>

Hastanede kaldığımız bir kaç gün içinde günlük tutmadım. Sahip çıkamam endişesiyle diz üstünü de yanımda götürmediğimden, zaten gecenin bir yarısı intikal etmiştik, sonra da gidip alacak vaktim olmadı, vs… pek bir yazı yazamadım. Yanımda götürdüğüm kitaba gelince ancak iki sayfa ilerleyebildim.

Odalar nasıl sıcaktı anlatamam. Öylesine piştim ilk gün. Camı açmaya kalkınca, uğraş uğraş bir türlü beceremedim. Yarısı hafif aralanıyor diğer yarısı sanki bir şeyler tutuyormuş gibi takılıp kalıyor. Deli olmak işten değil. Anında gurur meselesi yaptım. Nasıl olur da ben bu pencereyi açamam? Bir iki çekiştirdim. Sarstım. Çerçevenin sağına soluna vurdum. Tık yok. Kıpırdamadı bile yerinden. Annem yattığı yerden dayanamadı. İki ağrı arası, bırak kıracaksın diyor. Yok diyorum açacağım. Sana sıcak gelmiyor mu? Bilmem diyor fısıltıyla. Tabii onun ateşi var. İçi üşüyor. Cehennemi sıcak olsa yine üşüyecek. Dolayısıyla ben yine pencereyi kurcalamaya devam ettim. Üç beş dakika sonra baktım olmayacak, pes ettim. Doğru koridora seyirttim.

Hemşire bankosunun önüne geldim. Nasıl da utanıyorum. Hastanede yer yok. Bizi kanser koğuşuna aldılar. Yoğun tedavi gören hastaların yanı sıra annem yürüyemiyor, ağrıları çok falan ama yine de göreceli olarak kalçasında sivilce çıkmış gibi bir durum söz konusu. Eh, bir de ben yanında refakatçi. Ne olmuş?  Prenses sıcaktan bunalmış, camı açamamış, hemşireleri rahatsız ediyor durumunda.. İşte böyle duygular içerisindeyim. Bankonun kenarında durup arka tarafındaki telefon ve gidip gelme telaşını bir müddet seyrettim. Bir taraftan ilaçlar, serumlar geliyor. Diğer taraftan bazı odalara doğru bir koşturmaca… Ameliyata gidecek hastalar, ameliyattan gelenler, vs… Tam yanaşıp pencereyi açamadım diyeceğim soldan kat temizlik görevlilerinden birinin geldiğini görünce çölde su bulmuş kazazede gibi adamın üzerine saldırdım. Aman dedim ne olur gel beni bu sıcaktan kurtar. Oda çok havasız.

Sağ’olsun hiç ikiletmedi, hemen geliverdi arkamdan. Ben şu lanet pencereyi açamadım diye tekrarladım. Belki siz denerseniz… Gayet sakin yüzüme baktı ve hemen akabinde suç mahaline doğru yöneldi. Hah, dedim içimden işte erkek kuvveti, aklı, becerikliliği. Birazdan rahatlayacağım. Havasızlıktan neredeyse nefes alamayacak duruma gelmişim. Beter böcek hali… Adam cama iyice yaklaştı. Elleriyle mandalı kavradı. Denedi. Olmadı. Açılmayıp tutukluk yapan yere doğru uzandı. Bir kaç kontrol eder, kurcalar gibi bir şeylerle uğraştı. Ben daha çok kapıya yakın durmuşum. Ne yaptığını detaylı fark edemiyorum ama içim heyecan dolu, o pencerenin açılmasını sabırla bekliyorum. Açılır açılmaz ilk işim neredeyse yarı belime kadar sarkmak olacak. Gerçi onun da pek mümkünatı yok. Pencerenin önünde tramplen tahtası genişliğinde koskoca bir mermer set var. Ayrıca bu set benim göğsüme kadar geliyor. Üstüne üstlük yedinci kattayız. Hoplayıp, zıplasam bile yerdeki asfaltı görme şansım sıfır. Ancak ve ancak karşıdaki apartmanın arka balkonlarını dikizleyebilirim. Zaten onlar da bizi dikizlemiyorlarsa…

Ben böyle kendi kendime hayallere dalmışım, kat görevlisi aniden bana doğru döndü ve bu pencereler açılmaz hepsi vidalıdır, işte bakın demez mi? O anda nasıl oldum, sonra nasıl kendime geldim bilemiyorum. Bir kaç dakikalık algılama durgunluğundan sonra neden dedim. Neden? Olayı yatağından seyreden annemle birbirlerine baktılar, sonra bana döndüler. Adam sesini soluğunu çıkaramadı. Annem dayanamadı. Neden olacak hastalar aşağıya atlamasın diye…

Peki tamam. Anladım. Madem öyle, o zaman neden pencere pervazı yapıp umut veriyorsunuz ben refakatçiye? Hadi pencereyi pervazı da bir hatadır oldu yaptınız diyelim yardımcı çağırdığımda neden hemen söylenmiyor da, sonuçsuz kalacağı besbelli açma denemeleriyle iyice umutlanmama sebep olunuyor? Hayal kırıklığı daha etkili olsun diye mi? Psikiyatriye potansiyel oluşturmak için mi? Ben bu hesaplaşmalarla yine dalıp gitmişken kat görevlisi klimayı gösterdi. Bu odalar yalnızca bunlarla ısıtılıp, serinletilir.

Lafı daha fazla uzatmadan klimayla oynamasını hiç sevmem. Bir de alışkanlık yapmış, beynime kazınmış. Klimayla öyle bir derece aşağı iki derece yukarı oynanmaz. Neden? Bir zamanlar çalıştığım o çoklu uluslu büyük şirketlerden birinin mali işler direktörü klima hastasıydı. Şöyle ki, personel yani biz habire ileri geri oynamayalım diye duvardaki tüm klima kumanda kutularını çelik kafeslerle kapatıp, önlerine kilit asmış ve anahtarlarını da cebine atmıştı. Sabah akşam tüm şirketi dolaşır, kendisi açıp kendisi kapardı. Yalnız bu huyunun dışında çok şekerdi. İşte bu yüzden klimaya dokunamadım.

Şimdi yazarken aklıma geldi tatil köyü klimalarında bu drurum baş göstermiyor. Nedense hastanede huyum değişti demek ki. Üzerinde düşünmeli.

Klimayla oynayamadım ama ferahlamak için başka bir yöntem bulduk. Banyonun kapısını ve ışığını yanık bırakınca içerideki havalandırmanın çalıştığını ve odayı tatlı bir esintinin doldurduğunu fark ettik. Banyo kapısını açık bırakmak ayrıca ikinci bir işe daha yaradı : oda kapısından içeri dalmaya yeltenenler hali hazırda açık olan banyo kapısına takılarak bir karıştan fazla ilerleyemediler. Dolayısıyla kalkıp kapıyı kapıdan kurtarmak ve içeri girmek isteyeni buyur etmek gerekti. Kıssadan hisse öylesine tatlı hayallere daldığın bir anda hemşire hanım sürpriz bir şekilde elinde iğne, sırıtarak yatağın yanı başında beliremedi.

Reklamlar