>

Bu güzel günde kafamı pencereden bile çıkarmadan evde oturdum, önce bitirilecek çevirilerimi yaptım, yolladım. Sonra elimdeki kitabı bitirmeye uğraştım. Halbuki aklım film seyretmekle yazı yazmak arasında gidip geliyordu. Bir ara kalkıp duş alsam dediğimi bile hatırlıyorum. Farkına varmadan kaptırmışım kendimi elimdeki kitabın sonuna. Yine de bitmesine ramak kala mola verdim, yazıyorum. Gözlerim şeşi beş görmeye başladı.

Geçenlerde merak ettim yeni yetme gençler “Kezban” ne demek bilirler mi diye. Hemen içeri gittim Kiki’ye sordum bilemedi. Benim zamanımda saç uzatan şehirli kızlara “Kezban” denirdi. Hani dağlar kızı Reyhan gibi bir şey anlamına gelirdi bu. Şimdiki gençlere bakıyorum hepsi uzun saçlı demek ki uzun saçlı olmak Kezban’lıktan Angelina’lığa terfi etmiş.

Şehir’de bir sürü sergi beni bekliyor. Malesef önümüzdeki haftanın programı çok yoğun. Borusan’daki Madde ve Işık sergisini kaçırmak istemiyorum. Onun yerine uykularım kaçıyor.

Son zamanların en büyük değişikliklerinden biri de rüya görmemem. Tesadüfe bakın ki uzun zamandır yazı da yazamıyorum ve uzun zamandır dükkanla uğraşıp duruyorum. Yazlık muhabbetini zaten saymıyorum, adı üstünde muhabbetle geçiyor. Cevizli Biber işi ortaya çıktığında öykü yazmaya çabaladığımı bilen bir çok arkadaşım benim adıma, farklı insanlarla tanışacağım ve bunları esin kaynağı yapabileceğim için, çok sevinmişlerdi. Evet geçen sene mart ayından beri bir çok kişiyle tanıştım. Arkadaş sayım hatırı sayılır derecede arttı. Bir çok gözlem yaptım, o da doğru. Gel gelelim bu ilişkilerin hiç biri bana yazı yazmam için ilham vermedi.

İlginç kişilikler değil miydi ki? Her bir bireyin kendi öyküsünün gerçekte çok ilginç olduğuna inanan ben sorunun bundan kaynaklandığını hiç sanmıyorum. Ama üstünde oldukça düşündüm ve şu sonuca vardım. Yazı yazarken en büyük ilham kendi içimden geliyordu. Sanki dünya yüzünde var olan tüm karakterler aynı beden altında hepimiz birlikteydik. İyisi de vardı kötüsü de, hırsızı da, namuslusu da, en arsızı da, en tikisi de, en iffetlisi, en yavşağı (son zamanlarda çok moda oldu ya bu kelime kullanayım dedim), en dişisi ya da en erkeği ya da homoseksüeli hepsi ama hepsi benim içimdeydi. Sorun bütün bu karakterleri ön plana çıkaracak dürtüyü bulmaktaydı.

Bu buluşu yaptıktan sonra yolun en azından yarısını katetmiş olduğuma karar verdim. Şimdi sıra içimdekileri kağıda dökebilmenin yollarını aramaya geldi. En azından bunlardan bir tanesinin uçsuz bucaksız sahilde, ki bu bizim Caddebostan sahili oluyor, tek başına yürüyüş yapmaktan geçtiğini biliyorum. Diğerleri de sanat etkinliklerinde eminim. Son zamanlarda iyice boş verdim.

Reklamlar