>

2009’un Ocak ayında Murat Gülsoy’un BUMED’deki Yaratıcı Yazarlık Kursu’yla başlayan yazı macerasının bugün de yine aynı yerde aynı yazarla Atölye olarak devam ettiği kimse için sır değil. Geçen hafta Perşembe günü atölye öncesi senenin kapanışını yaptık, kadehlerimizi tokuşturduk. Atölyeden sonra bir kahve içelim de evlere öyle dağılalım dedik, mekanın kapanışını yaptık. Şimdi bunun sıradan insanlarla ne alakası var?

Şöyle: İki seneden bu yana yazdığım öyküler, öykücükler, her ne kadar her hafta bir öykü yazamasam bile oldukça birikmiş. Geçenlerde burada da paylaştığım gibi aklıma onları bir araya toplamak geldi. Aralarından unuttuklarım bile olmuş. Evin içinde nasıl dağınıksam bilgisayar içi arşivleme konusunda da aynen öyleyim. Hiç bir fark yok, içler acısı. Öyle ki tüm öyküleri aynı word dosyasının içine alt alta sıralamak tam bir haftamı aldı. Kimisini gmail’in Sent Items’larında buldum, bir kaçını eski bilgisayar bozulduğunda kurtarılabilen hard diskin kayıtları içerisinden çıkardım, diğerleri sağa sola atılmış memory stick’lerdeymiş, vs… Ve hala da hatırlayabildiğim bir tanesine ulaşabilmiş değilim. Nerede olabilir hiç bir fikrim yok. Üstelik sınıfta okunduğunda bundan öykü olmaz ama güzel bir roman çıkar şeklinde yorum gelmişti ve ben de ileride bir gün yazarım diye onu güllü budakları çarşaflara sarıp sarmalayıp bir de naftalinleyip kaldırmıştım. Kim bilir nereye? Tam şeytan aldı götürdü hala geri getirmedi durumları .

Sonunda öyküleri toparladım toparlamasına ama… Bir çoğu yeniden elden geçecek. Daha yapılacak çok işi var. Amacım onları bitmiş bir proje haline getirmek. Bu arada yazın plajda güneşlenirken aklıma başka bir roman fikri daha geldi. Eylül ortalarına kadar olurdu olmazdı düşündüm. Hatta oturdum ilk 6 sayfasını yazdım. Birinci zorluk şurada başladı. Sıradan bir karakterim var ve onu konuşturmakta, davranışlarını hayal etmekte zorluk çekiyorum. Bir türlü ilerlemiyor. Sonra hazır öykülerimi de toparlamışım ya… Oturdum bu güne kadarki yarım yamalak bile olsa var ettiğim karakterlerimi inceledim. Hepsi uçuk kaçık, beklenmedik durumlara sanık ya da tanık kişiler. Bir tane bile eli yüzü düzgün birisi yok.

Cuma sabahından beri düşünüyorum. Sıra dışı biri hakkında yazmak bu kadar kolayken, iyi ya da kötü bir sürü karakter oluşturmuşum, sıradan birini tarif etmek, halbuki kulağa ne kadar basit geliyor değil mi, neden bu denli zor? Sıradan kişi kimdir? Ne yapar? Sıradanın tanımı nedir? Sıradanın ne olduğu üzerine en ufak bir fikrim yokken, olsa üzerine yazmakta zorluk çekmem, nasıl oluyor da oluşturduğum kişilikleri sıra dışı olarak tanımlayabiliyorum?

Biraz önce TDK’da Sıradan’ın tanımına baktım. Bayağı. Bayağı’nın tanımı ise 1- Aşağılık, pespaye, anlatmak istediğim bu türden bir kişilik değil. 2- Basit, adi, amiyane, banal yani herkesçe kullanılan anlaşılan. Bu ikinci şıkta biraz daha ipucu var sanki. Herkesçe kelimesi önemli, toplumun her bir bireyi tarafından anlaşılan, kullanılan ve kabul edilen ya da edilebilir davranışlarda bulunan. Öyleyse sıradan ya da sıradan olmayan karakterler oluşturmak için yani roman içinde diyorum o romandaki diğer kişilerin ait olduğu toplumu tanımlamam gerekir. Öyle değil mi ya… Tüm erkeklerin maço olduğu bir toplumda kadın özgürlüğünden bahsetmek sıra dışı sayılırken, amazonların içinde bu konunun lafı bile olmaz.

Peki, tüm bunları yazacak olan ben olduğuma göre, bir yazar en iyi bildiği şeyi yazmakla işe başlamalıdır ya, öncelikle kendimi yaşadığım toplum içinde bir yere koymalıyım. Çok fazla detaya kaçmadan sıradan ya da sıradan olmayan şeklinde basit bir ayrım yapıyorum. Kafamı kaldırıyorum ve bakıyorum: yakın çevremdeki kişiler arasında kim ne kadar yazıyor ve kim ne kadar okuyor? Okumayı şimdilik bir kenara bırakıyorum. Çok net bir şekilde incelemek zor. Çoğunluğun satılan ve basılan kitap sayısına göre bir fikri vardır; hangisi sıra dışı okumak mı okumamak mı?

Yazmaya gelince oturduğumuz apartmanda 12 daire var. Her dairede ortalama 3 kişi oturuyor desen 36 eder. Biliyorum ki benim haricimde bir de üst komşunun kızı çocuk öyküleri yazmayı deniyor. Gerçi o da bir kaç ay önce bir arkadaşıyla başka bir eve taşındı. Hadi diyelim taşınmadı ve 36 kişi içinde o ve ben 2 kişi yazıyla haşır neşiriz. Bu da %5,5 gibi bir oran veriyor ki, herkesçe tanımına uyması oldukça zor. Yani o ve ben bu apartmana göre okuma yazma açısından sıra dışı sayılırız. Aynı yazarlar sitesinde oturan bir bankacı ya da muhasebecinin sıra dışı nitelenmesi gibi bir şey  bu. Gerçi o tip sitelerin artık sadece adları yadigar kaldı ya neyse… Bir de bana kalırsa bu tür projeler baştan kokmaya mahkum balıklar. Neden derseniz; yazarlar sadece yazarlarla yatıp kalkarlarsa ne yazacaklar? Şaka bir yana sıra dışı olunca şöyle bir de sorun baş gösteriyor: sıra içi olanların karşı davranışı ne olacak?

Uzun zaman oldu görüşmeyeli neler yapıyorsun, şeklinde soranlara aşağı yukarı bir senedir yazar olmaya çabalıyorum diye cevap veriyorum, öykü yazıyorum denemelerim var, roman üzerinde çalışıyorum, vs… Kimisinin gözleri parlıyor, heyecanlanıyor, gururlanıyor, benim adıma seviniyor, ama büyük bir çoğunluğun cevabıysa; ay bu eskiden beri böyleydi hep hayaller peşinde bir işe yaramadı yaramayacak bir türlü, kelimelere dökmeseler bile…

Yine üstüne basarak tekrarlıyorum, biraz da kendim için yapıyorum bunu, iyice kafama yerleşsin diye; mesela beni bu çevreden alsalar gelmiş geçmiş yerli yabancı ünlü yazarların arasına koysalar bu acemi işlerle kim sıra dışı olur? Tabii ki ben. Kıssadan hisse; romanda sıradan kişi yaratmaktaki zorluğum ortamı ve çerçeveyi çizmeden her hangi bir olayın ortasından anlatmaya başlamış olmam da yatıyor. Sahneye bir olayla çıkmak güzel bir şey belki ama sahne arkası hazırlıklarını yapmadan çala kaşık yazmaya fırlayınca henüz altıncı sayfadayken tıkanıyor Kunegond.

Çala kaşık yazma işini tamamıyla bloga bırakıyorum ve bundan tezi yok genel çerçeveyi kağıt kalem üzerinde oturtmadan roman işine dalmıyorum. Anlaşılacağı önemli kararlar alma aşamasındayım. Hay aksi şeytan ya… yine mi tecrit olacağım sosyal ortamdan. Sıkıldım artık insan ve kültür içine çıkmak istiyorum…. Neyse, biraz daha sabır. Bir kaç gün de böyle deneyelim bakalım.

Reklamlar