Bu blog, yazamama durumlarım için ağlama duvarına dönüşme yolundayken bu sabah iyi bir haber aldım. Gerçi bu haber bir kaç aydan beri mutfak masamın üzerinde durup uygun zamanı beklermiş de benim haberim yokmuş. Saatin beş buçuğu çalmasıyla bir anda fırladım yataktan. Ani kalkışlarda bulunmazsam asla kalkamam. O hızla Beyaz Tavşan’ın sitesinde önerdiği üzere iyice uyanabilmek için mutfağa koştum. Kalkar kalkmaz yangından kaçar gibi kendinizi işe verin, der Beyaz Tavşan. Hani acilen uyanmak isteyenler için konuşuyoruz burada ya da uyanma mecburiyetinde olanlar için, geri kalanlar üstüne alınmasın.

Her sabah tuvalete bile gitmeden, çünkü gidersem klozetin üstünde uyumaya devam ederim, kahve makinesini yıkayıp temizleyip çalıştırma, bir gece evvelden özellikle hazırlamıyorum ki şok uyandırma etkisi yapsın, netbook’u salondan bulup mutfağa getirerek açma kapama düğmesine basma, buzdolabını açıp kahvaltılıkları seyretme bahanesiyle soğuk hava çarpmasından kendine gelme ritüellerini uyguladıktan sonra, akşamdan içilen zencefilli çayın etkisiyle iyice birikerek kendisini belli eden sıvı boşaltma ihtiyacı iyice bastırdığında ve artık bir daha yatağa dönme ya da kanepede koltukta uyuya kalma ihtimallerini atlattığımı anlayınca kendi sakin ritmime dönüyorum.

Bu sabah tuvalete gitmeden önce mutfakta gözüm masanın üzerinde duran Metis Yeni Kitaplar Yaz 2010 broşürüne takıldı. İstiklal caddesine indiğimde klasik uğradığım yerler arasında Metis’in ve Oğlak yayın evlerinin ofisleri de bulunur. Bu broşürü de öyle bir zamanda almış, bir müddet çantamda taşımış ve sonra aceleyle bir yerlere gitmek üzere hazırlanırken çantama gerekli şeyler sığmayınca içindekileri olduğu gibi mutfak masasına boşaltmış ve onları orada öyle günlerce bırakmışım. Yani bırakırım. Ben bunu hep yaparım. Feng Shui bana vız gelir.

Dörde katlanmış bu broşürü açasım geldi sabah sabah. Bir de baktım ki Fatih Özgüven’in, kendisini sadece çevirilerinden tanır ve takdir ederim, Hep Yazmak İsteyenlerin Hikayeleri adı altında bir öykü kitabı basılmış Metis’ten. Metis yayınları da diğer bazı yayın evleri gibi neredeyse her bir kitabını gözüm kapalı alabileceğim cinsten bir yayın evi. Ama benim ilgimi çeken daha çok beynimin Hep Yazmak İsteyen (Ama Bir Türlü Yazamayan) şeklinde tamamladığı o başlık oldu. Bir an içime şöyle bir ışık doldu. Kunegond bak üzülme dedim kendini kahretme sen de yazamama durumlarını yazabilirsin. Hatta bloga bugüne kadar yeterince yazdın, ağlandın, zırlandın onları toplamak ve düzeltmekle bile işe başlayabilirsin. Bu arada İstiklal Caddesine ilk indiğimde Fatih Özgüven’in bu öykü kitabını alacağım.

Dolayısıyla bugün yazamama durumlarını ele almaya karar verdim. Akademik bir yaklaşımla yaklaşmak amacıyla önce sorunsalı tanımlayayım dedim. Sorunsal 1990-97 yılları arasında ben Fransa’dayken gelip Türkçeye yerleşmiş ve bana pek anlam ifade etmeyen, lüzumsuz kelimelerden biri. Yani şimdi Yazamama Sorunu ile Yazamama Sorunsalı arasındaki fark nedir? deseler bilemem. Sorunsal daha felsefik tınlama yapıyor.Aynısının Fransızca ya da İngilizcede de var olduğu bu kavrama bir türlü akıl sır erdiremedim desem… Problem, problematik, sorun, sorunsal. “Çok problematiksin be kardeşim” cümlesinde sorun yok. Habire* arıza yapıyorsun anlamına geliyor. Yine de “Çok problemsin be kardeşim” cümlesiyle arasındaki nüans farkını anlamış değilim. Bana göre sorunsalın kelime anlamı şu: SORUNUN OLMADIĞI YERDE SORUN YARATMAK

Kıssadan hisse şunu demek istiyorum ben kendime; yazamama sorunun yok aslında ama tembelliğini de bir şeye bağlaman gerek. Üzerinde düşünmeye değer.

Sorunsalın TDK karşılığı:  1. Çözümü belli olmayan. 2. Doğru olma ihtimali bulunmakla birlikte, şüphe uyandıran, kesin olmayan, problematik.

 
(*Erkek özneler için kullanıldığında Habir, dişi özneler için kullanıldığında Habire)

İkinci konu Naylon Poşetlerin Önlenemez Parçalanışı. Özellikle D&R poşetleri biyolojik çözünür, çevreyle uyumlu. Aman sakın saklamayın bu poşetleri benden söylemesi. Bir müddet sonra kendi kendilerine un ufak olup dağılıyorlar. Tuttuğunuz yer elinizde kalıyor.  Mikro parçalar duvarlara, etrafta ne varsa oralara iyice yapışıp tutunuyor. Temizlemesi berbat haberiniz olsun. Gerçi doğaya karışıyor şeklinde kendi hallerine de bırakabilirim diye düşünerek 1 hafta bekledim. Kesinlikle yok olmadılar. Nano zerrecikler haline gelerek havada dağıldılar. Buradan da kıssadan hisse, uzayda kaybolan bir şey yoktur ancak şekil değiştirirler. Ben de ölünce poşet olmasam bari.

Reklamlar