>

Elimde minicik ama kalın mı kalın küp şeklinde bir kitap var. Bir kaç sene önce Remzi’den almıştım. Yazarlara yönelik. Özellikle de tıkalı olanlarına. Her bir sayfasında söz konusu yazara ilham vermesi beklenen bir konu yazılmış. Aldığım günden beri başucumda radyolu saatimin, kitaplarımın ve su bardağımın, ne romantik değil mi, henüz dişlerimi çıkarıp su dolu bardağın içine koyma aşamasında değilim, arasında durur. Her akşam yatmadan önce şöyle düşünürüm: sabaha ilk işim şunu elime alıp içindeki ilk konudan başlayacağım ve yazacağım. Tabii sabah olunca o günün telaşıyla unuturum.

Bu sabah elime aldım kitapçığı geldim bilgisayarımın başına… Bir yandan da geceki rüyamı düşünüyorum. Fransa’daydım. Hatta hepimiz Kiki, ben ve canımın içi (kocam oluyor). Bundan sonra C.İ. olarak anılacaktır, bir an eski iş yerimde sözleşme taslağı yazıyorum sandım. Kabus. Neysem, rüyalarımda Fransa’ya ilk gidişim değil, öyleki komşu kapısı gibidir. Ne zaman sıkılsam bunalsam hop gece oradayımdır. Stresli bir iş gününün çıkışında arkadaşlarla bara gitmek gibi bir şey bu.. Fakat ve fakat bu Fransa, adı Fransa ama öylesine acayip ve değişik ki hatta hiç görülmedik bir yer. Ya da en azından ben rüyalarım dışında başka hiç bir yerde görmedim. Çizme yeteneğim olsa içinde bulunduğum şehri kağıda dökmeyi ve acaba gerçekten böyle bir yer var mı şeklinde her gördüğüme sorabilmeyi isterdim. Öyle ki rüyamdaki bu yer, değil Fransa’nın her hangi bir gerçek şehri, bugüne kadar bulunduğum hiç bir mekana benzemiyor. Ama bir o kadar da gerçek. Hangi şehir? Hangi memleket? Kitapçısıyla, gazetecisiyle, süper marketiyle, alışveriş merkeziyle, pastanesiyle, müzesiyle, tarihi eserleriyle, otobüsüyle, metrosuyla, şehrin içinden akan nehriyle, heykelleriyle, ara sokaklarıyla, parklarıyla, evleriyle, okuluyla, üniversiteleriyle …başlı başına gerçek bir şehir. Ne Lyon ne Paris ne de başka bir şehir… Ve ben her seferinde oradayım. Aynı yerlerde avucumun içinde gibi dolaşıyorum.

Bu şehirde olduğum gecelerin sabahında hiç uyanmak istemem. Bu sabah da saat çaldı. Kapattım. Anında yine sokaklardayım, dolaşıyorum. Hatta okula yazılma işini de halletmişim, eve gitmeden markete uğrayıp alışveriş yapacağım. Hava gri, yağmur yağacak gibi ama gökten damla düşmüyor. İçimde garip bir neş’e… Hem de çılgıncasına… Böyle sevinç görülmemiş. Fakat bir kere saat çalmış ya, taa derinlerden bir yerlerden görev, sorumluluk duyguları yavaş ve sinsi bir şekilde yüzeye çıkıyor. Aldırmıyor markete doğru yoluma devam ediyorum. Köşede her zamanki kitapçım. Vitrinine bakmadan geçemiyorum. Sinsi sorumluluk duygusu işte tam vitrinin önünde yeni çıkan kitaplara bakarken beni yeniden yakalıyor. Bu sefer geçen defakinden daha keskin. Yine de kurtulmayı başarıyor ve yoluma devam ediyorum. Akşama şarap da almalıyım derken sinsi sorumluluk beynimi sıkıştırmaya başlıyor. Rüyamdaki şehrin içindekilerle ezilip yastığa aktığını ve ondan boşalan yeri evden çıkmadan önce yemek yapıp bırakman lazım gibisinden günlük işlerin doldurduğunu hissediyorum. Bir sonraki aşama yataktan fırlayarak kalktım.

Kalkar kalkmaz ilk işim koridorda sağa sonra sola çarparak mutfağa gitmek ve, mutfak evdeki ofisim, bilgisayarı açmak olur. Sonrasında bir gün evvelinden kirli bıraktığım, ki uyanabileyim, İtalyan kahve aletini yıkar, suyunu kahvesini doldurur ocağın üzerine koyarım. İkinci basamak tuvalet. Çıkışta kahvenin olduğunu belirten fokurdama seslerini duyarım. Ocağın altını söndürürüm. Mis kokulu kahve fincanımı ve lap topumu mutfak masasının üzerinden alarak, gider salona yerleşirim. Sabahın  bu erken saatlerinde henüz kimse kalkmamıştır. Bir saatlik vaktimi  keyfim yerindeyse bugünkü gibi bloga yazarak  yok yerinde değilse mutlaka kitap okuyarak ki yerine gelsin, geçiririm

İşte bugün de aynı şeyi yaptım. Elimde bir fazladan şu ilham küpü var. A-ah bu kelimeyi çok sevdim. İlham Küpü. İlk işim bloga bakmak oldu. Dünden bir takım değişiklikler yapmıştım ama görüntülemeyi bir türlü elde edememiştim. Yine de kendi kendime şöyle bir söz vermiştim her ne kadar görüntülenme sorunu olsa da düzenli olarak günlük yazmaya devam edecektim. Zaten görüntülenme sorunu yerel. Yurt dışından tıklanınca gayet rahat çıkıyor. İkincisi belki farkındayım belki değilim ama düzenli blog yazmak ruhumu ne desem okşuyor, geliştiriyor, şenlendiriyor, vs…

Bazen bazı şeyleri öyle uzatıyorum ki, anlatırken de böyleyim kimse dinlemez beni… neyse işte asıl söyleyeceğimi öylesine geciktiriyorum ki etkisi kaçıyor. Kıssadan hisse

BLOGUM GÖRÜNTÜLENİYOR. Yuppi yupii Ya Ya…. Yep Yep

Aynı sorundan dertlilere Anne Kaz’ı tavsiye ediyorum. Ben o şekilde yaptım. Açılması bir gece sürdü. Biraz sabır. Anne Kaza tıklayın. Teşekkürler Anne Kaz.

Ama şu rüyalarımın şehri hangi şehir?
Ve ilham küpü yine başka bir sefere kaldı.

Reklamlar