>

Sempozyum deyince, konferans kelimesinin aksine aklıma sempatik şeyler gelir. Kelime, ardında pek de farkına varmadığım, kolaylıkla tanımlayıp ifade edemeyeceğim gizli saklı bir çok şey vaat eder. Salı günkü heyecanımın ertesinde bu sabaha kadar düşünmeye çok vaktim olmadı. Bu sabah saat dörtte kendiliğinden, aklımda hala şu dolap meselesi “Siz ve Ben Ayrı Dolaplardayız” uyandım. Bilincimi daha fazla akıtmadan şu sempozyum kelimesiyle işimi halledeyim. Her ikisi de SEM’le başladığından mıdır nedir, büyük ihtimal sessiz sinema günlerinden kalma alışkanlık, sempozyumlar ben de hoş şeylerle karşılaşacağım beklentisi yaratır.

Bir zamanlar kelimeleri kökenleriyle, ki benim için başlı başına birer öyküdürler, öğrenme sevdasına kapılmıştım. Zaman içinde günlük sığlıklar arasında farkına varmadan bu alışkanlığımdan vazgeçivermişim. Biraz önce merakıma yenilip sempozyum kelimesinin kökenine baktım. Eski Yunan’da sempozyum, birlikte içmek anlamına gelen bir İÇME PARTİSİ’ni tanımlarmış. Eh yani kelimenin tınısı bana boşu boşuna sempatik bir şeyler beklentisi vaat etmiyormuş. Bundan sonra eve arkadaş neyin çağırdığımda göğsümü gere gere bağıracağım, SEMPOZYUM YAPIYORUZ.

Gelelim salı günkü Tanpınar İçme Partisine, tevekkeli eve sarhoş döndüm. Ayrıca sarhoşluğum bugün de devam ediyor. Zaten sabahın dördünde gözlerimin cin gibi açılmasından şüphelenmeliydim. Çok içtim mi, önce küp gibi uyur kalırım yattığım yerde. Bir kaç saat sonraysa, diğerlerinin üzerinde pireler uçuşurken, alkol henüz vücudumdan dışarı atılmamış ama kana karışarak hücrelerimin içine sızmış bir şekilde hiç olmadığı kadar dinamik uyanırım. Bazen öyle sabahlarda deniz kenarında yürüyüşe çıkmak, bir kır kahvesinde bal kaymak yemek çok iyi gelir. Gelirdi diyelim. Şimdi ancak hayalimde gerçekleştirebiliyorum.

Tanpınar sarhoşluğu geçmeden, gerçi kolay kolay geçeceğini sanmadığım gibi alışkanlık yapmasından korkum,  şu dolap işine geri dönmek istiyorum. Yaz Yağmuru beni çok etkiledi. Önce aşk hikayesi falan dedim ama yok durum öyle değil. Tamam hani aşk filmlerine bayılırım, bir yandan da hiç çekemediklerim oldukça fazladır. Bir zamanlar içinde kadın olmayan filme gitmez, kitap okumazdım.

Neyse filmin sonundaki o laf  “Siz ve ben ayrı dolaplardayız” Kabataş’tan feribotla eve dönene kadar beynimde çınladı durdu. Önce neden dolap dedim kendi kendime. Dar mekan. Evet hayatlar da dar geliyor. Ama neden dolap? Sonra filmde ya da öyküde hangisini isterseniz, adı olmayan kadının elbise giyip çıkarması var. Teyzesi de öyle yaparmış. Nerede beğendiği bir elbise görse kimin olduğuna bakmadan hemen üzerine geçiriverirmiş. Hani bazı bazı gömlek de tabir edilen durumlar yok değil bu elbise sözünün ardında gizli olan. Bir de Giritlioğlu’nun Tanpınar’ın öyküsüne çok hoş bir katkısı, o çocuk şarkısı zihnimden gitmiyor: “Hep sarıdır elbiselerim. Ben bu rengi pek çok severim. Sonbaharı cicim çok sevdiğim için. Hep sarıdır elbiselerim […]” Melodisini hatırladınız mı?

Dünkü yazıda şöyle bir bahsetmiştim, oturumlarda bir ara Tanpınar’ın sürekli gündeme getirdiği konulardan, tekrarladığı tasnifi yapılmış kelimelerden bahsedildi. Bunlardan bir tanesi de ELBİSE olsa gerek. Belki söylendi ben defterime kaydetmemişim, belki söylenmedi ancak şimdi her şey yerli yerine oturuyor. Hatta öyle ki Gülsoy, film gösterimi öncesi Giritlioğlu’yla yaptığı söyleşide Tanpınar’ın başka bir öyküsü olan Geçmiş Zaman Elbiseleri’ne bir değindi geçti. Üzerinde durulmadı. O zaman bile bu bağlantıyı kurmamış, kuramamıştım. Zihnim sadece bize doğru atılan bilgileri bir yerlere depolamakla meşguldü. Yağmur yağdıkça damlaları toplayıp ne kadar çok biriktirebilirsem, elimde başımı yıkayacak kadar su olur ve saçlarım ışıltısıyla göz kamaştırırdı. Kendi çapımda bir “mazmun” oluşturayım dedim. Olmuş mu?

Yani kıssadan hisse bu sempozyumun vermiş olduğu Tanpınar sarhoşluğu öyle kolay kolay geçeceğe benzemiyor. Ayrıca geçmesini de istemiyorum. Tabii bu demek değil ki bu günlüğün tüm günlerini sarhoş muhabbetiyle dolduracağım.

Ama diyorum ki,  bu ELBİSE ve DOLAP kavramlarını ele alsam Tadil, Islah ve Icat yoluyla kendime mal edebileceğim bir at arabası ortaya çıkarabilir miyim?

Reklamlar