>

Son zamanlarda Nişantaşı House Cafe’yi kendime mekan tuttum. Köşe camekan önü bir masaya oturup geleni geçeni seyrediyorum, kitap okuyorum bazı bazı da yazı yazıyorum. Şu andaki gibi. Akşam okul arkadaşlarımla buluşup eğleneceğiz. Vakit dolduruyorum.

Sonra bir de şu var: hep bir cafede oturup yazmak istemişimdir. Uzun zaman bu cafenin Starbucks olduğunu düşündüm. Ücretsiz internet bağlantısı vardı, koltuklar rahattı, kahve iyiydi. Lakin bu işi bir türlü gerçekleştiremedim. En son iki hafta önce internete bağlanmak istediğimde bir türlü olmadı. Sonradan düşündüm de aslında ben hiç bağlanamamıştım ki Starbucks’tan. Sadece bağlanılabildiğine dair duyumlarım vardı.

Starbucks’ın bağlantı sistemi şöyle; açılan sayfadaki uygun yere cep telefon numarası girilir,  gelen şifre yine aynı sayfadaki uygun yere girildikten sonra bağlantı kurulur. Defarca numaramı girmeme rağmen bir türlü şifre elde edemedim. İçim sıkıldıkça sıkıldı. Benim cep telefonu zaten dandirik bir model ya, sorun onda mı acaba diyorum. Kurcalamadığım yeri kalmadı. Açtım kapadım. Pilini çıkardım yerleştirdim vs, vs bir türlü o lanet şifreyi alamadım. Tekrar numaramı yolladım, sonra tekrar ve tekrar derken baktım kahvem bitti. Kiki’yi bekleyeceğim 40 dakikalık sürem doldu. Hatta Kiki geldi, kalkıp eve dönmemiz lazım. Ben hala daha internete girip blog güncelleyeceğim.

O hışımla etrafta dolaşan güvenlik görevlilerinden birini çağırarak sitem eder bir tavırla bir türlü bağlanamadığımı acaba yanlış bir şeyler yapıp yapmadığımı bilip bilmediğini sordum. Bilmiyormuş ama gidip öğrenebilirmiş. Kiki’yle biraz daha oyalanıp güvenliğin (bu ne biçim bir Türkçe böyle) geri gelmesini bekledik. Kısa bir müddet sonra salına salına geldi. Mağazanın müdürüne sormuş, bu internet işi kotaya bağlıymış. Yani durum şöyle eğer mağazada hali hazırda 3-5 internet kullanan kişi varsa yeni bağlantı kurmak isteyenlere sistem şifre yollamıyormuş. Ve o anda da hali hazırda mağaza içinde 3-5 internet kullanıcısı varmış. Hatta bize doğru salına salına gelmeden önce bizzat mağaza içinde dolaşmış ve kontrol etmiş. Kendisine çok teşekkür edip kendimizi dışarı attık.

Dolayısıyla öğrendiğim bu bilgiden sonra House Cafe’ye transfer oldum. Hem yukarıda yazdığım gibi köşede oturuyorum ki bu benim için büyük avantaj. İkincisi internet bağlantısı için öyle kota falan yok. Her isteyene şifreyi veriyorlar rahat rahat bağlanıyorsun.Üstelik kahvelerle cookie’ler daha güzel. Meyveleri daha taze. Oh olsun işte Starbucks’a:)

Günün ikinci haberi, Tophane’deki Depo istanbul’da (hani şu Bienal’in mekanlarından biri) röportaj üzerine bir çalıştaya (atölye gibi bir şey) katıldım. Nasıl haberin oldu derseniz altzine haber verdi. Twitter sağolsun. Atölyeler hakkında detaylı bilgi şurada: GRİZİNE FMAG.

Bir zamanlar bu blog’da çeşitli röportajlar yapıp yayınlamaya niyet etmiş ve tembellikten bir türlü hayata geçirememiştim. Geçen ay bu arzum yeniden canlanıverdi. Hatta doğum günüm vesilesiyle bir de kayıt cihazı hediye edindim. Yani tüm teknik materyeller hazırdı geriye işin en önemli kısmı olan motivasyon ve harekete geçme kalmıştı ki o da bugünkü çalıştay sayesinde gündeme geldi. İyi bir başlangıç yapmış oldum. Çok yakında çeşitli röportajlarla bu blogdayım. Başka nerede olacaktım ki?

Not: Röportaj edilmek isteyenler bana ulaşın.

Reklamlar