>

Çözüm uzakta değil, yanı başımda. 
Ne zaman söyledim? Nerelere yazdım? Uzun zamandır aradığım  çözümü geçen hafta evime 15 dakika yürüme mesafesinde buldum. En çok neden dert yanıyordum? Kendime ait bir odam, bir ofisim olamamasıydı sorunum. Hatta bir zamanlar arka odayı ne pahasına olursa olsun bir ofis haline getirebilmek için neler çektim. Bu günlük şahidimdir. Feng Shui’ci arkadaşlarla mı takılmadım, eve yardımcı mı almadım, neler yapmadım neler… Hiç biri fayda getirmedi. Bütçem olsa kendime ait bir oda kiralayacaktım. O kadar kaptırmıştım kendimi bu fikre. Hatta işi, günün birinde bunalıp sıkılan ve üç kuruşluk emekli maaşıyla kendine Cihangir’de bir garsoniyer tutan Mualla Hanım’ın öyküsünü yazmaya kadar vardırmıştım. Yalnız onun tek derdi, kendine ait bir göz odasında, gözlerden uzak keyfince iş işleyebilmekti. Neyse işte bir müddet oldukça ve epeyce hayıflandım durdum. Taa ki… Bu arada iyi ki bütçem olmamış yoksa har vurup harman savuracakmışım.
Bizim evden çıkıp tam karşıdaki sokağa dalacaksın. Bir müddet gittikten sonra soldan sahile doğru inmeye başlayacaksın. Bir müddet daha gideceksin. Sonra soldaki, göreceli olarak yere yakın apartmanlardan birinin arka bahçesindeki, pek de belli olmayan bir kapıdan Halk Kitaplığına gireceksin. İşte yeni ofisim. Bundan böyle Salı-Cumartesi sabah 9 akşam 5 oradayım. Parantez içinde; Working  Girl’ü seyrettikten sonra 9-5 çalışmak saplantı olmuştu. Onu da gerçekleştirmiş bulunuyorum. Darısı daha nice başka saplantıların başına…
Kitaplığı ofis tutmanın birçok avantajı var. Bir kere işletim masrafları belediyeden. İnternet var, faks var, fotokopi var. Eh, cep telefonu da ben de var. Gerçi sesini kapatıyorum ama olsun. Yine de var. İkincisi çalışmaya alışkın olduğum bir ortam, tanıdık, sevimli. Referans kaynaklar biraz az, kütüphane biraz sınırlı ama ortam mükemmel. Bu arada bu yazıyı okuyup, kitap, referans kaynak, neyin bağışı yapmak isteyenler yapabilirler. GAYET CİDDİYİM.  Devam ediyorum; tahta masalar, sandalyeler, sessizlik ve gözümü kaldırdığım her an önündeki işe dalmış tek tük kişiler. Hepsi okur, yazar.
Mahalle arası kitaplık olmasının avantajlarından önemlisi şu sakinlik… Hafta sonları çoluk çocuk daha fazla oluyor haliyle. Daha fazla dediysem geçtiğimiz Cumartesi 2 oğlan çocuğu vardı. Belli ki antrenmandan çıkıp gelmişler. Sadece hava olsun diye yanlarına koca çanta alıp, numaralı basket üniformaları giymedilerse tabii… Olabildiğince ses çıkarmadan konuştu gariplerim ama yine de… Bir ara 32 numara 11 numaranın cep telefonunu elinden düşürdü, camı kırıldı. Ufak çapta bir panik yaşandıktan sonra, “Babam vurur beni” kitaplıktaki görevli şeker kadın şu aklı verdi: Babana söyleme. Önce annene anlat, o bilir durumu kurtarmayı. 11 numaranın aklına yatmış olacak ki, yüzünde huzurlu bir gülümseme hemen annesini aradı. Gerisini takip etmedim ama olay kısa sürede yatıştı. Büyük ihtimal görevli şeker kadın haklı çıktı.
Tahta masa ve sandalyede oturup bir yere kıpırdayamamak, şeytan azapta gerek misali benim de hem performansımı hem de yaratıcılığımı arttırdı. İşte yeni sevdam bu. Yemek, bulaşık, ütü, temizlik, çamaşır, vs gibisinden ne kadar iş güç varsa hepsini evdeki külkedisine bıraktım (kimse ve neredeyse bu külkedisi, anne neden bizim de bir külkedimiz yok?) yazıyorum, okuyorum ve seyrediyorum. Öğlenleri bir saat yemek arası var. Maalesef belediye ticket vermiyor. Dolayısıyla Kunegond’u Yaşatma ve Kalkındırma Vakfı, Kunegond’a ticket verecek sponsor aramaktadır. VELEV Kİ CİDDİYİM. Meraklıları için Vakfın kuruluş evrakları ve diğer ilanları ile ilgili eski gönderiler burada.  
Reklamlar