümsüyorum. Gülümsüyorum ama gerçeklere dayalı bir komedi bu. Güleriz acınacak halimize denir ya, tam ondan. 


En beğendiğim sahnelerden biri de, evin ergenlik çağındaki oğlu yan komşunun kızını becerirken yakalanınca babasının takdirini kazandığı, adamın oğluyla gurur duyduğu sahne. Sevgi gösterisi olarak bir tane indiriyor kafasına. Sonra da kafa kafaya verip köprüde karşılaşmış iki inatçı keçi misali ileri geri itişiyorlar. Filmi seyrederken benim kafam acıdı sormayın bu ne biçim sevgi gösterisi. 

Reklamlar