>

Uzun zamandan bu yana İstanbul gecelerinin, daha detaycı davranırsak Cihangir gecelerinin çılgınca partilerine akmamıştım. Akşam üstü gibi, efendi efendi evime girdim. Kitabımı kahvemi aldım koltuğa gömüldüm okuyorum.

Dün sabah ani bir ilhamla Anais-Nin’in Günlüklerini okumaya karar verip elime almıştım. Ani diyorum çünkü amazondan ısmarladığımda yanlışlıkla 6. cildi göndermişler. Nasıl canım sıkıldı anlatamam. Böyle zamanlarda kendimi gerçekten de bir öykü kahramanı gibi hissederim. Canımın sıkıntısından değil garip saplantılardan. Takmışım bir kere en başından başlayacağım okumaya diye şimdi ilk beş ciltte ne olup bittiğini öğrenmeden nasıl geçeyim altıncı cilde.

Gittim geldim başucumda duran kitabı elime aldım, evirdim çevirdim, içine bir göz attım yerine koydum. Bu davranışı defalarca, günlerce tekrarladım. İyice sinirim bozuldu. Hadi hemen amazona yeniden sipariş ver diyeceksiniz. Eski zenginlik zamanlarım olsa hemen yapacağım ama bu aralar işler kesat. Neredeyse senede bir sipariş verir durumundayım. Baktım olmayacak, kitabı başucumdan aldım koridordaki kısa kitaplığın üzerinde duran yığınların arasına sokuşturdum. Gözden ırak gönülden de ırak meselesi. İşe de yaradı. Dün sabaha kadar unutmuşum. Dün sabah elimdeki kitap bitince içeriye Tobias’ın Roman Yazma Sanatını almak üzere koştum, koridordaki yığınlara gözüm takıldı. Onca kitabın arasından en altlarda kalan Anais Nin’i buldum çıkardım. İyi ki de çıkarmışım dünden beri elimden bırakamıyorum. Ve ilk fırsatta kadının diğer günlüklerini de ısmarlayacağım. Gerekirse evdeki kumbaraları boşaltırım. O kadar hırs yaptım.

Bir kadın olur da bu kadar mı benzer duygulara kapılır ve tüm bunları en içtenliğiyle anlatır. Ayrıca Anais Nin’den öğreneceğim çok şey var. Kendini ifade etme tarzı mükemmel. Hele yapmış olduğu benzetmeler o kadar yerinde, değişik ve güzel ki… Günlük olduğu için hiç kasmadan, içinden geldiği gibi, hislerini de analiz ederek kullanmış o benzetmeleri. En doğal şekilleriyle. Neredeyse her satırının altını çiziyorum. İçinde ayrıca psikologuyla yaptığı konuşmalar, anne kız ilişkileri, baba kız ilişkileri, mektupları (Henry Miller’a olanlar hariç, onlar başlı başına bir eser), analizleriyle birlikte rüyaları, vs’ler de var. Anlaşılacağı içerik olarak oldukça zengin. Bugüne kadar neden saplantı yapıp birinci cildi beklemişim bir anlam veremedim. Yine de sevinçliyim.

Gerçi amacım dün geceki çılgın partiyi anlatmaktı. Elimdeki kitabın ilginçliğine rağmen uyku vakti gelince bana hiç bir şey sökmez. Şöyle hafiften içim geçmiş. Ortağın telefonuyla kendime geldim. Gel çok eğleneceğiz diyor. Bu aralar telefonla uyandırılmalarım çok oldu ama ne yapalım. Bu seferki ortak. Dişi canımın içi. Neysem ev partisiymiş. Kimin evi olduğunu da biliyorum. Zaten tanıyorum. Eskilerden Hisar Ali Baba zamanlarından. Artık olacakları tahmin edemeyen kalmadı, değil mi? Bu gibi durumlarda iki elim kanda olsa kalkıp gidiveriyorum. Bu sefer fazla hazırlanmadım. Üzerimde ne vardıysa paltomu atkımı aldım çıktım.

Cihangir’deki o arkadaşın evini çok severim. Apartmanın girişinden pek belli olmasa da içerisi oldukça geniş eski bir bina. Dar aralıklardan geçersin bir avluya çıkarsın sonra avludan başka bir binaya geçersin işte dördüncü katında leb-i derya biraz da karanlık gotik tarzı döşenmiş bir evi vardır. Yukarı çıkmadan avluda kendisine rastladım. Köşedeki bakkaldan bir şeyler almış geri dönüyor. Eve mutfak kapısından girdik. Benim ortak tabii mutfakta, özel menü hazırlıyor. Biraz ona yardım ettim, işleri bitirdik. Sonra içeriye geçtik. Nasıl kalabalık anlatamam. Ayrıca tüm Leman dergisi çalışanları, yazarları, çizerleri orada. İyi ki gelmişim diyerekten, ayrıca erken kalkarım çok kalmam diyerekten sabahın ilk ışıklarına kadar çılgınca eğlendim.

En son ev sahibiyle masa başında oturduğumuzu hatırlıyorum. O da uyumamış ben de. Diğerleri evde buldukları yatak, kanepe cinsinden ne varsa üzerine kıvrılıp kalmış. Benim ortak içerideki odalardan birinde kendinden geçmiş… Ya dedim ne olacak senin işin yok mu bu sabah? Var dedi. Peki nasıl yapacaksın? Ben alışkınım. Ben alışkın değilim. Perişan oldum gitti bugün. Üstelik Cuma yılbaşı bizim evde de parti var. Dolayısıyla bugünden alışveriş yapılacak. Hindi neyin ayırtılacak. İç pilav için ciğer bulunmaz şimdi. Bir gün evvelden alıp depolamak lazım. Tatlı düşünmeli. Ah, nasıl dayanacağım, günü nasıl kotaracağım?

Biz de birazcık kıvrılalım bir kenara teklif ettim. Yok ben çıkıyorum şimdi dedi. Bizim tayfayı da alıp gidiyorum, sen kıvrıl uyu sonra kapıyı çeker gidersin. Sabah sabah düşünüp durdum. Bir türlü karar veremedim. Dalar kalırım sonra al başına belayı. O arada başka bir odadan belli belirsiz televizyon sesleri geliyor. Kim bu böyle televizyon seyreden? Ev sahibi annem dedi. Dayanamadım oturduğum yerden kalktım içeriye gidip baktım. Gerçekten de televizyon açık. Digitürk’ün sinema kanallarından birinde her hangi bir aile filmi var. Arkadaşıma içeriye seslendim, ya sizin bu televizyon bizimkiyle aynı. Biz de yenisiyle bir türlü değiştiremedik. İçeriden hiç cevap gelmedi. Annesine baktım, arandım. Odada benden başka kimse yok. Ayrıca oda bizim salona ne kadar da benziyor. Tam içeriye dönüp ya tesadüfün bu kadarı olur diyeceğim sizin bu içerideki oda bizim salonun döşemesine ne kadar benziyor, o anda jeton düştü….

Ben erkenden uyuyup kalınca, Kiki seyretmekte olduğu televizyonu, ışığı olduğu gibi açık bırakıp gitmiş odasına yatmış. Tüm gece derinden gelen seslerle kendimi partide sanmışım. Uykumu almış ve cin gibi olduğuma mı sevineyim yoksa o çılgınca partinin hayal olduğuna mı üzüleyim karar veremedim…

Reklamlar