>

 

Hafta sonundan bu yana evde kahvesiz idare etmeye çalışıyorum. Kahvesiz derken abartısız hiç yok. Ne Nescafe ne üçü birden hiç ama hiç bir şey yok. Çekirdeği bile yok yoksa kendim öğüteceğim. Bir türlü çıkıp alacak vakit bulamadım. Sabahları kahve olmadan uyanmak çok zor. Hadi hafta sonu çok erken kalkmama gerek yok şeklinde kendimi ikna ettim. Ama dünden beri durum fecaat. Kiki çıktıktan sonra, eğer kahvemi içememişsem o yatak, o kanepe öyle çekici geliyor ki bana içine gömülüp kalıveriyorum. Elimdeki en heyecanlı kitap bile beni uyanık tutmaya fayda etmiyor. Sonra da ancak öğleye doğru kalkıyorum. Gece bir türlü uyumak bilemiyorum. Yani bir büyük fincan sabah kahvesi yüzünden bütün düzenim altüst oluyor.

Dün uyanır uyanmaz ilk işim sokağa fırlamak oldu. Hem dedim kahve içerim hem de kahvemi alır gelirim. Ofis arkadaşımı da uzun zamandır görmemiştim. Onu da aradım. Müsaitmiş. Bu aralar ofise gitmiyoruz ama Cafe Nero’da buluşup biraz sohbet, biraz çalışma vs öğleye kadar hasret giderelim diye konuştuk.

Fakat bu arada aklım sürekli, içeceğim kahvede. Ona odaklanmış bir şekilde yine de giyindim, hazırlandım, her şeyi aldım çıktım. Giyindim derken öyle şeyler giymişim ki; dahası şöyle düşündüğümü hatırlıyorum. Kahverengi tonlarında bir şeyler seçmeye çalış ki uyum sorunu çıkmasın. Gün ışığına çıkınca, hey tanrım dedim  olur da bu kadarı olur, öyle uyumsuz kahverengi tonlarını bir araya toplamışım ki, deli kızın ayaklı bohçası gibiyim. Son zamanlarda kilolarımın alıp başını yürümesinden bu bohça benzetmesi pek uygun düştü. Üzerimde de yeşil paltom. Anlaşılacağı durumum içler acısı … En azından deve tüyü rengi paltomu giysem ya… Fakat öyle bir kahve krizine girmişim ki, her geçen saniyenin beni kilitlendiğim hedefimden uzak tuttuğunu en derinden hissederek eve geri dönme, üzerimi değiştirme riskini göze alamadım. Ve ilerlemeye devam ettim.

Yarı yolda ofis arkadaşımla buluştuk. Birlikte Cafe Nero’ya doğru ilerlerken biraz olsun dikkatim dağıldı, zaman çabuk geçti vs… Heyecanla girdik içeriye, kasada kahve çeşitlerinden birini seçtik. Benim seçim zaten kolay, sütsüz ve şekersiz ne var diye soruyorum. Ya Amerikano ya da filtre kahve… Türk kahvesi ve Ekspresso zaten hiç kesmez. Sıra paraları çıkarmaya gelince o da ne çantamı karıştır, karıştır cüzdan yok. Beynimden aşağı bir şeyler döküldü, bari kahve olsa… Öyle bir panik yaşadım ki orada ofis arkadaşım bana kahve ısmarlamayı teklif etti. Neyse o an sorun çözüldü. Bu arada iyi ki onu aramış ve buluşmuşuz yoksa o yolu tekrar geri gidip evden cüzdanı alıp yeniden çıkmak kabus olurdu. Böyle durumlar için bence vücuda yapıştırılacak kahve etiketleri olmalı. Hani sigarayı ya da alkolü bırakmak isteyenler için kullanılan cinsten.

Neyse bir şekilde dün geçti gitti. Eve geldim biraz çalıştım, okudum, yazdım. İki blog arkadaşımla buluşup konsoloslukta bir etkinliğe katılacaktık. Yazının öyle bir ortasındaydım ki yarıda kesip çıkamadım. Neyse hava biraz karardıktan sonra aklıma yine kahve düştü. Bir anda gündüzden yanımda para olmadığı için alamadığım kabusunu hatırladım. Tüm dolapları karıştırdıktan sonra, eski bayat bir Türk kahvesi paketi buıldum. Kahve makinemi bir zamanlar dükkana götürmüştüm. Sonra orada bıraktım. Yenisini de almadığımdan aklıma İtalyan makineyle yapmak geldi. Pek de olmaz gerçi dedim ama beni keser herhalde. NE KADAR YANILMIŞIM. Bir yudumu bile zor yuttum.

Bugün uyanır uyanmaz yani biraz önce yani saat 11 gibi panik halinde sokağa fırlayarak kahvemi aldım geldim, içtim. Bu sefer iyice akıllandım. Her zaman bir kutu alırım. İçinden 250 gr’lık iki paket çıkar. Derim ki ikinci paketi açınca çık kahveni al. Sanırım bir paketi o kadar çabuk bitiriyorum ki, böyle ellerim boş kalıveriyorum. Bu sefer iki kutu aldım. Yani 4 küçük paket. İkinci kutuyu açtığımda kahve satın alma çalışmalarına başlayacağım. Bu arada kamplumbağa mıyım neyim ben ya. Bu ne hız, başım döndü.

Kahve saçmalamalarından hiç bir şeye vakit bulamadığımı anladım. Geçen aydan beri yapmak istediklerim ve yapamadıklarım. İşte listesi:

1. Murat Gülsoy’un son kitabı Tanrı Beni Görüyor Mu? almak istiyorum. Aklıma takılan soruysa şu: Tanrı Beni Görsün İstiyor Muyum? Bu kitabı 3 defa ben alma girişiminde bulundum. 1 defa kız kardeşim aynı girişimde bulundu. Her seferinde kitapçıda kalmamıştı. Bu bir işaret mi?

2. Yekta Kopan’ın son kitabı Bir de Baktım Yoksun, ikinci defa almak istiyorum. İlki dükkandan yürüdü. Elimde kalmadı. Halbuki daha okumadığım öyküler vardı.

3. Orhan Pamuk’un Robinson’da satılan ingilizce son kitabı almak istiyorum.

4. Bir an evvel Beyoğlu’na inmek ve Pera müzesine gitmek istiyorum.

Daha listeleyecek çok şey var. Ama bu 4 maddeye takmış durumdayım.

Sabah, esasen öğleye doğru,  kahve almak için sokağa çıktığımda Solo tuvalet kağıdının yeni reklam sloganını gördüm.

“Mantıkla evlendiyseniz Solo kullanırsınız.” gibi bir şey. İlk aklıma gelen şu oldu:

“Selpakla aramızda bir aşk ilişkisi var”.

Reklamlar