>

Günlüğümü çok ihmal ettim. Hatta daha önemlisi bu aralar yazmayı toptan boşladım. Biraz suçluluk duygusu, biraz dolup taşma raddelerine gelmekten dolayı oturdum yazıyorum. Bu blogu açma nedenlerimden biri de beynimi boşaltmaktı. İlk iki sene oldukça iyi başardım. Bu sene biraz ite kaka gitmesine rağmen vazgeçmeye gönlüm varmıyor. Bir de şunu fark ettim. Birileri bana yaz dedikçe tam tersine geri çekiliyorum. Sanki o birileri yazma özgürlüğümü elimden almış, beni zincirle bir bilgisayarın önüne bağlamış. Bir zamanlar yazabilmek özgürlüğümü simgelerken şimdi aklıma altın kafesler geliyor. Tembele iş buyur sana bahane üretsin demenin daha felsefi bir yolu.

Neyse, çok uzatmadan asıl konuya geleyim: Bayram tatili bu sefer uzundu ya… hani biz de bir yerlere gitmedik ve İstanbul’da kaldık ya… işte tam o sıralar Harry Potter efsanesindeki son kitabın ilk bölümünün sinemaya uyarlaması nedeniyle bir kamp düzenleme fikri gelişti.

Biz ailecek Harry Potter’ı çok severiz. Sizden iyi olmasın. Hane halkının yarısı hem kitaplarını kaçar defalar yutmuştur hem filmlerini yine kaçar defalar seyretmiştir. Ben ne yalan söyleyeyim kitapları okumayı çok istesem de bir türlü fırsat yaratamadım. Hep bir bahane işte. Filmleri her seferinde sinemada seyrettim. Sonra birer kere de eve DVD’ler gelince… Son kitabın birinci bölümü Ölüm Yadigarları geçen hafta vizyona girecek olunca aslında hikayenin bütününü pek hatırlamadığımı hele de son filmi hiç mi hiç hatırlamadığımı farkettim. Öylesine ki Dumbledore’un öldüğünü bile unutmuşum. Olacak şey mi? Dolayısıyla bu kamp fikrine gözü kapalı atladım. Kiki zaten dünden hazır. Baş organizatör ve fikir babası [anası mı desem?] olarak işe koyuldu. Kuralları belirledi. Programı yaptı:

Cuma akşamından başlanacak Pazar sabahına kadar tüm DVD’ler toplu bir şekilde hiç kıpırdanmadan ve mızıldanmadan izlenecek.  Pazar sabahı ilk matineye sinema biletleri alınacak ve sondan ikinci bölüm sıcağı sıcağına görülecek. Bu kamp esnasında tüm yatak yorgan salona taşınacak. Pijamalar ve pofuduk çoraplar giyilecek. Salon büyük bir yatakhane, yemekhane, gusülhane, vs gibisinden ne kadar hane varsa ona dönüşecek. Kimse izinsiz salonu terk etmeyecek. Hatta izinli bile terk etmeyecek. Tüm cep telefonları kapanacak. Kapılar açılmayacak. Sadece acıkma durumlarında yiyecek, içecek, vs gibi hayatta kalmayı sağlayan malzemelerin dışarıdan temini için telefon kullanılacak. Tüm bunların dışında pazar sabahı ilk matineye kadar dış dünyayla her türlü irtibat kesilmiş durumda. Körlük filmini seyretmiş olanlar için, atmosferde onun gibi bir durum var diyebilirim. Tek fark, hepimizin gözü görüyor. Göz göre göre uygulanan bir kamp bu.

Cuma akşamı saat 7:30 sularında girdik. Kamp öncesi bayramdı, doğum günüydü, gezmeydi gibisinden muhabbetler çok olunca pek bir hazırlığımız olamadı. Buzdolabında kıymalı karnıbahar vardı ki, hane halkı oy birliğiyle salonda kurulmuş olan ambiansa uymayacağından yemeği reddetti. Halbuki gönül isterdi ki, mercimek köfteler, kısırlar, dolmalar, börekler, köfte patlıcan kızartmalar, un helvalar olsun, masalara dizilsin. Onun  yerine bilumum cips, kuru yemiş, pizza, ekmek arası, çikolata, şeker, vs… cinsinden ne bulunabildiyse onlar yendi.  Cuma gecesi kim nereyi boş bulduysa orada uyudu. Cumartesi sabahı yüzler bile yıkanmadan gecenin ikisine kadar devam edildi. Üstler açık yatılınca uyuya kalma ve filmi kaçırma kabusları görüldü. Her şeye rağmen pazar sabahı erkenden kalkılıp duşlar alındı ve ilk matineye zor yetişildi. Filmler öylesine uzunmuş. Bu arada sinemada sabah matineleri en keyif aldığım zamanlardır. Türkiye henüz uyanmadığından en izdiham olacağı düşünülen filmlere bile yer bulunur. Salon hınca hınç dolu değildir. Hatta çoğu film, özel gösterim havasında geçer.

Ölüm Yadigarlarını nefes nefese seyrettim. İkinci kısmı için hazirana kadar beklemek çok sıkıcı. Filmde bir ara Üç Erkek Kardeş Öyküsü için bir animasyon yapılmış işte onu çok beğendim. Film öncesi böylesi bir kampa girmenin sakıncaları da yok değil tabii; dünden beri kendime gelmekte, gerçek dünyaya ayak uydurmakta zorluk çekiyorum. Patronum büyüsü, Leviosa, Stupefix, Accio en sevdiklerimden. Birine mi kızdın Stupefix diyorsun sersemliyor, bir şeyini mi kaybettin Accio diyorsun ortaya çıkıyor. İş yerinde, okulda, oturduğun apartmanda, mahallede kanını, ruhunu emenler mi var Patronum diyorsun senden uzak duruyorlar. Avada Kedavra en kötü ve ölümcül büyü. İlgili  bakanlıkça uygulanması yasak. İyiyle kötüyü birbirinden ayıran tek büyü. Bu arada iyi ile kötü arasındaki tek fark, Sirius Black’in dördüncü filmde Harry’e söylediği gibi: hepimizin içinde hem iyiden hem de kötüden bulunur önemli olan davranışlarında hangisini seçtiğindir. Çelişkilerle var olan insan misali son kitapta öğreniyorsun ki ölümsüzlük elde etmek için bu yasak büyüyü 7 kere kullanman lazım. Yani ölümsüzlük için öldürmelisin. Bu bana “Irk” savaşlarının özünü hatırlattı. Potter efsanesindeki ana fikir şu; bir ırkın ebediyeti ancak ve ancak diğer ırkı yok ettiğinde sağlanır, melezlere yer yok vs, gibi sapık ve hiç insanca olmayan bir düşünce. Zaten Harry Potter bilindiği gibi tamamıyla bir hayal ürünü. Gerçek dışı.

Kampın bana bir faydası da şu oldu: elimdeki kitabı bitirir bitirmez Rowling’in ciltlerine başlıyorum. Melez Prens DVD’sinde Rowling ile yazı sürecine ilişkin bir röportaj var. İlginç. Bu sagayı yazması tam 17 yılını almış. Ve Rowling, gerçekte başından hiç hoş olmayan tecrübelerin geçtiğini, sürekli depresyonda olduğunu altını çizerek belirtiyor. Böyle depresyona girmeye can kurban dedim. Çıkmayı istemek delilik. Sonuçta dev bir eser üreteceksem ne gereği var. Kuyunun en dibinde karanlıkta bağdaş kurup oturabilirim.  Bu arada son cildi otel odasında yazmış bitirmiş. Yani kapalı olmak… tek başına olmak… ekmek elden su gölden yaşamak…bilmem yeterince açık oldu mu? Röportajda bir ara yeni eşinin söyledikleri de şuna geliyor; Rowling hayali iletişim kapılarını bir kere kapadı mı bir daha kendisine ulaşılamaz. Yine aklımda kalan bir nokta daha var. Klipte Rowling eskiden, sonrasında kaybettiği kız kardeşiyle birlikte gittikleri kiliseyi gezdirirken, orada duran kayıt defterini karıştırıyor. Kız kardeşi ve kendi isimlerini gösteriyor. Yanlarına not düşülmüş 10 ve 12 yaşında. Sonra aniden pat kapatıveriyor defteri; yüzünde muzip bir gülümseme. Harry Potter’daki karakterlerden birinin ismini nereden uydurduğumu şimdi hatırladım diyor. Sırrım ortaya döküldü.

Kıssadan hisse ben, biz bu kamp işini çok tuttuk. Haziran’da Harry Potter’ın son filmi piyasaya çıkacak. Ondan önce yine ikinci bir Potter kampına gireceğiz. Bu sefer hazırlık yapılacak. Hani şu dolmalar, mercimek köfteler, börekler, helvalar… Bu arada ben kitapları da okumuş olarak tam bir Potter uzmanı kesilmeye ant içtim. Gerçi evde hali hazırda bir tane var. Hiç abartmıyorum filmleri seyrederken tüm replikleri ezbere biliyor, önceden söylüyor. Kitaplarda bir çok sayfalar post-it’lerle işaretlenmiş. Bu arada haftada 3 saat İngilizce ile nasıl lisan öğrenilir sorusuna hiç tereddüt etmeden cevap veriyorum. HARRY POTTER izleyerek. Dolayısıyla asıl profesör doktor uzman var, ben uzman yardımcısı olacağım. Hazirana kadar kampsız nasıl beklenecek gibisinden bir soru gelmesin akıllara en kısa zamanda Friends kampı düzenlenmesine oy birliğiyle karar verildi.

Reklamlar