>


Dün akşam tembel tembel otururken Kiki’nin ders notlarını karıştırasım geldi. Her defterini kitabını karıştırmam tabii ama Fransız Edebiyatı dersi özellikle ilgimi çeker. Öğretmen tatil için olası tartışmalara farklı düşünce örnekleri olabilecek bir sürü toplama metin vermiş, yılbaşı sonrası sınav var. Bir baktım Umberto Eco’nun La Guerre du Faux (Sahtenin Savaşı) isimli yapıtından kısacık bir parça. İlgimi çekti, hızımı alamayıp çevirisini de yaptım. İşte aşağıda. 

Neden beni bu kadar etkiledi bu parça? Seneler önce, en az on sene, benzer düşünceleri bazı arkadaş çevrelerinde de ifade etmiştim. O zamanlar Fransa’dan yeni gelmiştik, arkadaşlar arasında kendimi kısıtlamadan düşüncelerimi ifade edebilirim sanmıştım, alışkanlıkla. Neyse… Tabii bu garip garip bakılmama ve şimdi hatırlayamadığım bir sürü sıfatla suçlanmama yol açtı. Konuya bir ara bu blogdaki, eski gönderiler içinde de hafif değinmişliğim vardır. İşte dün akşam bu parçayı okuyunca bir anda hatıralarım canlandı. Bir de şunu anladım: Umberto Eco’nun ifade gücü benzersiz. Kendimi bu şekilde ifade edebilsem daha ne isterim. Dünkü Noel Baba listesine bir kalem daha çıktı işte. 

Ah şu fanatik grupları

Futbol tutkunlarına karşı aslında hiç bir itirazım olmadığını söylemek zorundayım şimdi. Aksine, onaylıyorum ve gökten zembille indirildiğini düşünüyorum. Tribünler üzerinde kalp krizinden giden bu fanatik grupları, ciddi yaralanmalara maruz kalarak bir Pazar günlük  şöhretin cezasını çeken şu hakemler, atılan taşlardan kırılan camlarla yaralanarak arabalarından kanlar içinde inen şu seyirciler,  tıklım tıklım dolu ve muhtemelen bir TIR’ın altında kalacak  “Fiat 500”lerinin pencerelerinden bayraklarını çıkararak sokakları istila eden çılgın gençler, sancılı cinsel kısıtlamalarla psikolojik çöküntüler yaşayan sporcular, karaborsa bilet alarak ekonomik yıkımlara uğrayan aileler, kutlama şölenlerine katılan ve patlayan fişeklerle kör olan bu coşkulu insanlar yüreğimi sevinçle dolduruyor. Uçurum kıyısında yapılan motosiklet yarışlarından, çılgın paraşütle atlama gösterilerinden, körü körüne yapılan alpinizmden, şişme kanolar üzerinde okyanusları aşmadan, rus ruletinden, uyuşturucu madde kullanımından yana olduğum kadar futbol tutkusundan da yanayım. Yarışlar ırkların gelişmesini sağlar ve tüm bu oyunlar ne mutlu ki en iyilerin ölümüyle sonuçlanır ve böylelikle insanlığın yeni ve orta derecede gelişmiş oyuncularla sakin bir şekilde kendi yolunda devam etmesine olanak tanır. Savaş, dünyanın tek sağlıklı temizleyicisidir şeklinde düşünen fütüristlerle oldukça aynı fikirdeyim, tek farkla: yalnızca gönüllüler savaşa katılabilseydi. Maalesef,  karşı olanları da yakalayıp götürür ve bu anlamda ahlak açısından sportif gösterilere nazaran daha aşağılıktır. 
Reklamlar