>Tutunamayan (Disconnectus Erectus): Beceriksiz ve korkak bir hayvandır. İnsan boyunda olanları bile vardır. İlk bakışta, dış görünüşüyle, insana benzer. Yalnız, pençeleri ve özellikle tırnakları çok zayıftır. Dik arazide, yokuş yukarı hiç tutunamaz. Yokuş aşağı kayarak iner. (Bu arada sık sık düşer). Tüyleri yok denecek kadar azdır. Gözleri çok büyük olmakla birlikte, görme duygusu zayıftır. Bu nedenle tehlikeyi uzaktan göremez. […] Belirli bir aile düzenleri yoktur. Doğumdan sonra ana baba ve yavrular ayrı yerlere giderler. Toplu olarak yaşamayı bilmezler ve dış tehlikelere karşı birleştikleri görülmemiştir. […] İç güdüleri gelişmemiştir.Kendilerini korumayı bilmezler. Fakat -gene taklitçilikleri nedeniyle- başka hayvanların dövüşmesine özenerek kavgaya girdikleri olur. […] Başları daima öne eğik gezdikleri için, çeşitli engellere takılırlar ve her tarafları yara bere içinde kalır. Onları bu durumda gören bazı yufka yürekli insanlar, tutunamayanları ev hayvanı olarak beslemeyi de denemişlerdir. Fakat insanlar arasında barınmaları -ev düzenine uyamamaları nedeniyle- çok zor olmaktadır. […]
Garip Yaratıklar Ansiklopedisinden…


Tututanamayanlar, Oğuz Atay, 1970,
1984 yılından itibaren İletişim Yayınları

En severek okuduğum beni bana anlatan yazarlar ve yazıları vardır. Bunlardan bir tanesi, ilk göz ağrım Orhan Pamuk. Belki de aynı coğrafyanın, aynı mekanların insanı olduğumuzdan, belki de onun geçtiği yerlerden bir iki sene sonra ben de geçmiş olduğumdan, belki de çok daha farklı, görünmeyen, bilinmeyen ancak ve ancak hissedilen nedenlerden dolayı…

Daha sonra yazıları, kahramanları ve yaratıcı yazarlık atölyesiyle Murat Gülsoy geldi, ikinci sıraya yerleşti. Kaleminden çıkan kelimelerin bağımlısı yaptı. Sonra günlerden bir gün Oğuz Atay’ı tavsiye etti. İsmi uzun müddet aklımın bir köşesine takıldı kaldı taa ki 602.Gece’de Demiryolu Hikayeleri adlı öyküsünün Ubor Metenga’sını yapana kadar. Oğuz Atay’ı önce Korkuyu Beklerken başlığı altında toplanan öykülerini okuyarak tanıdım, sevdim. Sonra da Tutunamayanlar’a geldi sıra. Bu romanını 1970 yılında yazmış olduğuna bakarsak hayatıma geç giren ama girdimi de kolay kolay çıkmayacak kült yazarlarımdan üçüncüsü. Hani beni bana anlatan…

Oğuz Atay ve Tutunamayanlar üzerine çok şey yazıldı, çizildi ve daha da çok şey yazılacak eminim. 724 sayfalık kitabı okurken bir tek satırında bile aklım dağılmadığı  gibi ayrıca çok eğlendim, neredeyse her bir satırına güldüm. Hem de kahkahalarla, hem de evde tek başıma otururken. Ayrıca bu sevdiğim üç yazarda bana göre İstanbul dışında ortak nokta,  yazılarında saklı olan o ince mizah duygusu, topluma gizliden gizliye atılan o alaycı bakış açısı. Her birinde değişik tarz ve dozlarda tabii ki.

Herkes hayatında en azından bir kez olsun Tutunamayan olmuştur derim. Yoksa yanılıyor muyum? Öyleyse iki seçenek var. Birincisi Selim. Tutunamadığın yerden çekip gitmek. İkincisi Turgut, tutunamadığın yerden yine çekip gitmek. Aslında ikisininde gittiği yer bilinmiyor. Selim’den haber alma umudu hiç yok. Bugüne kadar gidenin geri döndüğü ya da geride kalanlara bir ipucu gönderdiği hani çok iyi niyetli düşünürsek en azından bir mektup neyin yolladığı görülmemiş. Öbür taraftakilerin rüya, sanrı, vahiy gibi bir takım iletişim teknikleriyle bu taraftaki bizlere bir takım mesajlar yolladığı efsaneleri dolaşıp dursa da benim başıma hiç gelmedi. Tabii hemen bunun için seçilmiş olmak lazım sözünü duymuyor da değilim hani. Her neyse. Gelelim Turgut’un gittiği o meçhul yere. Yine bilinmez, edilmez. Mektup gelmez ama belki bir gün bir yerde bir şekilde bir haber alınır, alınabilir umuduyla yaşar geride kalan. Tutunamayan açısından ne farkeder? Gittiği yerde tutunabilir mi? Bence evet.

Kendini aşan insan-insan, insan-nesne ilişkilerini en aza indirgeme eylemidir aslında görünen. Maslow’un temel ihtiyaçlar hiyerarşisi üçgeninde tabana vurduğunun damgasıdır. Ancak tabanda bana göre fiziksel ihtiyaçlar değil, toplum kurallarından geçerek medeni yaşama ayak uydurma çabasıyla gelen kendini gerçekleştirme vardır. Yani tersi dönmüş üçgen. İnsan-insan, insan-nesne ilişkileri geliştikçe, aralarındaki soyut bağımlılıklar arttıkça yaşama tutunamaz insan. Bu durumda yapılacak tek şey, yük olup sırta yüklenenden, öncelikle güvenliğini ve sürekliliğini sağlayamama korkusunu besleyen mal, aile, sağlık, para, iş, vs sahipliğinden kurtulmaktır.

Maslow’un hiyerarşisinde daha sonra aşk ve arkadaşlık ilişkileri gelir ki, bunlardan da kolayca vazgeçer tutunamayan. Kendine güvenin, kendine öz saygının aşk, arkadaş ilişkilerinden ve sahip olduklarından geçtiğini söyler, Maslow. Medeni toplum yaşantısında durum şu şekildir. Bir şeye sahip değilsen eğer ilişki kurmaya deymeyecek insansındır. Dolayısıyla da kendine öz saygıdan bahsedilemez. Çocukluktan pay biçin, ne kadar çok misketiniz varsa cebinizde o kadar parmakla gösterilirsiniz okul içinde. Kasım kasım dolaşırsınız. Taa ki zıpçıktının biri sizi köşede sıkıştırıp cebinizdeki tüm misketleri alana kadar. Ertesi gün süklüm püklüm gelinir okula. Bilmez aslında kendinden başka kimse, cebinde misketlerin olmadığını, ama kendinin bilmesi yeter yürürken başı öne eğik yere bakmasına, utanmasına. Yani, kişinin kendini gerçekleştirmesine Maslow üçgeninin en uç ve en dar yerinde rastlanır ki, bu noktaya altta kalan tüm bu basamaklardan sonra ulaşılması beklenir. Önce fiziksel ihtiyaçlarını karşılayacaksın, mal, aile, iş, para sahibi olacaksın. Ondan sonra etrafında sana saygı duyan ilişkilerin olacak, toplumda sevileceksin. Ve sen de kendini seveceksin.

Tutunamayansa kendini kendisi olduğu için sever. Turgut’un seçtiği yolsa, aslında belli değil ama Selim’inkinden farklı olarak bu dünyada kalmayı seçtiğini kabul etmek istiyorum, Maslow’unkinin tam tersidir. İnsan zihninden çıkma aile, para, iş, toplum saygısı gibi her türlü kavram ve nesneden kurtularak sadece fiziksel ihtiyaçların giderilmesiyle elde edilecek bir öz saygı ve kendini gerçekleştirmedir. Turgut diğer tutunamayanları aramaya çıkar. Selim’in başlattığını o sonuçlandıracaktır. Tutunamayanlara lider olup toplum kavramını değiştirecek, Maslow’un hiyerarşisini tersine döndürecektir.

Ben de bu aralar eve kapandım. Turgut gelsin beni bulsun diye bekliyorum. Sonra birlikte diğerlerini aramaya çıkacağız.

Reklamlar