>

Öyle uykum var ki, gözlerim yavaş yavaş kayıp gidiyor, başım klavyeye doğru yaklaşıyor. Yine de bu akşamı yazmadan geçirmemek için silkinip kendime gelmeye çalışıyorum. 
Öğlen saçlarımı boyattım. Artık yeşil değiller. Bir kere çok daha koyu oldular. Kestane desem yeridir. Benim ortağa bakılırsa Türk kahvesi renginde oldular. Kesimine gelince geçen hafta ben kendim boylarından almıştım. Evde kendi kendine saç kesmek ne kadar zormuş. Topladım hepsini tepeye, baktım çok katlı olacak. Biraz daha aşağı indirdim. Kalın bir at kuyruğu oldu. Sonra  iki elimle düzleye düzleye uçlarına kadar indim. Yine de 4 parmak kalınlığında, erimiş plastiğe eşdeğerdeki saçı kestim attım. Açtım baktım eğri olmuş. Sonra bir el aynası yardımıyla arkaları daha sonra önleri kontrol ettim. Uzun kalan tutamları yakalayıp kısalttım. 
Bugünkü kuaförün hoşuma giden yanlarından biri de, hiç sorgu sualinin olmaması. Genelde tecrübeyle sabittir, hep sorarlar kim kesti saçını, eğri olmuş, kime boyattın, dalgalı olmuş vs ama sorarlar, ya da istemesem bile yorumda bulunurlar. Yapılan yoruma “hıı” diye cevap alan kuaför beni asosyal nitelendirerek bir daha konuşmaz. Sessiz sedasız işin bitimini bekleriz. Ben kitabımı okumaya devam ederim.Keyfim yerindeyse Alem, Şamdan gibi şeylere bakarım. Bazen okuduğum kitabı sorarlar şaşkınlıkla. “Ne okuyorsun  bu kadar heyecanlı” diye… Verdiğim cevap o günkü ruh durumuma göre değişir. Bazen de bir tanesi “Ah, keşke ben de okusam” der. Pek yorum yapmam. Hani birine konuşursun, konuşursun karşındaki kapı duvardır ya. İşte bazen öyle çekilmez olurum. Bazen de tam tersi.
Neyse, ben oturdum koltuğa, bekliyorum ki saçımın kesimi hakkında ileri geri konuşsun. Yapmadı. Birlikte renk seçtik. Karışımını yaptı. Geldi sürdü kafama. Hah işte diyorum şimdi fark edecek saçların eğriliğini. Öyle de belirgin ki, anlatamam. Kesmişim dümdüz ama aralarda uzunlar kalmış, saçak gibi sarkıyor. O kadar belli ki. Yine fark etmedi. O zaman dedim boyadan sonra yıkama setinde görecek. O zaman geldi yine bir şey demedi. Sırada fön var. Tamam dedim. Muhakkak bir şeyler söyleyecek, çünkü artık son işleme gelmişiz, şekillendirmede her şey hemen ortaya çıkar. Ama yine çıt yok bizimkinden. Tek sorduğu şey, uçları nasıl olsun? İçe kıvrılsın mı?. Aman diyorum sakın ha  ve özellikle ve kesinlikle uçlar içe kıvrılmasın. Benimkiler dümdüz oluversin. Şöyle çubuk, çubuk. Spagetti gibi. Öyle seviyorum ne yapayım? 
Fönü ve fırçayı aldı eline başladı saçlarımı çekmeye. Sakin sakin bekliyorum, ne biçim kesim bu, kasap mı kesti sana bu saçları, dur ben bir düzelteyim demesini. Demedi malesef. Tüm fönü bitirdi. Aynayı almaya gitti. Ben görüyorum ki, saçların uçlarından püskül püskül ve tek tük daha uzun saç tutamları sarkıyor. Bu bizimki yine de ağzını açmıyor. Pes, dedim vallahi. Kuaförün de bu kadar ketumunu ilk defa görüyorum.
Neyse işim bitti, tam kasaya yöneleceğim. Dayanamadığımdam ben söyledim ve gösterdim. Bak dedim biraz eğri, hatta eğrilik ötesi kısalı uzunlu, evde ben kendim kestim de.
Ne söylese beğenirsiniz. Gelseydiniz. Biz varız ya burada. 
Bu arada yazmayı durduruyorum. Gerisine yarın devam ederim.Çünkü gözü açık rüya görmeye başladım. Ve yalan yanlış, bir parça hiyeroglif şeklinde yazılar çıkıyor elimden. Daha fazla ilerlemeden ben yatıyorum. Yaz kitaplarından yarın sabah bahsedeceğim. Herkese iyi geceler. Tatlı rüyalar. Ertesi güne rüyasını anlatmayan ne olsun?
Reklamlar