>

Tas Kebabının ne olduğu malum önce bir Yaz Kitabı, Kış Kitabı tanımlarını netleştirmekte ve kişiselleştirmekte fayda var. Yukarıda görünenler 2010 yazının bana ait kitapları. Şimdi hepsini teker teker inceleyip, sık dokuyup eleyip (elekten geçirmek anlamında) aklımda kalanlarını, her ne kadar olay örgülerini pek hatırlayamasam da en azından arkalarında bırakmış oldukları hissiyatları yazmaya çalışacağım.

Ama öncelikle Yaz Kitabı nedir ?

1) Kışın, şu ya da bu nedenden dolayı bir türlü okuyamadıklarım. Bavulumun bir köşesine, diyecekken vazgeçtim yarısına demek daha doğru olur, ancak sığdırabildiklerim.

2) Yazın, orada burada boş boş gezerken ve yanımda getirdiklerime rağmen dayanamayıp satın aldıklarım.

3) Sıcağa, kuma, suya, tere, domates sosuna, karpuz suyuna, buz gibi limonataya dayanıklı olanlar.

4) O kadar çok madde madde yazasım var ki ama aklıma madde gelmiyor.

Peki ama Kış Kitabı nedir?

1) Yukarıda sıralanmış maddelerin dışında kalanlar.

Bunca tanımdan sonra yine en iyisi Tas Kebabı olacak galiba.

Piç Güveysinden Hallice, Sami Hazinses. Diz üstü edebiyatının Pucca çılgınlığından sonra basılan ikinci kitabı. Adı üstünde Piç Güveysinden Hallice. Kelime hazineme çeşit kattı. 2. maddeye istinaden listeye girenlerden.

Gece Yarısı Çocukları, Salman Rushdie. Yaz Kitabı tanımı 1. madde itibariyle kafadan listeye giren, İlle de Roman ayın kitabı. Üçüncü dünya ülkelerinin ortak kaderini tüm çatışmalarıyla ve hoş bir olay örgüsüyle ortaya koyan yarı fantastik yarı gerçekçi ve çok hoşuma giden bir kitap. O kadar hoşuma gitti ki, Hindistan ve Pakistan tarihine, mitolojilerine bu sene yatırım yapmaya kadar verdim. Halbuki asıl öykü doğumhanede bir hemşire tarafından birbirine karıştırılan bebekler gibi sıradan bir olayla başlıyor. Bu iki bebeği, şimdi düşünüyorum da simgesel olarak iki ülke gibi yorumlamak da mümkün. Sonuçta üstün bir gücün, ki bu güç hemşireye denk geliyor, müdahelesi söz konusu. Öyle ki her iki bebeğin de gelişimi, zenginliği ya da fakirliği, iyiliği ya da kötülüğü ve de nakıs kaderi hepsi ama hepsi her şey buna bağlı. Orhan Pamuk’un dediği gibi  bu kitabın da bazı yerlerinde Hindistan’ı çiz Türkiye yaz, değişen bir şey olmaz.

Görünmeyen, Paul Auster. Öncelikle ilk iki maddeye giren, ek olarak üçüncü maddeyi de yerine getiren bir kitap oldu. Çok çabuk bitti. Heves kursakta kaldı. Ben ki gizli ajanlar, ikili hayatlar üzerine bir şeyler yazmayı planlıyordum, dolayısıyla kurgu itibariyle çok ilgimi çekti. Görünmeyenin ne olduğunu anlayamadım? İkinci hayat, madalyonun diğer yüzü olsa gerek diye şimdi düşünüyorum. Ya da belki iyilik yapma, yardım etme davranışlarının arkasındaki görünmeyen itici güç (duygu) nedir? Aynı temayı başka bir işleniş ile Gece Yarısı Çocuklarındaki karakterlerde de bulmak mümkün. İyilik yap, iyilik bul. Kim kazanmış kötülükten?

Okuyucu, Bernhard Schlink. Yaratıcı Yazarlık Atölyesinde Murat Gülsoy bize derki hep: “Kahramanlarınıza ACIMAYIN”. Çünkü biz genelde sonu tatlı biten peri masalları yazma eğilimindeyizdir. Bu kitabı okurken değil ama okuyup bitirdikten sonra işte bu söz beynİmde çınladı durdu. Tamam biz kahramanlarımıza acımayalım, daha hain olalım ama bu Schlink’in yaptığı kadar da olmaz ki canım…

İkinci Cinsiyet 1.Cilt, Simone de Beauvoir. Biran evvel ikinci cildini de okumak istiyorum. Tüm kitabın altını çizmektense en iyisi hiç çizmeyeyim ama başucu kitabı olsun zaman zaman okuyayım dedim. Baştan haber vereyim ikinci cildi de okuduktan sonra erkek üstünlüğüne karşı savaş açacağım ona göre… Beauvoir’ın acayip ilginç teorileri var. Ayrıca Görünmezi Görünür kılan da bir yeteneği.

Dövüş Kulübü, Chuck Palahniuk. Palahniuk’tan ilk ama son olmayacak bir kitap. Muhteşem kurgu. Bu kitap için de yine biri benden önce kurgulamış diyeceğim cinsten. Peki ben ne yazacağım o zaman? Ömür boyu blog mu tutacağım? Kitap okumazken daha iyiydi diyeceğim ama öyle zamanlar hiç olmadı ki. Bu lafı söylerken aklıma şimdi adını hatırlayamadığım “Kutsal Kitap’tan başka kitap okumadım” şeklinde beyanat verip Best Seller yazan, bir yazar vardı, işte o geldi. Bu arada Dövüş Kulübü filmini görmemiştim. Hemen edineyim.Bu EDİNMEK fiilini çok seviyorum.

Kappa, Ryunosuke Akutagava. Japonca’dan dilimize çevrilmiş, insanoğlu üzerine yazılmış şeker olduğu kadar geriye ağızda kekremsi bir tat da bırakan bir öykü. Çabucak ve severek okudum. Aynı yazarın diğer öyküleri de, Akira Kurosawa’nın Rashomon filmine temel olan öyküler, Boğaziçi Üniversitesi Yayınevi tarafından geçenlerde dilimize çevrildi. Ben de ısmarladım. Gelecek.

Kıssadan hisse: Bu yaz gezmekten, çok az kitap okunmuş. Bir daha olmasın. (Bu sene yaz 1,5 ay sürdü).

Reklamlar