>

Bugünün bulutları değil ama yine de idare eder. Şu anda gökyüzündeki manzara daha yanar dönerli. Güneş aralardan çıkmaya çalışıyor. Bulutlar henüz katman katman olmamışlar. Açıklı koyulu grilerin arasından sinir bozucu bir şekilde yer yer masmavi gökyüzü görünüyor. İyinin kötüyle savaşı var semalarda. Bugün karanlık günümdeyim. Dünya kararsın, her yer kararsın. Bulutlar alsın başını yürüsün. Güneş kararsın.

Sabah erkenden kalktım. En büyük keyfim, kimseler kalkmadan yarım saatcik olsun kahve içip kitap okumak. Daha önce de bahsetmiştim evde iki tane kedi var. Bir tanesi, anne olan yılışık mı yılışık. Eline koluna yapıştı mı ayıramazsın, kurtulamazsın. Bir de öyle bir bırakır ki kendini kucağıma, ayılar hamamda nasıl bayılır misali… Diğeri, onun yavrusu gerçi şimdi koskoca kazık oldu, hem de evde kaldı artık kız kurusu, anasının tam tersi. Gel dersin kaçar… gelir bacağına sırnaşır, elini uzatırsın sıçrayarak geri teper. Zorla kucağına alırsın kafasını geriye doğru atar, vücudunu kaskatı gerer, bir gözü kaçacak gibi dışarıda başlar miyavlamaya, bırak beni, bırak beni…. Bazı bazı kucağa alır da elini hemen karnına götürürsen karnı okşandığı müddetçe kucakta ses çıkarmadan kalır. Gene de kafası yere dönük bir gözü de dışarıdadır ama miyavlamadan oturur, hatta keyifle mırıldanır.

Bu sabah dediğim gibi önümdeki yarım saatin vaat ettiği keyifle kalktım. Kahveyi bir süredir italyan usulü ocakta yapıyorum, sanki filtre kahveden daha çok sever gibiyim. Bir de kendimi bir zamanların Sophia Loren’i gibi hissediyorum.Yeni kalkmışım, üzerimde sabahlık, saç baş dağınık, ayağımda çoraplar, topuklu terlik, hayat henüz aynı o eski filmlerdeki gibi siyah beyaz. Kahve makinesi dünden hazır, alıp ateşin üzerine koydum. O oladursun, ben tuvalete gittim. Çıkışta odaya uğradım, başucumda geceden yarım kalan kitabımı, cep telefonumu aldım. Telefonu da yanıma alıyorum ki, kitaba dalıp vaktin geçtiğini unutmayayım. O arada kahvenin kokuları ve fokurtuları başladı. Ocağı söndürdüm, cep telefonu cebimde, kitap koltuğumun altına sıkıştırılmış, diğer koltuk altına da nihaleyi kıstırdım, kahve makinesini bir elime aldım diğer elimde fincan doğru salona koltuğa yerleştim.

Kahvemi fincana boşalttım, elime kitabımı aldım dün geceden kaldığım yeri arıyorum. Bu evde kalmış kız kurusu yavru geldi, öyle nadirdir ki geldiği, bacağıma sürtündü. Sabah erken olmasa hiç yüz vermem, uykunun mahmurluğu üstümden akmamış, yatağın sıcaklığı tüm hararetiyle iliklerime kadar içimde, kedinin sırnaşması bir sevgi kucaklaşmasıyla eş değer geldi o anda. Hay almaz olaydım kucağıma, zayıflık işte… Almamla beraber, zaten elimi uzatırken kaçma hamlelerine başlamıştı alçak, kader işte bazen kilitlenir ya, işte benimki de öyle kilitlendi bu sabah hayalimdeki kedili kucağın sıcaklığıyla… Çabuk davrandım ve kollarımın arasına sıkıştırdım. Elimi daha karnına bile götüremeden, yine de iki sıkının arasında öptüm ısırdım, hiç hoşuna gitmedi tabii, başladı canhıraş miyavlamaya ve fırladı kaçtı. Tutamadım. Her ne kadar böyle tepkisel bir yaratık olsa da hakkını yemeyeyim asla tırnaklarını çıkarmaz, tırmalamaz, ısırmaz. Üstelik tırnak kesme adeti de yoktur bizim evde…

Neyse dedim ya sabah sabah aklım zaten kahve ve kitapta olayın üstünde fazla durmadan kanepede duran battaniyeyi aldım sarındım, tekrar yerime oturdum.  Elimi fincana uzattım ilk yudumu alacağım arkadan bir puf sesi baş gösterdi. Bizim evde kırmızı, naylon deri kaplama, içi beyaz poliüretan boncuklarla dolu armut şeklinde bir puf var. Üstüne oturulduğunda ya da bu kediler çıktığında hışırdar. İşte o hışırdama kulaklarımın dibinde. Aniden fırladım yerimden. Neden mi? Bu bizimkisi, alçak yavru, zaman zaman o pufun üstüne işer de ondan. İşte onun paniğiyle fırladım ama geç kalmışım, bir de üstüne üstlük benim fırlamamdan ödü patladı, işini henüz bitiremeden kaçmaya kalktı. Sen misin panik yapıp beni korkutan al işte der gibi bütün ev damla damla çiş oldu.  Puf, salon, koridor taa iç odaya kadar.

Bazen bazı şeyleri olağan akışına bırakmak, anı yaşamak gerekir derim ya, işte bu da onlardan bir tanesiydi. Ne var bunda bu kadar panik yapacak? Hayvan başlamış artık işemeye engellemek neyime? Bekle bitirsin işini, ondan sonra pufu nasıl temizleyeceksen temizle. Zaten sabah sabah kucağına almışsın, sıkıştırmışsın, kabahat sende. İşte sana intikamı. Dolayısıyla bu sabahki yarım saatlik kahve kitap muhabbetim heba oldu. Kıssadan hisse güneşe güzel havaya tahammülüm yok. Bat dünya bat.

Reklamlar